< < Olgularla İç Savaş-10

 

Bir protesto gösterisi olarak başlayan NATO karşıtı eylem bir anda tam bir ayaklanma boyutuna vardı. Bu kendiliğinden ayaklanmanın da açıkça ortaya koyduğu gibi Türkiye’de yaşayan uzun iç savaş artık ayaklanmalar aşamasına gelmişti. Bu zirveden sonra da olaylar hiç durulmadı: Yol-İş, Deri-İş, Belediye-İş iş bıraktı. İşten atmalar karşısında pek çok kentte işçilerin, emekçilerin gösterileri, sokak eylemleri sürdü.

Eğitim Sen hakkında açılan kapatma davasına karşı, onbinlerce eğitim emekçisi Ankara’da eylemlerini sürdürdü. Viranşehir’de köylüler AKP-MHP binalarını bastı. Pendik Aydos’ta gecekondu yıkımlarına karşı çıkan yıkım ekiplerini mahalleye sokmayan halk, zabıta ve polise karşı ölümüne bir kavgaya girdi. Aynı şey kısa süre önce Antalya’da da yaşanmıştı. Bu sefer Antalya’dan farklı olarak kurulan barikatların arkasında sadece Aydos halkı yok; İstanbul’un pek çok semtinde aynı sorunu yaşayan emekçi mahallelerinden gelenler de vardı. İç savaş, kendi doğasına uygun olarak evlerinin yıkılması tehdidi karşısında kalan Alibeyköy, Gülsuyu, Armutlu gibi pek çok mahallede yaşayan gecekondu sakinlerinin örgütlenip kavgayı ortaklaştırmalarını getirmişti. Aynı ortak hedef için Aydos’a gelen ve aynı ortak düşmana karşı kavgaya girenler, çatışmalar boyunca Aydos halkını yalnız bırakmadılar.

Aydos’taki gecekondu çatışmaları bitip barikatlar kaldırılmadan YÖK’e karşı öğrenci eylemleri başladı. Bu sefer radikal eğilim burada da öne çıktı. Öğrencilerle polis arasındaki çatışmalar çok sert geçerken, öğrenci gençlik pek çok yerde molotoflarla polisi püskürttü.

AB aday üyeliği ve tarımda yıkım devam etti. Tütün, incir, üzüm, kayısı üreticileri perişan. İki yıldan beri ödeme yapılmıyor. Tekstil ve metal gibi temel sektörlerde işçi eylemleri yoğunlaştı. Kürdistan’da gerilla, yaygınlaşan eylemlerle savaşı sürdürüyor. DEHAP dahil sosyal reformizmin demokrasicilik oyunu tutmuyor.

Metal ve tekstilden sonra Tuzla tersanelerinde yoğun eylemler yaşandı. Hemen ardından SSK ve Köy Hizmetlerinin tasfiyesine karşı dinci-faşist partiye yakın duran Hak-İş ve Memur-Sen gibi sendikalara rağmen 150 bin işçi Ankara’da eylem yaptı. Aynı zamanda Adana’da Çukobirlik’in kapatılmasına karşı işçi eylemleri sürüyor. Bellona işçileri “artık yeter” diyerek Kayseri’de eyleme geçiyor. Velhasıl birbirinden kopuk ama yaygın ve sürekli olarak eylemler sürüyor.

Yer yer isyan ve ayaklanma boyutlarına varan eylemler, büyük öfke patlamalarına varıyor. Öfke birikiminin büyüklüğü nedeniyle bu eylemlerde radikal çizgi öne çıkmaya başlasa da ayaklanma henüz yerel sorunlar için ve yerel ayaklanmalar olarak yaşanıyordu. Bu nedenle devlet güçleri bir gün şurada, bir gün burada patlayan yerel, kısmi isyan ve ayaklanmaları bastırmakta zorlanmıyorlardı. Bütün tek tek olaylarda belirgin olarak genel bir ayaklanma mayalanıyor, güç biriktiriyor, ivme kazanıyordu. Her zaman yaşanan ve sıradan sayılan gecekondu yıkımı gibi bir olayda bile ortaya çıkmaya başlayan ölümüne kavga; tarıma destek için ödenen fon paralarının ödenmeyip su ve elektrik borçlarına karşı dondurulması girişimine karşı köylülerin AKP-MHP binalarını basması, polis ve jandarmayla ölümüne kavgalar, kitle eylemlerinde radikal çizginin öne çıkışının açık kanıtları olarak yaşandı. İşçi eylemlerinde de açığa çıkmaya başlayan sınıfın kendi özgücüne duyduğu güven çok önemliydi. Proletarya ve halkların şu ya da bu sorun nedeniyle yaptıkları eylemlerde ortaya çıkan radikal tutumlarının tekil olaylarla sınırlı olmayıp, genel bir durum olma eğilimi göstermesi, uzlaşmayı ve geçici ara çözümleri reddedip sorunlarını kalıcı ve köklü olarak çözme isteği ve arayışını ortaya koyuyordu.

