“Yıllar bedenime yüzü söylediğinde yüzüm senden ayrılmayacak ve kalbim sana doğru koşarken duracak”

Koşmaya devam edeceğim Murat… Yeryüzünde üretilen maddi bir şey nasıl yok olmuyorsa, devrim mücadelesinde yaratılmış değerler silinmez izler bırakıyor. Devrime adanmış her yaşam, devrime verilmiş emekler, bir devrimi ve bir devrimci örgütlülüğü her yönüyle büyütür. Devrim ve parti, uğruna verilmiş canlarla yükselir.

İnsanların olduğundan farklı gösterilmesine tahammül edemeyen Murat yoldaşın eleştirdiği durumlardan biri de şuydu: Devrim mücadelesinin kıyısında, köşesinde kalmış insanların ölümlerinden sonra, kendilerinde varolmayan olmayan özelliklerle anılması… Böyle durumlarda, “kör ölür badem gözlü olur” sözünü hatırlardı.

Ancak, sözkonusu Murat yoldaşı anlatmak ise, onu tanıyan herkesin kabul edeceği gibi, devrimci yaşamıyla ve taşıdığı leninist özellikleriyle partimizin bir değeri olduğunu söylemek, hiç abartı olmayacaktır.

Devrim mücadelesinin her zaman en ön saflarında olmuş bu nadide yaşamı hatırlamak için değil, öğrenmek için tekrar bazı yönlerini kısaca anıyoruz.

“Heraklit Heraklit Kabil mi akarsuya vurmak kilit” Nazım Hikmet’in bu dizelerini çok seven Murat yoldaş, bu dizeleri pek sık tekrar ederdi. İşçi yaşamı ve gençliğin dinamizminden gelen devrimci duyguları onu çok erken yaşta devrimci yaptı. Bu yüzden, bütün devrimcilerde olduğu gibi yüreğinin yaşı hep genç kaldı.

Bilimsel sosyalizmi ve leninist öğretiyi keskin zekâsıyla kavrayan Murat yoldaş, her yerde ve her olguda komünizmi işaret eden şeyleri sevdi... Duygulu karakteri, onu, hayatını insanlığın kurtuluşuna adamış her gerçek komünist gibi içten, bağlı ve sıcak kılıyordu. Düşmanlarına duyduğu güçlü bir nefretin yanında, yoldaşlarına ve ezilenlere karşı sevgi doluydu. “Ateşi Çalmak’taki proleter kahramanlardan biri olan Johann Stock için bir şiir yazmıştı. Sonu ölüm ve inançla biten bir şiirdi bu…

Ona uzaktan bakanların ilk gördükleri özelliği, çalışkanlığıydı. Zindanda bile boş görüldüğü olmamıştır. Belirlenmiş ve ayarlanmış tüm işleri sonuna kadar yapar, artan vakitlerde durmadan çalışırdı. Kendi üzerine düşen işleri zamanında bitirip başkalarına yardım ederken görebilirdiniz. Bu yüzden, zindandaki pratik işlerin her zaman hem emekçisi, hem de organizatörü olurdu. “Devrim Biziz, Biz Devrimiz” sözünü ilk söyleyen oydu.

Becerikliydi. Bu özelliğini işçilikle geçen yaşamı ve inatçı kişiliği ile edinmişti. Herhangi bir konuda yeni bir düzenleme zorunlu olduğunda ya da koşulları olmadığı halde kolektifin bir şeye ihtiyacı olduğunda, o, kafasında planı bitirmiş ve işe koyulmuş olurdu.

En son örneklerden biri, Bayrampaşa zindanında, gerçeğinin hemen hemen aynısı olan ve kişilerin yüz ölçülerine göre ayarlanmış gaz maskelerini yapanlardan birisi olmasıdır.

Disiplinli ve serinkanlıydı… Kolektif bilincin ve düzenin içselleştirilmesi demek olan disiplin, onda çelik gibi dururdu. 24 saatlik devrimci yaşama dayanan zindan mücadelesinde daima en önlerdeydi. Bir iş Murat’a verilmişse, mutlaka o iş olurdu. Bu özellikleri “Moskova Önleri”ndeki Rahimov’u anımsatırdı. 19 Aralık 2000 sabahında, korkunç bir kurşun yağmuru altında kalmış olmasına rağmen, 12. koğuştaki yok edilmesi gereken bütün malzemeleri imha etmiş ve koğuştan çıkan en son kişi olmuştur. Murat tamamen tesadüf eseri vurulmadan çıktığı o koğuşta, arkasında bir yangın bırakmıştı.

Sevecendi. Hiç abartısız söyleyebiliriz ki, Bayrampaşa zindanındaki en sevilen insanlardan biriydi. Esprili ve candandı. Gereksiz kimseyi kırmazdı. Aynı zamanda “dert babasıydı”. İnsanların sorunlu olduğu dönemde onlarla ilgilenmek gibi zor işlerden de sakınmazdı.

Dobraydı. Kimseye söylemediği tek sözü kalmamıştır. Her şeyi insanların direkt yüzüne söylerdi. Ama bunu zamanında ve yerinde yaptığı için kimseyi kırmazdı. Keskin bir ironisi vardı. Boş konuşanlara ve özellikle geciktirmecilere tahammül etmezdi. “Az laf çok iş” sözünü ağzından düşürmezdi.

19 aralık 2000’de, sabah saatlerinde askerlerin teslim olun çağrısına “Türk Ordusu Etrafınız Kuşatıldı. Asıl Siz Teslim Olun!” sloganıyla karşılık verdi. Devrime ve partiye gösterişsiz ve yürekten inanıyordu. Vurulduğu vakitler olan öğle saatlerinde 15. ve 16. koğuşların havalandırmasında kanı hızla boşalırken yanındakiler son sözlerini duydular. Tek tek yoldaşlarını sordu. Neşesini koruyordu. Silahlı halk ayaklanması ve devrim hayalleriyle canını verdi.

Leninist Parti’nin güzide değerlerinden biri olan Murat yoldaş, toprağa düştüğü gün, tüm yaşamıyla devrimci bir miras bıraktı. Partinin ileriye attığı her adımda toprağa düşen savaşçılarımızdan aldığımız şeyler vardır. Arkasında devrim işçiliği, yoldaşlarının özlemi ve intikam duyguları bırakan Muratımıza sözümüzdür, bu topraklarda “Bu Parti İktidarı Alacaktır!”


Yeni Evrde Mücadele Birliği Dergisi, 82. Sayı / 11 - 25 Aralık 2006’da yayınlanmıştır