18 Mart Uluslararası Politik Tutsaklarla Dayanışma günü vesilesiyle İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi ve Tutsaklarla Dayanışma İnisiyatifi (TDİ) birlikte 16 Mart Pazar günü İHD’de panel ve forum düzenlendi.

18 Mart Politik Mahpuslarla Dayanışma Günü’nde Dayanışmayı Büyütüyoruz!” üst başlığı ile gerçekleştirilen etkinliğin birinci bölüm panel şeklinde oldu. Panele İHD İstanbul Şube başkanı Gülseren Yoleri moderatörlük yaptı. Dört konuşmacının yer aldığı panelde eski tutsak Ergül Çiçekler, Ma-Tuhayder’den Fince Akman Anne, Yaşam ve Dayanışma Ağı’ndan Nihat Göktaş, İstanbul Tabip Odası İnsan Hakları Komisyonu’ndan Dr. Murat Ekmez, Çağdaş Hukukçular Derneği İstanbul Şubesinden Av. Yağmur Kavak dayanışmanın çeşitli yönlerine vurgu yapan konuşmalar yaptılar.

Ergül Çiçekler tutsaklık cephesinden politik tutsakların ne tür dayanışmaya ihtiyacı olduğunu çeşitli yönleriyle anlattı.

İçeride tutsaklar zor koşullardalar ve bu, gün geçtikçe ağırlaşıyor. Bu aslında tutsakların sorunu değil. Bu özgürleşmek isteyen tüm emekçilerin, tüm halkların sorunudur… Tutsak niye direnir, niye dayanışmayı örer? İçeride rahat etmek için değil sadece. Koşullara biraz olsun birlikte göğüs germek için de değil. Tutsaklar rahatlığın peşinde değillerdir. Bir amaçla içeri girmişlerdir, içeride tutsak kaldıkları süre içerisinde o amaca bağlıdırlar. Bu bir dik duruştur. Ama yaratmak istedikleri şey topluma o mesajı vermek, o dayanışmayı örmek, canlı kılmaktır.

Aslında şunu söylemek istiyorum: Dayanışmaya tutsaklardan çok dışarıdaki emekçilerin ihtiyacı var, dışarıdaki mücadelenin daha çok ihtiyacı var. O yüzden de bizler, dışarıda olan bizler nasıl bir dayanışma ağı öreceğiz? Bunları düşünmemiz lazım...

Bugün önümüzdeki en acil görev ise tutsaklarla dayanışmayı örebilmek ve onlara destek olabilmek. Bizler içerideyken şunu bilirdik; bizim yüreğimizin atışını belirleyen şey dışarısı idi. (…) Dışarısının bir parçası olmak... Tutsak dayanışmayla, dışarıdaki özgürlüğü, kendi arasındaki dayanışmayı örmeye çalışır. Bu yüzden her bir mektup çok önemlidir. Her bir ‘merhaba’ çok önemlidir. Sadece moral, motivasyon değildir. Sadece anlama, empati kurma çabası da değildir. Bu bir görev bilinciyle sahip çıkmaktır. Ve tutsağın sorduğu soruyu sormak lazım; ‘neden dayanışmaya ihtiyaç vardır?’

“… İçeridekiler üzerlerine düşeni yapıyorlar. Fazlasıyla yapıyorlar, o yüzden destek ağları kurmamız gerekiyor. Zindanlarla, tutsaklarla dayanışma inisiyatifi, avukatların, sağlık emekçilerinin çabası çok önemlidir ama biz bu çabayı toplumun büyük kesimlerine yaymak zorundayız. Bunu yayarken de şunu söyleyeceğiz: İçeride bir tek tutsak varsa hiç kimse özgür değildir. Ve hiçbir zaman da özgürlük gelmeyecek. Halkların, emekçilerin özgürlüğü için mücadele ederken biri tutsak düşmüşse ve içerideyse; emekçiler, halklar da özgür değildir… Dayanışmayı bu bilinçle kurmamız gerekiyor.” diyen Ergül Çiçekler, içerideki tutsaklarla dayanışmayı büyütmenin yolunun dışarıda dayanışmayı büyütmekten geçtiğine vurgu yaptı.

Konuşmaya Ma-Tuhayder’den Fince Akman anne devam etti. Fince anne konuşmasına 16 Mart Halepçe katliamını anarak başladı ve Suriye’deki Alevi katliamlarına tepki gösterdi. Barış için adım atılması gerekirken devletin bombalamaları ve tutuklamaları sürdürdüğünü söyledi. Cezaevlerindeki hak ihlallerinin, baskı ve yasaklamaların devam ettiğini belirtti.

Yaşam ve Dayanışma Ağından Nihat Göktaş da konuşmasında Dayanışma Ağı’nın F tiplerine karşı mücadele sürecinde fiziksel, psikolojik, bedensel yaşadıkları sağlık sorunlarına karşı kurulduğunu söyledi. Dayanışmanın kendi yaşamlarında ne kadar önemli olduğunu, dayanışma ile yeniden üretebildiklerini, yaşama tutunduklarını, yaşamla güçlü bağlar kurduklarını anlattı. Dayanışmanın her türlü tedaviden daha güçlü olduğunu belirtti.

Nihat Göktaş’tan sonra sözü Doktor Murat Ekmez aldı. Cezaevlerinin hastalık ürettiğini anlatan Ekmez, tutsakların tedaviye erişim hakkının zorluklarından bahsetti. Hasta tutsakların sağlık hakkının engellendiğini söyledi. Verilen sağlık hizmetlerinin niteliksiz oluşundan bahsetti. Kelepçeli muayene dayatmasının hastaların tedavi hakkını engellediğini söyledi. Tecrit koşullarının sağlığa erişimi zorlaştırdığını ve cezaevlerinin tutsakların sağlığını kaybetmesine göre düzenlendiğini belirtti.

Panelin son konuşmacısı Av Yağmur Kavak da hukukun düşman hukuku haline getirildiğini ve tahliyelerin engellendiğini anlattı. “Gerçekleştirilmeye çalışılan baskı politikalarının farklı farklı yüzleri var. İnfaz yakmalardan tutalım da, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasının varlığı, ağır müebbetin infaz koşulları. Hasta tutsakların durumu, idari gözlem kurullarının artık başımıza bir bela olması, gerçek anlamda bir hukuki niteliği yok, bela olmuş vaziyette. Bunlarla birlikte on yıllardır gördüğümüz gibi özellikle politik tutsaklara düşman bir ceza hukuku uygulanıyor…”

Kavak, bu süreçte politik davalara baktıkları için, müvekkilleriyle ilgilendikleri için avukatların da baskıya uğradığını anlattı. Tutuklu bulunan meslektaşlarını da anarak sürdürdü konuşmasını.

İkinci bölümünde ise Tutsaklarla Dayanışma İnisiyatifinden Fatma Yıldırım ile İHD üyesi Mehmet Acettin moderatörlüğünde bir Forum gerçekleştirildi.

Forum, “Dayanışmayı Nasıl Büyütebilir?” sorusuna cevap aramaya çalıştı.

Tutsaklar için, tutsak aileleri için, sağlıkçılar açısından, avukatlar ve pek çok insan hakları savunucuları için dayanışmanın önemi vurgulanmış oldu. Dayanışmaya hepimizin ihtiyacı olduğu, dayanışmayı büyütmemiz gerektiği üzerine fikirlerle forum sonlandı.