Bu durum, kendiliğinden eylemlerdeki bilinç sıçramasının görülmesi açısından olduğu kadar, tek tek isyan ve ayaklanmaların içinde genel ayaklanmanın nasıl mayalanıp olgunlaştığının anlaşılması açısından da önemli. Oportünist küçük burjuva hareket bu olaylarda direniş çizgisinden başka bir şey görmeyip, savunma anlayışında ısrar etse de proletarya ve halklar arasında gelişip güçlenmeye başlayan bu eğilim, gelişmenin yeni bir sıçramaya doğru olduğunu; devrimci mücadelenin bir üst düzleme geçişinin sancılarını, yaşadığını gösteriyordu.

2005’e işçi sınıfı fabrika işgalleriyle başladı: Önce SEKA, sonra TEKEL. İzmit SEKA fabrikasının kapatılmasına karşı uzun bir süredir mücadele veren işçiler, artık sona geldiklerini anlayınca fabrikayı işgal ettiler. Fabrikaya kapanan işçileri boşaltmak için polis saldırısı başladı. İşçi aileleri fabrika kapısına yığılıp polisi engelledi. Polis bu sefer hem işçilere hem de ailelerine saldırdı. İşçilere ve işçi ailelerine yönelen polis şiddetine karşı İzmit halkı harekete geçti. Bir süredir SEKA işçilerine sempati duyan ve onları yürekten destekleyen geniş bir halk kesimi fabrikayı ve polisi ablukaya aldı; kuşatanları kuşattı. Bu durum karşısında polis geri çekilmek zorunda kaldı.

Sadece fabrikanın kapanmasını ve işten atılmayı önlemek isteyen işçilerin eylemi, bir anda politik bir eyleme dönüştü. Polis şiddeti geniş halk kesimlerinin, emekçilerin, proletaryanın etrafında nasıl kenetlendiğini, yani proletaryanın öncü rolünü bir kez daha pratikte açık olarak gösterdi.

SEKA’da yaşanan olaylar yeni değildi. 1997’ye kadar uzanan bir geçmişi var. 97’de SEKA’nın özelleştirilmesi gündeme ilk geldiğinde işçiler eyleme geçerek verdikleri zorlu mücadelelerle bunu engellemişlerdi. İşçilerin kararlılığı karşısında fabrikanın satışı ve kapatılması kararını geri çeken hükümet, bu tutumuyla işçilerin ve işçi ailelerinin de sempatisini toplamış; böylelikle işçilerin burjuva partilere desteğini de yeniden kazanmıştı. Oysa 2005’te artık bunu yapabilecek durumda değillerdi. Emperyalizmin tam ilhak politikaları geri adım atmalarını engellediği için sonuna kadar gitmeleri gerekiyordu.

Özelleştirmelere karşı aynı dönemdeki bir diğer eylem TEKEL işçilerinin eylemi oldu. Dönemin başbakanı RTE’nin Adana ziyareti sırasında bir grup tekel işçisi başbakanın konvoyunun yolunu keserek eylem yapıp, özelleştirmelerin durdurulmasını istediler. Eylemci işçilere saldıran polis hepsini gözaltına aldı. Haberi duyan Malatya TEKEL işçileri aynı gün bir kaç saat içinde Malatya’daki TEKEL sigara fabrikasını işgal ettiler.

Başlı başına bu eylem bile işçi sınıfının ne kadar örgütlü davrandığının, örgütlenme ve eylem kapasitesinin ne kadar yüksek olduğunu gösterdi.

Özgür Güven