Günün Gerektirdiği Devrimci Görevlerden Kaçınma

Sosyal reformist ve oportünist hareketlerin tipik bir özelliği, günün gerektirdiği devrimci görevlerden kaçınmalarıdır.

Acil devrimci görevlerden kaçınma konusunda adeta uzmanlaştılar. Toplumun içinde bulunduğu somut karşıtlıklar üzerinde duracaklarına, kapitalizmin soyut karşıtlıkları üstüne sıkça laf ederler. Soyut karşıtlıklar hakkında bolca laf üretmelerinin asıl nedeni, somut görevleri gündemlerine almamak içindir. Somut olarak iktidarı devrimci yoldan ele geçirmenin emekçi kitlelerin en ivedi, en temel ve en önemli sorunu olduğunu çok iyi biliyorlar ve bu yüzden, konunun tartışılmasından uzak duruyorlar.

Sosyal reformist hareketler, devrimci kitle eylemlerini desteklemek, güçlendirmek ve genişletmek yerine, demokrasi güçlerinin birliği adına kitlelerin devrimci mücadelesini, burjuva güçlerin iktidara gelmesinin aracı yapmak istiyorlar. Pratikte yaptıkları bu. Reformizmle aralarında aşılmaz duvarlar olmayan oportünistler de, sınıf sözcüğünü çok kullanarak, proletaryanın acil görevlerinden uzak duruyorlar. Sınıfa karşı sınıf soyut karşıtlığına başvurarak, yıllarca somut olarak yaşanan iç savaşın gerektirdiği ve getirdiği görevlerden uzak durdular. Çok sonradan Leninistlerin bu konudaki görüşlerini kopya eden hareketlerin görüşlerinin oportünist içeriği göz önünde tutulduğunda, iç savaşa ilişkin sözlerinin sadece laf olduğu daha iyi anlaşılır. Çünkü iç savaşın gerektirdiği devrimci görevleri yerine getirmekten kaçınıyorlar.

Günün somut teorik analizini doğru olarak yapan, devrimin somut görevlerini ortaya koyan ve buna uygun devrimci pratik sergileyen yalnızca Leninist Parti’dir.

Günün görevlerinden kaçınma, uzlaşmacı siyasetlerin üzerinde hangi sonuçları yarattı. Onlar, kendi çevrelerini devrimci görevlerden uzak tutarken, gerçekten yaptıkları şey, bütün çevrelerini ÇÜRÜTMEK oldu. Kendi güçlerini çürütme, eksiksiz tüm yasalcı sosyalist hareketlerde ORTAKTIR. Hepsi bu toplumsal düzene öyle bir yerleşti ki, sistemle karşı karşıya gelmekten uzaklar. Bu hareketin yöneticileri, çürümenin üstünü örtmek için, dikkatleri kendi cansız, çıkışsız, içeriksiz, ufuksuz iç toplantılarına, kendileriyle aynı durumda olanlarla yapılan çeşitli etkinliklere, kısacası devrimci sınıf kavgasını ilerletmeyen işlere çekiyorlar. Bu oyalama siyaseti, tam da onlardaki çürümeyi açıklar.

 

Kapsamlı Ve Derinlikli

Uzlaşmacı siyasetler, emekçi kitlelerin bakışını, hedeflerini, enerjisini sınırlarken, politik ortamda ve kitlelerin mücadelesinde başka gelişmeler yaşanıyor. Somut durum ve somutta, pratikte olan şey ezilen ve sömürülen tüm kitlelerin, şu ya da bu biçimde, şu ya da bu derecede eylem halinde olduklarıdır. Günümüzde emekçi kitlelerin, bu şartlarda eli kolu bağlı olarak beklemeleri düşünülebilir mi? Bu kitleler ki, yalnızca şartlar nedeniyle değil, aynı anda bilinçleriyle de hareket ediyorlar. Söylediklerimizin kanıtları, kitlelerin her gün tekrar tekrar başvurdukları sayısız eylemdir. İşçi sınıfı, kadınlar, köylüler, gençlik, Kürt halkı... günlük olarak pek çok eylem gerçekleştiriyor. Olan ve süren şey, sürekli isyandır.

