Coronavirüs bütün ülkelere yayılarak, bir salgın halini aldı. Toplumsal bir felakete dönüştü. Her yerde kitlesel ölümlere yol açan salgın, somut olarak görüldü ki, bir dünya sorunudur. Buna karşı mücadele küresel ölçektedir ve uluslararası tam ve etkin bir işbirliğini gerektiriyor.

Fakat nasıl bir işbirliği olmalıdır? Bugünkü işbirliği çıkara, kara dayanan bir karakterdedir. Özel çıkar ilkesine dayanan bir toplumda işin doğası gereği, başka tür bir işbirliği olmaz. İşbirliğinin niteliğini belirleyen toplumun biçimidir (toplumsal biçim); bireyler ve uluslar arasında kurulan toplumsal ilişkilerin niteliğidir.

Buradan şu sonuç çıkar ki, dünya sorunu olan, sorunların üstesinden gelmek ve insanlığı bir felakete sürüklenmeden önlemek, çözmek için yeni bir toplum temelinde, yeni tip bir toplumsal ilişki ve yeni karakterde bir uluslararası işbirliği gerekiyor. Karın, özel çıkarların değil, insanlığın yararının hizmetinde olan öncekinden farklı ve karşıt bir işbirliği. Bu işbirliği veya eş ifadeyle el birliği toplumda, dayanışmaya dayanır. Yeni toplumda, dayanışma ilkesi egemen ilkedir, tüm toplumu kapsar. Bireyler arasında geçerli olan bu ilke, uluslararasında da geçerlidir, geçerli olmalıdır. Dayanışmaya, işbirliğine (elbirliğine) dayanan yeni tipte bir ilişki, öncekine ancak karşıt biçimde konabilir. Eski ilişki türünün yerini alan bir ilişki türüdür.

Yeni tip bir işbirliği (elbirliği) doğa ile yeni bir ilişki kurulmadan gerçekleşmez. Coronavirüs salgını, insanın doğa ile yeni temelde ilişkisi olmadan, insanlığı etkileyen sorunlarda, başarılı olunamayacağını ortaya koyuyor. Kapitalizm doğa ile karşıt olduğu için, bugüne kadar doğayı toplumsal, tarihsel ilişkilerin dışında tutmuştur. Doğanın kendisiyle karşıt olan bir üretim biçiminden, insanlardan bunun öcünü alacağı bilinmez bir şey değildir. Dolayısıyla kapitalizm çerçevesinde kalarak, doğa ile yeni ve akıcı bir ilişki kurulamaz.

Bu son felaket, bu yönde, binlerce sözden daha eğitici ve ders çıkarıcı oldu. Kendi içinde uyumlu, uzlaşmaz çelişki ve karşıtlığı geçmişte bırakmış bir toplum, komünist toplum, doğası gereği, doğa ile uyumlu, yeni, akla uygun bir ilişki kurabilir. Bugün çok daha fazla insan komünist toplumun zorunluluğuna ikna olur. Bu eğitici sorundan (salgından) sonra komünist fikirlere, politik hareketlere yeni bir yöneliş dalgası oluşur. Bu yeni dalgayı karşılayabilmeliyiz.

Bugün, insanlığın karşısına çıkan dünya sorunu özelliğinde olan başka sorunlar da var. Bunlar çevre sorunlarıdır. Çevre sorunlarının öyle bir özelliği var ki, yeryüzünün herhangi bir köşesindeki çok küçük bir sorun bile, tüm yeryüzünde büyük sorunların dürtüsü olabilir. Dünya sorunları, tek tek ülkelerin üstesinden gelecekleri sorunlar değildir. Asıl mesele, insanın kendi eliyle bu sorunlara yol açmamasıdır. Ama kapitalizm sınırları içinde kalındığı sürece sorunlar kendisinden ileri gelen birçok doğa sorununa yol açar.

