Pazartesi, 11 Aralık 2017
Gündemdekiler

 

Marx ve Engels’ten önce kapitalizme yöneltilen eleştiriler, hümanizm temelinde, insanlık adına yapılan eleştirilerle sınırlı kaldı. Bu eleştiriler emekçilerin yaşam koşullarından bahseder, proletaryanın korunmasını, yaşam koşullarını iyileştirilmesine dair talepleri aşmazdı.

Bu eleştirilerin en ileri gideni “adalet” açısından dile getirilen adil ve eşit yaşam için ifade edilenler oldu. Bunun nedenleri var. O dönem kapitalizmin henüz yeterince gelişmediği bir dönemdi ve maddi koşullar yeterince olgunlaşmamıştı. Bu koşullarda burjuvaziyle proletarya arasındaki çelişki ve karşıtlıklarda yeterince olgunlaşmamıştı. İşçi sınıfı henüz kendisi için bir sınıf değil, kendiliğinden bir sınıftı, sınıf bilinci gelişmemişti.

İşçi sınıfının kendisi için bir sınıf olması ve sınıf mücadelesinin gelişmesi 1840’lı yılların devrimlerine rastlar. Özellikle Marx ve Engels’in Komünist Manifesto’da açıkça ilan ettikleri gibi işçi sınıfının nihai hedefi olan sınıfların ortadan kaldırılmasıdır. Bu hedefe giden biricik yol proletaryanın burjuva egemenliğini yıkarak kendi egemenliğini ilan etmesidir. Bu, proletaryanın sınıf mücadelesini sonuna kadar götürmesianlamına gelir. Sınıf mücadelesini sonuna kadar götürmeyi reddedenler, kaçınılmaz olarak marksizm öncesi döneme ve o dönemin eleştirilerine geri dönerler.

Kapitalizmin tarihi emeğin ve doğanın tahrip edilmesinin ve yağmalanmasının tarihidir. Bu süreçte kapitalizmin yarattığı insanlık dışı koşullar, ağır sömürü, proletaryanın içine sürüklendiği sefalet, çalışma koşullarının ağırlığı, ezilen ve sömürülen yığınların gerçekleştirdikleri eylemlerin isyan ve ayaklanmaların üzerinde yükseldiği, beslendiği zemindir. Yeryüzündeki yaşam koşullarını ve yaşamı iyileştirmek, insanileştirmek; insanın, kendisinin de bir parçası olduğu doğayla uyumlu bir yaşam kurması ise proletaryanın, ezilen ve sömürülen yığınların eylemlerinin, isyan ve ayaklanmalarının hedefidir.

İster sağ sapma ister sol sapma olsun her türden oportünizm esas olarak buna, yani proletaryanın, ezilen ve sömürülen yığınların eylemlerinin gücüne inanmaz. Emeğin kendi eylemleriyle ve gücüyle kendisini kurtaracağına; emeğin kurtuluşunun emekçinin kendi eseri olacağına inanmaz, emekçinin gücüne güven duymaz. Proletaryanın gücüne güvensizlik, proletaryanın burjuva egemenliğine son vereceğine güvensizliktir. Oportünizm, proletaryanın sınıf mücadelesini sonuna kadar götürmesine, burjuvazinin egemenliğine zora dayalı devrim yoluyla son verip, kendi kendisini egemen bir sınıf olarak örgütlemesine, yani proletarya diktatörlüğüne karşı çıkar. Oportünizmin politik çizgisi burjuvaziyi devirmek, burjuva egemenliğine son vermek değil, burjuvaziyi ürkütmemek, onunla uzlaşmaktır.

Oysa proletaryanın, emeğin kurtuluşunun yolu devrim ve sosyalizm yoludur. Proletarya devrimci sınıf konumuna uygun davrandığında, burjuvaziyi ve burjuva egemenliği zora dayalı devrim yoluyla devirir, burada durmaz, kapitalizmi yıkarak sosyalizmi kurar. Sınıf mücadelesi sosyalizm koşullarında başka biçimlerde, sınıfların ortadan kaldırılmasına kadar devam eder. Bu nedenle ileri gitmek isteyen bir hareket oportünizme, uzlaşma yoluna sapmadan, proletaryanın devrimci sınıf konumuna dayanmalı, devrim yoluna, devrimci yola başvurmalıdır.