Her olguya sığ bakanlar, kitle eylemlerinin kapsamını ve derinliğini anlayamazlar. Eylemlerin kapsamı çok geniş, tüm ezilen ve sömürülenlerin taleplerini ve hedeflerini kapsıyor. Emek sermaye çelişkisi ve mücadelesi eksenli bir çok çelişki ve çatışma iç içe geçtiği için, Türkiye ve Kürdistan proletaryasının ve emekçi halkların devrimci kavgası bu durumu kapsamak zorundadır. Mücadele aynı zamanda derinliklidir. Mücadeleye çok sayıda kitle katılıyor. Eylemler, zamansal olarak ayrıdır. Ve emekçilerin farklı kesimleri tarafından yapılıyor. Farklı zamanlarda ve birbirinden ayrı duran kitleler tarafından gerçekleştirilmesi, devrimin geniş kitlelerin bilincinde ne kadar derinlikli kök saldığını gösteriyor. Devrim sağlam temellere sahiptir.

Bu devrim, derine giden bir devrimdir. Yalnızca tekelci sermayenin egemenliğine son vermekle kalmayıp, giderek özel mülkiyetin temellerine kadar iner. Sadece demokrasi mücadelesiyle kendini sınırlamaz, sosyalizm uğruna bir mücadeleyi esas alır. Halk demokrasisi ve sosyalizm mücadelesi, devrimin derinlere giden bir devrim olduğunu ortaya koyar. Günlük olarak, gözlerimizin önünde yapılan eylemler reformistlerin ve oportünistlerin küçümsedikleri gibi olmayıp, tarihin en büyük toplumsal dönüşümü uğruna gerçekleştirilen eylemlerdir.

 

Mücadelenin Bugünkü Uğrağı

Kitlelerin yoğun olarak sürdürdüğü mücadelenin kapsamını ve derinliğini anlamayanlar, mücadelenin bugünkü uğrağı, yani güncel gelişme aşaması hakkında ne söyleyebilir ki! Mücadelenin yeni uğrağını, yine verilen mücadelenin kendisi belirliyor. Sınıf mücadelesinin bugünkü aşaması, devrimin pratik olarak örgütlenmesidir. Bu, daha fazla devrimci sınıf mücadelesi, devrimci kitle eylemlerinin daha fazla desteklenmesi, güçlendirilmesi ve genişletilmesi demektir. Eylemlerin en yüksek biçimine dönüştürülmesi günün devrimci göreviyken, uzlaşmacı siyasetler, daha ileriye yönelen eylemleri geriye çekme biçiminde bir politika izliyorlar. Devrimci durumun varlığını yadsıyan, devrimin güncelliğini kabul etmeyen, süreci devrimci bir süreç olarak devam ettirmekten çok uzak duran, alışılagelmiş, etkisiz, göstermelik çalışmanın dışına çıkmayan siyasi hareketler için bu tip gerilikler kaçınılmazdır.

Onların durumu hakkında daha net bir fikir edinmek için, onların böylesi yoğun, keskin ve şiddetli devrimci dönemde bile muhalefet çizgisini ısrarla sürdürmelerine bakılmalıdır. Halbuki, doğrudan doğruya, iktidarın ele geçirilmesinin önümüze somut bir görev olarak konulduğu bugünkü koşullarda, böylesi son derece devrimci görev, parlamenter bir ifade olan muhalefet anlayışıyla yerine getirilemez. İktidar, muhalefet politikasıyla değil, sonuna kadar tutarlı ve etkili devrimci yığınsal eylem anlayışıyla ele geçirilir. Uzlaşmacı siyasetler, çeşitli burjuva güçlerle ilişkilerini kesmeden doğrudan doğruya burjuva egemenliğini yıkmayı önlerine pratik bir görev olarak koymadan, muhalefet çizgisinden gerçek devrimci mücadele çizgisine geçemezler. Burjuva egemenliğini devrimci yoldan yıkılmasını önüne pratik olarak koymadan, içtenlikli devrimci bir çizgi izleyemezsin.

