GÖZALTINDAKİ İKİ DÖB’LÜYE AJANLIK TEKLİFİ

17 Ekim’de Çekmeköy TOKİ Lisesi önünde DÖB’lü bir yoldaşımla bildiri dağıtımı yaptıktan sonra sivil bir polis tarafından çevrilip bu bildirilerin dağıtımını yapmak için herhangi bir izin alıp almadığımız soruldu. Ardından bizi çeviren polis bir ekip çağırdı, terör savcısı arandı ve herhangi bir talimat alınana kadar Çekmeköy Emniyet Müdürlüğü’ne götürüleceğimizi öğrendik.

Emniyet müdürlüğüne geldiğimizde güvenlik şubenin olduğu büroya alındık. Burada bize; “Bu bildirileri kim çıkardı?

Nereden çıkardınız?

Neden bu bildirileri dağıttınız?

Hangi örgüte üyesiniz?” gibi sorular soruldu.

Bunlardan bağımsız olarak da, kel, gözlüklü ve sakallı bir amirin “Hayt, yavrum benim be. O duruşunu yerim senin” söylemiyle tacize uğradık. İçlerinde besledikleri sapıklıkları hiç utanmadan dışarı vuran bu pislik sürüleri, sokaklarda elini kolunu sallaya sallaya dolaşıyor ve memur kimliğinin ardına korkakça sığınarak her türlü pisliği yapabiliyor…

Terör şubenin bürosunda beklediğimiz sırada bizi ayrı olarak bir odaya aldılar. Odada uzun saçlı ve kel olmak üzere, istihbarattan geldiklerini söyleyen iki kişi vardı. Öncelikle bize sıcak davrandılar. Konuşmak istemediğimizi söylediğimizde, karşı çıktığımızda, bize “Bak kardeşim, biz o yandaki polislere benzemeyiz. Biz zaten polis değil, istihbaratçıyız. Seninle buraya güzel güzel konuşmak, seni bu yanlış yoldan döndürmek için geldik” dediler. Sonrasında, bu işlediğimiz ‘suç’tan dolayı ileride devlet kurumlarında çalışamayacağımızı, devlet kurumlarını bırak, özel-kurumsal yerlere dahi giremeyeceğimizi söylediler. Ve ardından “Size yardım edebiliriz. Bu yanlış yoldan dönüp kendinize tertemiz bir sayfa açabilirsiniz” dediler. Ayrıca, beş yıldır cezaevinde tutsak olan Sami Tunca’yı tanıyıp tanımadığımızı sordular.

Onlar için güzel bir gelecek; iyi bir işten, arabadan, aileden ibaret. Evinizin penceresinden başınızı çıkardığınızda dışarısı emek sömürüsü, savaş, mutsuzluk ve geleceksizlik kokuyor. Bizim derdimiz, iyi bir işimizin, mutlu bir aile yaşantımızın olması değil, bizim derdimiz; bunların olma ihtimalini dahi ortadan kaldıran kapitalist sistemledir.

Bu yardım teklifinden sonra geceyi nezarethanede geçireceğimizi öğrendik. Sağlık kontrolü için hastaneye gittiğimizde dahi psikolojik işkence babında kolumuzu bırakmamakta direttiler. Yanımdaki yoldaşıma “Baksana, burada bile kaçmamızdan korkuyorlar” dediğimde kolumuzdaki polis hafiften yüzümüze bakıp “Konuşma” uyarısının ardından önüne döndü.

Sağlık kontrolünün ardından tekrar emniyet müdürlüğüne getirildik ve ayrı ayrı nezarethanelere konulduk.

Bizim için farklı ve güzel denemese de yararlı bir deneyim oldu. Samimi bir dil içeren, hiçbir yasa dışı argüman bulunmayan bildirilerin dağıtımını yaptığımız için “Hangi örgüttensiniz? DHKP-C mi, MLKP mi?”gibi sorulara maruz kalmak, dinci-faşizmin ne kadar azgınlaştığını ve acilen bastırılması, süpürülmesi gerektiğini gösteriyor.

Gençliğin öncü devrimci gücünün bir parçası olarak bizler, tutuklamalara, gözaltılara, her türlü baskıya karşı alanlara daha da çelikleşerek çıkacağız. Hiçbir zaman en ufak bir tereddüt dahi hissetmeyecek, yapabileceğimizin en iyisini yapacağız. Bizleri tehditlerle, gözaltılarla yıldırmaya çalışanların beynine demirden yumruğumuzu indireceğiz!

DÖB’lü Bir Öğrenci