Merkeziyetçi Mi Demokratik Mi?
Sendikaların işçi sınıfının okulları olduğu herkes tarafından bilinir ve sıkça söylenir. Bu okulların nasıl bir eğitim merkezi olacağı konusunda, hem birçok yön hem de birçok farklı görüş var.
Bunlardan biri de işçilerin sendikalarını yürütmek ve yönetmek için gösterdikleri pratik ve teorik çabadır. Komitelerden farklı olarak, sistem içi kurumsal yapılar olan sendikaların sınıfın araçları olarak nasıl kullanılabileceğini içindeki işçilerin yetenekleri belirler. Sendikalar devrimin önünde engel de olabilir, devrimin önemli araçlarından biri de…
İşçi sınıfı, tarihsel iktidarına hazırlanırken nice badirelerden ve sınavlardan geçer. Nice dişe diş mücadele kaçınılmaz olarak kayıplarıyla kazanımlarıyla onu güçlendirir ve donanımını arttırır. Sendikalarda da bu eğitim süreci, birlikte karar alma, yerine getirme, eyleme geçme, eylemi yürütme, sonlandırma, başka alanlarla ve toplumsal sorunlarla ilgili müdahaleler geliştirme gibi birçok koldan yürür. İşçiler, bütün bu süreç içinde merkeziyetçi disiplin kadar demokratik özgürlüğü de her gün, her an öğrenir ve geliştirirler.
Burjuva sınıfın, sendikalar yasasını merkeziyetçi tarafa doğru güçlendirmeye çalışması, işçi sınıfının ise her fırsatta demokratik işleyişi hayata geçirmek için mücadele etmesi de, sınıf mücadelesinin bir parçası haline gelmiş durumda. Sendikalar yasası başkanlık sistemini güçlendirirken, bizler karar alma mekanizmalarını tabana doğru yaymaya çalışırız. Yine yasa, atama usulü temsilcilikleri benimserken, bizler işyerlerinde sandıkların kurulması için uğraşırız. Yasaya göre temsilcilikler merkezi yönetimin birer aparatı olarak kullanılırken, bizler temsilcilikleri karar alma meclisleri haline getirmeye, merkezi yönetimin yürütme olarak çalışmasını sağlamaya çalışırız. Bu mücadele, sendikalarımızın bürokratikleşmesine karşı yürüttüğümüz günlük ve sürekli bir mücadeledir.
Sendika bürokratları kapalı kapılar arkasında bir avuç yöneticinin işçiler adına(!) pazarlıklar yapmasını sıradan hale getirdiler. Toplu İş Sözleşmelerinde ya da patron görüşmesinde işçilerin dışarıda kalması, içerideki görüşmelerin aktarıldığı kadarıyla dışarıya yansıması ve sonuca razı olunması normalleşti. Son yıllarda işçilerin yapılan anlaşmalara itirazlarını, protestolarını daha sık görmeye başladık. Ancak bu işçiler de kendi aralarında örgütlü olmadıkları için durumu değiştiremediler.
Sendikalarda işçiler örgütlü olmakla birlikte, yine de yalnız ve bağlantısız olarak bulunuyorlar. Ülkemizde sendikalı oranı %11 civarında. Sendikalı olduğu halde de milyonlarca işçi örgütlü, ama örgütsel işleyişin tamamen dışında. Bazen göstermelik olsa da, aslında hiçbir karar mekanizmasında işçiler yok. Temsil hakkını öyle ya da böyle almış olan bir avuç sendika yöneticisi binlerce, yüzbinlerce işçinin hayatları hakkında karar veriyorlar. Mücadeleci sendikalarda tabanın inisiyatif kazanması için geliştirilen çabaları görüyoruz. İşyeri ve İl meclisleri, ülke meclisinin karar mekanizması haline getirilmesi, grev ve eylem komiteleri ya da TİS komitelerinin oluşturulması çok önemli adımlar. Bu adımları her sendikada geliştirip çeşitlendirmeliyiz. Ancak hep aklımızda olması gereken, işçilerin bağımsız komiteleri olmadan sendikal işleyiş içinde bürokratizmin yüksek duvarlarına çarpma olasılığının hep olduğudur. İşçilerin tarihte sahip oldukları en demokratik yapılar komitelerdir. Sendikalarımızın da mücadele aracı olarak sigortası onlardır.
Demokratik mücadele işçinin ne kadar yeteneklerini geliştirir ve yönetmeyi öğretirse merkezileşmiş bir kararın uygulanması ya da sendika içi disiplin süreçlerinin yürütülmesi için kullandığı irade de aynı şekilde geliştirir. Uzlaşmacı sendikacılığa karşı da, anarko sendikalizme karşı da sendikalarımızda tartışma ve karar alma süreçlerinin her zaman etkili bir şekilde yürütülmesini sağlamalıyız. Bir kararı alıp eyleme ya da bir sürece başlamak kadar, onu nihayete kavuşturmak da bir disiplin meselesi. Aynı şekilde alınan karara tüm işçilerin uyum içinde tek vücut katkıda bulunması için de uğraşmamız gerekir. Patronlara karşı mücadelenin tek vücut ve sıkı bir disiplin gerektirdiğini her işçi bilir.
İşçi sınıfı fabrikalardan ve işletmelerden aldığı disiplinle merkeziyetçi yaklaşımlara kolayca adapte olurken, demokratik işleyişe katılmaları için bilinçlenmeleri ve yerleşik ön yargılarından kurtulmaları gerektiğini görüyoruz. Sivrilmekten, damgalanmaktan korkmayan, bilinçli işçi öncülerinin muhalefeti sendika bürokratları için ne kadar tehlikeliyse, bizler için de bu çoğunlukla doğal öncülerin yanında olmak o kadar önemli.
İşçi demokrasisini ve disiplinini bugünü ve yarını için öğrenmek ve uygulamak zorunda olan işçiler, kendi güçlerinin farkına varabilirler. Sınıfın yeteneklerini geliştirmek için yöntemler bulmak, devrimcilerin her zaman düşünmek zorunda oldukları bir sorun olarak duracak. Yönetmeyi bilen, bilinçli işçilerin varlığı sadece bugün değil, gelecekteki iktidarımızın sürekliliği için de hayati önemde. Ve o işçiler bugün bizim aramızda yetişiyorlar.
Temade Çınar