 

Proletaryanın Tarihsel Görevleri Soyut Formülasyonlar Olarak Görülüyor

Küçük burjuva sosyalist hareketlerin kurnazlığı şuradadır ki, proletaryanın temel devrimci görevlerine doğrudan karşı çıkmıyorlar. Ya onu soyut formülasyonlar olarak görerek, kağıt üzerinde kalmaya mahkum ediyorlar ya da çok sıkıştıklarında, ilerinin sorunu olarak gösteriyorlar. Geriye günlük görev olarak kalan, bu toplumu iyileştirmek. Böylece, emekçilerin koşullarını düzelteceklerini düşünüyorlar. Kapitalist topluma iyileştirme anlayışını taşıyanlar, onun karakterini, ücretli emek sömürüsüne dayanan varlık nedenini tanımıyorlar. Bu anlayış, kapitalizme teslimiyete götürür.

Proletaryanın devrimci görevi bu toplumu dönüştürmek ve yeniden, yeni bir temelde örgütlemektir. Ama bu görev, bu toplumun çerçevesinde olmaz. Bu toplum çerçevesinde, en kapsamlı devrimci dönüşüm bile sosyalizme varmaz. Sosyalizme varmak için, emeğin devrimci iktidarı ve bu iktidarın etkin olarak kullanılması gerekiyor. Eski toplumdan köklü kopuş olmadan, yeni toplumu yeni baştan inşa edemezsiniz. Eski toplumdan kopuş, devrimle olur. Devrim, iktidarın ele geçirilmesiyle başlar. Buradan şu net sonuç çıkar; proletarya, tarihsel devrimci rolü olan toplumu dönüştürmeyi ancak iktidarı ele geçirerek, iktidara dayanarak ve kitlelerin inisiyatifini harekete geçirerek yerine getirebilir. Proletaryanın tarihsel devrimci görevleri bir program formülasyonu olmaktan çıkıp somut eylem programına, canlı yaşama dönüşmüştür: Devrimle, halk demokrasisi ve sosyalizm hedefi uğruna pratik mücadele.

 

Örgütlenmenin Yeni Örnekleri

Yukarıdaki açıklamamızda, sorunun konuluşunda yine de eksik olan bir şeyler var. İktidarı emekçilerin hangi örgütleri ele geçirecekler, hangi sınıf örgütleri iktidar organları olacak. Bu sorulara kitle pratiği, deneyim, devrimci mücadele cevap verecektir. Dünya proletaryasının deneyimleri yeni örgütlenmeler olarak komün, sovyetler, fabrika komiteleri, işçi komite ve konseyleri olarak farklı zamanlarda ve farklı ülkelerde oluşturulsa da, özü proletaryanın kurtuluşu için bulunmuş politik biçimler, mücadele, ayaklanma, iktidar organlarıdır. Bunlar yeni tip örgütlerdir. Görevleri, proletaryanın tarihsel görevlerini hayata geçirmektir. Problemin çözümünü sağlarlar. Bizde uzun süredir işçi eylemlerinin olduğu her yerde işçi komiteleri kurulmuştur. Bunların bazılarının ömrü, eylem süresi kadar olmuştur. Ama yine de her eylemde yeniden ortaya çıkarlar. Yakın zamanda bilinçli işçiler tarafından oluşturulan İŞÇİ TEMSİLCİLERİ KONSEYİ (İTK), bunun kalıcı hale getirilmesini hedefliyor. Kısacası, deneyimler, işçi sınıfının yeni örgütlenmeler yaratarak, tarihsel misyonunu yerine getireceğini gösteriyor.