Bu iki ayrı çizgi çeşitli biçimlerde işçi sınıfı saflarında kendisine yer buluyor. Bu nedenle altını çizerek belirtmek gerekiyor; eğer işçi sınıfı hareketi işçi sınıfının kölelik durumunu tam ortadan kaldırıncaya kadar sürdürme perspektifiyle davranmazsa, kendi devrimci sınıf konumuna uygun hareket edemez. Bu durumda sınıfın mücadele biçimlerini, örgütlerini ve araçlarını da gerektirdiği gibi kullanamaz. Kurulan işyeri komiteleri ya grev ve direniş komiteleri olarak eylem boyunca sürer ve sonrasında dağılır, ya da sendikalara bağlı örgütler olarak sendikal mücadele araçlarına dönüşürler. Oysa bu örgütler grev ve mücadele örgütleri oldukları kadar sınıfın en geniş, en demokratik örgütlenme araçlarıdır. Sınıf mücadelesini her biçimde sürdürme yeteneğine sahip bu örgütler ayaklanma organları olarak da işlev görürler; devrimin zaferiyle birlikte de işçi sınıfının doğrudan iktidar organlarına dönüşürler. Sadece örgütler değil, eylemler, eylem biçimleri de böyle. Mesela grev; eğer işçi sınıfının burjuvaziye karşı savaş kapasitesini geliştirmesine hizmet etmiyorsa, emeğin kurtuluşu mücadelesinde işçi sınıfının ortak hareketinin örgütlenmesine hizmet etmiyorsa, etkin bir eylem, ektin bir mücadele aracı olamaz. Olsa olsa sendikal mücadelenin, bir tas çorba kavgasının bir aracı olur. İşçi sınıfı hareketinin amacı tam kurtuluş olmazsa, işçi sınıfının korunması ve yaşam koşullarının biraz daha iyileştirilmesi perspektifini aşamaz. Olsa olsa sömürüyü ortadan kaldırmak değil, sınırlamak olur. Tam kurtuluşu amaçlamayan bir hareket düzen sınırlarını aşamaz, burjuvazinin egemenliğine ve kapitalizme son veremez.

İşçi sınıfı politik hareketi olduğunu savunan bir hareket, proletaryanın devrimci sınıf konumuna uygun davranmıyorsa, marksizm-leninizm ilkelerine dayanmıyorsa burjuvazinin ekonomik ve politik egemenliğine son vermeyi ve kapitalizmi yıkmayı hedeflemiyorsa; burada da durmayarak sosyalizmi kuracağını açıkça ilan edip programına koymuyorsa burjuvazinin ideolojik etkisine açıktır. Burjuvaziye karşı, kapitalizme karşı bir tepki hareketinin ötesine geçemeyen, bilimsel ilkeler yerine duygusal çıkışlara dayanan böyle bir hareket, burjuvazinin yüzlerce yıllık iktidar deneyimine dayanan politik manevralarıyla baş edemez, ideolojik etkisine girer ve zamanla dağılıp gider.

Gerçek bir işçi sınıfı hareketi, proletaryanın devrimci sınıf hareketidir. Böyle bir hareket bütün bir tarihin getirip önüne koyduğu görevleri yerine getirmek amacıyla hareket eder. Hiçbir koşul altında proletaryanın tam kurtuluşunu; sınıf mücadelesinin nihai hedefi olan sınıfların ortadan kaldırılmasını gözden kaçırmaz. İşçi sınıfının korunması ve yaşam standartlarının iyileştirilmesi uğruna verilen günlük mücadele içinde bile bu döngüye saplanıp kalmadan esas olanı gözeten gerçek bir işçi sınıfının korunması mücadelesi değil, emeğin kurtuluşu mücadelesidir.

Sınıfların ortadan kaldırılmasını gözetmeyen bütün kapitalizm eleştirileri proletaryanın kurtuluşu perspektifine sahip değildir. Devrimci proletaryanın kapitalizme yönelttiği eleştiri, sınıf mücadelesi yoluyla kapitalizmi yıkarak sınıfları kaldırmayı hedeflemelidir. Marksizm leninizmin kapitalizme eleştirisinin son sözü budur.

Özgür Güven

ÖNSÖZ

           Tüm Sayılar

Arşiv

Sitemizin eski içeriğine ulaşmak için logoya tıklayınız...

E-Kitap

Tüm E-Kitaplar için resme tıklayınız...