Pazar, 20 Ağustos 2017
Gündemdekiler

29 Ekim 2016 tarihinde yayınlanan 676 sayılı KHK ile, yargılama süreçleriyle ilgili kısıtlamalar gelmişti. Bu KHK ile davalara girecek avukat sayısı sınırlandırıldı, avukat müvekkil görüşmelerinin kayıt altına alınacağı düzenlemesi getirildi. Örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlar bakımından yürütülen kovuşturmalarda, duruşmada en çok üç avukat hazır bulunabilir düzenlemesi ile siyasi davalarda çok sayıda avukatın duruşmada savunma yapmasının yolu kapatıldı.

Cumhuriyet savcısının isteği üzerine hakim kararıyla avukatın müvekkiliyle görüşme hakkının 24 saat süreyle kısıtlanması yasalaşmış oldu.

Kararnameden önce bir avukat hakkında örgüt suçları nedeniyle dava açılmışsa, aynı suçlardan tutuklu ya da hükümlü olanların avukatlığını yapması engellenebiliyordu. Kararname ile;

Avukata, avukatlık engeli koymak için artık dava açılması gerekmiyor, soruşturma açılması bile yeterli oluyor. Eskiden sadece tutuklu ve hükümlüler açısından geçerli olan bu kural, artık hakkında soruşturma olan bir kişi için de geçerli olacak. KHK ile getirilen bu düzenleme ile ilgili Adalet Bakanlığı, bu suçlardan hakkında soruşturma ve kovuşturma olan avukatların 2 yıla kadar görevlerinden yasaklanabileceği talimatını verdi.

Talimatta, “Kamuoyu tarafından hassasiyetle takip edilen terör ve çıkar amaçlı suç örgütleri ya da infial uyandıran bazı suçlara ilişkin soruşturmalar nedeniyle tutuklamalar kapsamında, müdafiler aracılığı ile örgütsel haberleşme, talimat alma ve verme, delillerin karartılması gibi güvenlik zaafiyeti oluşturacak eylemlerin önlenmesi, örgütten ayrılmaların kolaylaştırılması ve soruşturma ya da davaların selameti bakımından, ilgili makamlar tarafından önleyici tedbirlerin alınması büyük önem arz etmektedir” denildi.

Ayrıca “Müdafilik görevinden yasaklama kararının, avukat hakkındaki soruşturma veya kovuşturma konusu suçla sınırlı olmak üzere, bir yıl süre ile verilebileceği; soruşturma ve kovuşturmanın niteliği itibarıyla bu sürelerin altı aydan fazla olmamak üzere en fazla iki defa uzatılabileceği” ifade edildi.

Talimatta yasaklanan avukatın, yasaklanmış bulunduğu sürece başka davalarla ilgili olsa bile müdafiliğini veya vekilliğini üstlendiği kişiyi ceza infaz kurumunda veya tutukevinde ziyaret edemeyeceğine dair düzenleme de bulunuyor.

Sanıkların / şüphelilerin kendi avukatlarının tutuklandığı / yasaklandığı, bu nedenle de davalara girmelerinin engellendiği, Barodan atanan avukatların korku ve endişe ile çekilmek zorunda kaldığı davalarda, adil bir yargılama yapılamayacağı, çokça hak ihlaline yol açacağı çok açıktır.

Yapılan tüm bu düzenlemeleri sadece avukatlık mesleğine yapılan saldırılar olarak ortaya koymak eksik kalacaktır. Bu düzenlemelere, OHAL ile tırmanışa geçen zindanlardaki hak ihlallerinin üstünü örtmek, bu saldırıları yoğunlaştırmak için ihtiyaç duyulduğunu akıldan çıkarmamak gerekir. Zindanlardaki baskının arttırılması için sürekli fırsat kollandığı hepimizin malumu. Özellikle son günlerde “tek tip kıyafet”in yeniden gündeme getirilmesi ile avukatlık mesleği ile ilgili yapılan düzenlemeleri birlikte okumak gerekir.

OHAL’in ilan edildiği ilk günden bu yana yapılmış tüm yasalar, ilan edilen KHK’lar, yargı kararları ile Türkiye’de zaten bir ayağı çukurda olan hukuk sistemi tümüyle çökerken, tüm varlığını saldırılar üzerinden devam ettirmektedir. Tüm bu saldırılara karşı savunma susmayacak savaşacak demek ve bunu pratiğimizde göstermek de bize düşen görev olarak karşımızda durmaktadır.

Devrimci Hukukçular