Proletaryanın sınıf mücadelesi tarihi ve sosyalizm tarihi bize başka bir gerçek daha gösteriyor. Komünist partisiyle bağı olmayan, yeni bir toplum uğruna savaşmayan bu tip örgütlenmeleri burjuvazi daha sonra tanımaktan (kabul etmekten) çekinmez. O halde, proletarya ve sınıf örgütleri, yeni bir dünya kurma amacını devrimci komünist parti öncülüğünde gerçekleştirebilir. Devrimci komünist partisi, Leninist parti, iktidar ve kurtuluş kavgasında en etkin silahıdır, öncü gücüdür.

 

Politik Hedef Daraltılırsa

Eksiksiz sosyal reformist partilerin tümü, emekçi kitlelerin politik hedefini günlük mücadeleyle sınırlamıştır. Bu tam da onların politik özüne uygundur. Bunun ötesinde ve ilerisinde söyledikleri ne varsa, kendi gerçek durumları anlaşılmasın diyedir. Hedefledikleri en ileri devrimci değişiklik de bu toplumun sınırlarını aşmıyor. Bu, onlar için bir anlık bir durum değil, onyıllarca izledikleri bir siyasi çizgidir. Devrimin etkisiyle, karşılaştıkları devrimci işçilerin baskısıyla, bu çizginin biraz ilerisine çıkanlar varsa da, kendi çizgilerinin ilerisinde olan, devrimci nitelik taşıyan görevleri yerine getirmek için, bu defa da konumları ve konumlanışları, buna uygun değil. Yani daha ileri bir şeyler yapmalarının önündeki engel bizzat kendi reformist görüşleri ve buna uygun konumlarıdır.

Proletaryanın politik hedefleri sınırlandırılıp, daraltılınca, görevleri de, inisiyatifi de, sınırlandırılmış olur. Hiçbir reform hedefi, emekçilerin gerçek gücünü tam anlamıyla harekete geçiremez. Gerçek ve temel devrimci hedefler uğruna mücadeleden başka hiçbir şey, geniş emekçi halk kitlelerinin gücünü tam olarak harekete geçiremez.

 

Savunma Çizgisinden Çıkamadılar

Bugüne değin izledikleri sınıf işbirliği siyasetine uygun olarak mücadele çizgileri de savunmada kalmayı aşmadı. Onlar, Gezi’den ve 6-8 Ekim’den sonra bile, savunmanın ötesine geçmediler. Hatta Gezi’ye bu temelde yaklaştılar. Bugüne kadar, sermayenin ve faşizmin saldırıları karşısında yaptıkları tek şey “savunalım” ya da “püskürtelim”in ilerisine gitmedi.

Bir boksör rakibi karşısında, iyi bir savunma yapabilir, çeşitli ayak oyunlarıyla, rakibin yumruklarını savuşturabilir. Fakat, yumruk sallamadan maçı kazanamazsınız. Savaşın kazanılmasında savunma önemli bir rol oynar, fakat saldırıya geçmeden savaş kazanılmaz. İktidarın ele geçirilmesinde de durum aynıdır. Emekçiler iktidarı devrimci tarzda, saldırıcı, hücumcu bir anlayışla hareket ederek kazanabilirler.

 

Devrimci Mücadelenin Baskın Olması

Bu topraklarda devrimci mücadelenin baskın gelmesi, başat bir mücadele olmasının, sınıf mücadelesinin, devrimci sınıf mücadelesi olarak gelişmesinin nesnel temelleri var. sınıf çelişkilerinin keskin oluşu, problemin çözümü için yeni bir topluma geçiş zorunluluğu, devrimci mücadelenin gelişiminin nesnel zeminleridir.

Reformistler, kendi çevrelerini çürütseler de, devrim güçlü temellere dayanıyor. Olaylar durmadan devrime akıyor. Paranın, sermayenin, burjuvazinin egemenliğini yerle bir etmek için devrim önlenemez bir güçle büyüyor ve ilerliyor. Devrime girişeceğiz ve girişimimizin sonuçlarıyla karşılaşacağız. Karşılaşacağımız kesin sonuç, emeğin, doğanın, insanlığın kapitalizmin zincirlerinden kurtuluşu olacaktır. Tarihin en büyük devrimine ilerliyoruz.

Girişelim, görelim.

C.DAĞLI