Fidel Castro, 1992’de Rio’da yapılan Dünya Zirvesi’nde, insanlığın karşı karşıya olduğu büyük çevre yıkımını keskin bir şekilde gözlerimizin önüne seriyor:

“Doğal yaşam koşullarının hızla ilerleyen bir şekilde tahrip edilmesi nedeniyle önemli bir biyolojik tür yok olma tehlikesi ile karşı karşıyadır: insanlık. Durdurmanın neredeyse çok geç olduğu bir zamanda bu problemin farkına vardık.”

“Çok uzun süre önce yapmış olmamız gerekeni yapmak için yarın çok geç olacaktır.”

İnsanlık ve doğadaki canlı cansız tüm türler açısından yarın çok geç kalmamak için, bugün çok etkin biçimde harekete geçmeli ve gidişe müdahale etmeliyiz.

Küba, Rio’da ve başka yerlerde doğaya yönelik olumlu görüşler belirtmekle kalmıyor, pratikte ona uygun davranıyor.

“1992 Dünya Zirvesi’nden sonra Kübalılar sözlerine ve taahhütlerine uygun olarak davranmışlardır.” (Ian Angus)

Sosyalizmin bu soruna yaklaşımı ile burjuvazinin yaklaşımı arasında temel bir ayrım var. “Martinez’in (Kübalı -bn) tanımlamış olduğu ve yetmiş yıldır sosyalist olarak algılanan uygulamalar ile açık ayrıma dikkat çekmektir. Amacımız daha fazla eşya değil, daha iyi yaşama dayanan bir toplum yaratmak olduğunu söylemenin en iyi yoludur. Niceliksel büyüme değil, niteliksel değişim.” (İan Angus)

Bir sorunun, günümüzde, insanlık sorunu olması ya da eş deyimle dünya sorunu olması, sorunun sınıfsal karakterini ortadan kaldırmıyor... Dünya sorunu haline gelen bu sorunlar, kapitalizmde ortaya çıkmıştır. Dolayısıyla çözüm için burjuvaziye ne kadar baskı yapılırsa yapılsın, sorun çözülmez; tersine yeni ve çok daha yıkıcı felaketlere yol açar. O halde, soruna teşhiste ve çözümde burjuvaziyle temel ayrımlarımızı ortaya koymalıyız.

Burjuvaziyle ayrımlarımızı belirgin olarak ve kesin biçimde ortaya koymalı ve kitleleri bu konuda aydınlatmalıyız. İnsanlar, bu soruna büyük bir dikkat gösterdiği bir sırada soruna komünist devrimci bakış açımızı temel çizgileriyle açıklamamız gerekiyor. Ayrımların net olarak çizilmesi gereken bir sırada kendilerine sosyalist, komünist diyen, (gerçekte ise küçük burjuva demokratları olan) çevreler, burjuva kamusallık anlayışını tekrar öne sürdüler. Onlara göre coronavirüs salgını “devletin sosyal işlevini” bir kez daha göstermiştir. Kamuda, sağlıkta, özelleştirmeye karşı çıkarken bunun karşısına koyduklarıysa “devlet kapitalizmi”dir. Sağlıkta ve başka sorunlarda “devletçi” önlemler önermek, kapitalizmle bu sorunlarda bir ayrım koymak değil, burjuva bir önlemi ileri sürmekten başka bir şey değildir. Bu anlayış sahipleri, 90’lardaki yoğun özelleştirmeler karşısında da devletleştirmeleri, kamulaştırmaları savundular. Fakat bir arpa boyu yol gitmediler. Bu sorunda devrimci bir çizgi izleyeceklerine, tamamen reformlar yolunu izlediler. Fakat sözlerinin pratikte hiçbir değeri yoktur.

Kapitalist toplumda, burjuvazinin egemen olduğu bir yerde her çeşit devletleştirme ya da eş deyişle devlet kapitalizmi, kapitalizmin gelişimine hizmet eder, burjuvazinin yararına çalışır. Günümüzde, yalnızca “bir devlet kapitalizmi”nden değil, tekelci devlet kapitalizminden, devletle bütünleşmiş tekelci kapitalizmden söz edebiliriz. Tekelci devlet kapitalizminin, tekellerin yararına piyasaya müdahale ettiğini herkes bilir. Sermaye sınıfı çok zor duruma düştüğü zaman, devlet kapitalizmi önlemlerini devreye soktuğu yine herkesin bilgisi dahilindedir. Yani bu önlemleri, sizin önermenize gerek yoktur, burjuvazinin kendisi bunu yapmaktadır.

