Umut veren bir başlık; “Yarın Bizimdir Yoldaşlar”. Yazarı Manuel Tiago... Kapağı çeviriyorsunuz, sunu bölümüne düşülmüş bir not: “Romanın daktiloya yazılmış metni, romanda sözü edilen kişilerin fırtınalı yaşamında, bu tür olayların geçtiği yıllarda derlenen bir arşivde, başka belgelerin arasında bulundu.” Heyecan artıyor... “Romanın yazarının kim olduğu bilinmiyor.” Gizem okuru daha bir içine çekiyor... Kim bu Manuel Tiago?

“Yarın Bizimdir Yoldaşlar” sınıfsız sömürüsüz bir dünya için çıktığımız zorlu yolculukta bize yoldaşlık eden dev bir eser...

Daha dün gibi hatırlıyorum. Gerçekten zorlu bir süreçten geçiyorduk. Bugün yarattığımız örgütlülükler, yarın dağılıyor, baskı ve sömürünün en şiddetli ortamında saflar bir yandan dolarken bir yandan da boşalıyordu. Yalnız kalmayı, inatla yeniden başlamayı bilmenin gerektiği günlerdi. Böylesine zorlu süreçlerde edebiyatın moral gücüne sığınmak ve oradan yeni umutlar almak için roman ararken “Yarın Bizimdir Yoldaşlar”ı buldum. Umut dolu bu ad hemen ilgimi çekti ve gizemi hızla beni sardı. Sayfalar ilerledikçe, bizden yıllar yıllar önce uzak diyarlarda kavga veren yoldaşlarımızın benzer sorunlarla boğuştuklarını öğreniyorduk. Eğitici olsa da zaten her gün uğraştığımız sorunların karşıma çıkması okumayı bırakmama neden oldu. Birkaç gün sonra bir yandan yenemediğim merak yüzünden diğer yandan kitaba haksızlık ettiğimi düşünerek yeniden başladım. Eğer okumasaydım pek çok deneyimden yoksun kalacağımı ilerleyen sayfalarda anlayacaktım.

Kavganın öncülerinden birinin kendinden sonraki kuşaklara yol göstersin diye tarihe düştüğü bu notların sahibini yıllar sonra öğreniyoruz: Halkının “Beyaz Yele”si, Portekiz Komünist Partisi Genel Sekreteri Alvaro Cunhal...

 

Beyaz Yele

10 Kasım 1913 de zengin ve aristokrat bir ailede dünyaya geldi. 17 yaşında Lizbon’da Hukuk Fakültesine girdiğinde Salazar diktatörlüğünü ilan etmişti. Komünist Partiye katıldı. 2 yıl sonra 19 yaşında partinin Genç Komünistler Örgütünün başkanıydı. 21 yaşında parti merkez komitesine seçildi. 1942 yılında Parti genel sekreterinin Salazar diktatörlüğünün işkencesinde hayatını kaybetmesi, binlerce parti üyesinin tutuklanması ve öldürülmesiyle partinin bitme noktasına geldiği bir zamanda Cunhal, 29 yaşında parti genel sekreterliğine seçildi. 1949’da parti merkez komitesinin tamamı tutuklandı. Cunhal’ın bir efsaneye dönüşmesi bu tutuklanmayla başladı. Aylarca feci bir işkencede kaldı ancak tek kelime söylemedi. Tutuklanarak konulduğu Atlantik kıyısındaki cezaevinden 9 arkadaşıyla birlikte 1960’ta romanlara konu olacak bir kaçışı gerçekleştirdiler. 1961’de yeniden Partinin Genel Sekreteri seçildi.

Nisan 1974’te işçi hareketinin ve ordunun içindeki çalışmalar başarıya ulaştı ve 50 yıllık Salazar diktatörlüğü Alvaro Cunhal’ın öncülüğündeki Karanfil Devrimi’yle yıkıldı. Devrim 20 ay sürdü. Devrimin 1. yıldönümünde yapılan parlamento seçimleriyle iktidar ABD’nin desteklediği Mario Soores’in önderliğindeki sosyalist partiye geçti. Bu deneyimde bize, tıpkı Şili’de, Nikaragua’da olduğu gibi bir devrimin nasıl zafere ulaşamayacağının örneğini vererek, tarihteki öğretici rolünü oynadı.

Komünist Cunhal aynı zamanda sekiz dil bilen, roman yazan, entelektüel bir sanatçıdır. Sanat Sanatçı ve Toplum kitabı ile Marksist estetiğe katkıları da bulunan Cunhal, çizdiği resimlerle de bir ressam olduğunu kanıtlamıştır. Cezaevinde çizdiği bu resimleri zindandan kaçarken koltuğunun altına alarak bize kadar ulaştırabilmiştir.

“Tarihte yapılan tüm güzel şeylerin temelinde, her yerde ve her zaman düş vardır. Hepimiz düş kurarız dostum, hepimiz. Bazı kişilerin başkalarının teri ve kanıyla yaşamayacağı, çocukların makineli tüfeklere biçilmeyeceği, insanın özgürce soluk alacağı daha iyi bir dünya düşleriz. Bu düş, kavga ve acılara katlanacak güç verir, güç yaşamımızda, bizler için her şeyden daha değerli olan şeyi kaybettiğimiz zaman bile, bizi, mutlu eder. Eğer düşü öldürürsek, kendimizi öldürmüş oluruz, olduğumuz gibi olmaktan çıkarız.”

ÖNSÖZ, 2. Sayı, Güz ‘05