İşçi sınıfının, işçi sınıfı partisinin savunması gereken, devletleştirme değil, toplumsallaştırmadır. Fakat kapitalist toplumsallaştırma değil, komünist toplumsallaştırmadır. Yani üretim araçlarının toplumsal mülkiyeti temelinde üretim araçlarının toplumsal mülkiyetidir. Proletarya kamu iktidarına elkoyar -elkoyma, zor alımı gerektirir- üretim araçlarının kapitalistlerin elinden çekip alır. Proletarya bunu toplum adını yapar. Bu toplumun köklü devrimci dönüşümünü gerektirir. Hedefi toplumun devrimcileştirilmesi olmayanlar, burjuvazinin toplum üzerinde denetimini devam ettirmesi anlamına gelen devlet kapitalizmi taleplerini ortaya sürüyorlar.

Daha ileri gidenler, şu popüler sloganı yeniden yükselteceklerdir: “Başka Bir Dünya Mümkün!” Biz dakikasında söyleyelim: Toplumsal devrim olmadan mümkün değil. Başka bir dünyadan anlaşılması gereken, kapitalizmden daha ileri bir toplumdur. Bu ise komünist toplumdur. Muğlak bir slogan ancak bu şekilde anlaşılır olur. Yeni bir toplum ancak toplumsal devrimle, eski toplumun yerini alabilir.

Coronavirüs salgın krizi, doğrudan bir insani kriz olarak gelişti. Tam da bundan ötürü insanlar kapitalist dünya sistemine karşı büyük bir devrimci öfke içindeyken, kapitalist devletleştirmeleri savunmak, emekçi kitlelerin devrimci gücünü kırmaya yöneliktir. Emperyalist-kapitalist sistemde toplumsal devrim bir çok ülkede büyük bir yükseliş içinde. Kapitalizmin ekonomik ve toplumsal krizinin bu salgın hastalık sırasında çok daha derinleşeceği kesin.

Burjuvazi şu aralarda, salgın hastalık nedeniyle insanlar bir araya gelemediği için emekçi halk kitlelerinin devrimci baskısından kurtulduğuna sevinebilir. Fakat sevinç kaynağı mutsuzluk kaynağına dönüşebilir. İşsizlik, halk kitlelerinin yoksullaşmasının, yeni devrimci eylemlere yol açacağı çok açık. Tam bu sırada kapitalist sistemin yarattığı bu krizden yararlanıp bu sistemi yıkmak doğru proleter devrimci tavırdır. Küçük burjuva reformist çevreler koro halinde kitlelerin devrimci bilincini güçlendirip onu devrimci eylemler yönünde teşvik edeceğine, azmini bileyeceğine, devrimci sınıf kavgasını yumuşatma çabası içindeler. Komünistlerden tamamen farklı şeyler söylüyorlar.

“Bizim için mesele özel mülkiyetin el değiştirmesi değil, tamamen yıkılması, sınıf karşıtlıklarının yumuşatılması değil, sınıfların ortadan kaldırılması, var olan toplumun iyileştirilmesi değil, yeni bir toplumun kurulması olabilir.” (Marx)

Küçük burjuvazi krizden yararlanıp, burjuvaziden kendi durumunu iyileştirecek ödünleri koparmaya çalışıyor. Bu amaçla işçileri ve diğer emekçileri egemen sınıfın peşine takmak istiyor. İşçi sınıfı ve proleter olmayan emekçiler, küçük burjuva siyasetlerin bu anlayışının sınıf karakterini açığa çıkarmalı. Kendi sınıfsal çıkış yolunu kendi hedeflerini öne çıkarmalıdır. Çünkü proletaryanın tarihsel görevlerinin hayata geçmesi insanlık için tek kurtuluş yoludur.

Devrimin güncel olduğu, dünya devriminin güncel olduğu daha çok insan için anlaşılır hale geliyor.

Şimdi Devrim Zamanı!

C.DAĞLI