Yıl:1969; Yer: işgal altındaki Vietnam'ın başkenti Saygon. Bir Amerikalı general, gazetecilerden ve diplomatlardan oluşan şık davetli topluluğa, yepyeni askeri stratejilerini açıklıyor, ülkenin her yanına konuşlandırdıkları yüksek teknoloji ürünü savaş aygıtlarını tanıtıyordu. Bul ve Yoket (Search And Destroy) adını verdikleri bu sihirli taktik formulasyona göre, ABD işgal birlikleri artık ülkeyi karış karış dolaşmayacak; alan hakimiyeti yerine, yüksek teknik aygıtlarla savaşçıların tespit edildiği noktaya hızlı indirme harekatı yapacaktı. “Bunlar” diyordu azametli madalyaları şıngırdayan Amerikalı general, termal kameraları göstererek, “ormanın on kilometre derinindeki bir farenin gaz kaçırmasını bile tespit eder. Vietkonglar fasulye yemese iyi olur”. Espriyi pek ince bulan seçkin davetliler gülmekten bel ve gerdanlarını kıvırıp dururken, aynı saatlerde Saygon ABD büyükelçiliğinin, Vietnamlılardan oluşan aşçı ve hizmetkarların kaldığı rutubetli bodrum odalarından birinde, Ulusal Kurtuluş Cephesi (Vietminh) bir toplantı yapıyordu. 24 saat içinde başlayacak olan büyük Tet saldırısının son ayrıntıları konuşulmaktaydı. Onlarca kent, yüzlerce kasaba ve köyde, bir milyona yakın savaşçı, milis ve sivil halkın desteğiyle başlayan Tet silahlı ayaklanması, Search&Destroy simülatörlerinde epey eğlenceli zaferler kazanmış ABD ordusunu tam anlamıyla perişan etmişti.
Kabadayılığın, yüksekten atıp tutmanın, hesapsız kibrin sonu her yerde aynı.
Tekrar Çal Neco
Son günlerde sabah akşam üzerine methiyeler düzülen yeni savaş stratejileri, Sri Lanka göndermeleri vs. pek çok kişinin aklına, bu tarihi dönemi hatırlatmış olmalı. Bütün bu söylenenlere az çok doğruluk payı varsa, sermayenin devrim karşısındaki yeni taktiği, tek kelimeyle özetlenirse, nokta operasyonlarıdır. Pek çokları bunun 90'lı yıllara dönüş olduğunu söylüyor.Hayır.Aslında bu ,80'li yıllara dönüştür. Cızırtılı bir plaktan, eskimiş nameler...
12 Eylül'e giderken ve hemen sonrasında, yani Fatsa operasyonuyla başlayan ve 90'ların başına kadar süren taktiktir bu. Şuraya buraya dağılmış, geniş kitlelerle ve kent nüfusuyla ilişkileri kesilmiş, koordinasyon ve yüksek hareket yeteneği kazanamamış bir gerilla savaşı döneminde, sermaye güçlerinin bu temel karşı-devrim taktiği, bir işe yaradı. Fakat sonra, kırsal alanda uzun süre barınıp saklanmayı, arkasında iz bırakmadan hareket etmeyi, köylerle sıkı ilişkiler geliştirmeyi başaran gerilla, yavaş yavaş alan hakimiyetini ele geçirmişti. Nokta operasyonlar başladığında dağılıp kaybolan, ama hemen sonra yüzler, hatta binler halinde rahatça bir araya gelebilen gerilla güçleri, uzak sınır karakollarının kabusu haline gelmişti.
Sermayenin 90'lı yıllarda sahneye koyduğu savaş taktiği, kırsal alan hakimiyetini yeniden kazanmaya dayanıyordu. Ama öncelikle, kentlerdeki devrimci güç ve potansiyeli sınır tanımaz bir şiddet yoluyla bastırmaları gerekiyordu. Lice, Kulp, Şırnak ve bunun gibi pek çok kent merkezi, adeta yerle bir edildi. Kentlerin pasifikasyonu istenen seviyede sağlandıktan sonra, kırsal alan temizliğine girişildi, binlerce köy boşaltıldı, yakıldı. Alanlara hakim tepelere, geçiş bölgelerine, derin vadi girişlerine yüzlerce seyyar ve kalıcı üs bölgeleri oluşturuldu. Artık ordu, kışlasında, karakolunda beklemiyor, her saat kırsalda dolaşıyor, rutin arama-tarama faaliyetleri yapıyor, yüksek tepelerde yirmidört saat nöbet tutuyordu.
Kısa süreli başarılar vaadetse de, alan hakimiyetine dayalı taktik, olağanüstü enerji, para ve sürekli yenilenen insan kaynağı gerektiriyordu. Böyle bir taktikle denetimi uzun süreli sağlayabilmek için, ordu kendi mevcudunun neredeyse yarısını sürekli hareket halinde tutmak zorunda kalıyordu. Yüzlerce araçlık konvoylar her gün oradan oraya taşınıyor, yine yüzbinlerle ifade edilen savaş birlikleri ya operasyonda, ya da operasyona hazır beklemede tutuluyordu.
Bu stratejinin uzun süre dayanabilmesi, iki temel noktanın sürekliliğine bağlı gibi görünüyordu. Kentlerin pasifikasyonu ve ikmal yollarının güvenliği. Son yıllarda her iki dayanak da çökmüş görünüyor. Bölgenin büyük kentlerini, kasabalarını saran Kürt halkının siyasal örgütlenmesi, koca bir halkı tek bir ordu gibi harekete geçirebildi. Kentler, salt polis gücünün yetmediği ölçüde devrimcileşti. İkmal yolları ise, neredeyse kentlerin hemen bittiği noktadan itibaren, tuzaklarla dolu bir kapan halini aldı. Hareket üstünlüğünü kaybeden ordu, uzak karakollarda ve üs bölgelerinde sarsıcı darbeler almaya başladı. İkmal yollarının güvensizliği nedeniyle, Ankara'dan dahi canlı izlenebilen gerilla saldırılarına karşılık veremez oldu.
Alan hakimiyetine dayalı taktiğin bitiş noktası, aslında oldukça sembolik bir görüntüde aranıp bulunabilir. Yüksekova'da halk oldukça coşkulu ve kalabalık bir sokak gösterisi yaparken, operasyondan dönen birlikler, kendilerini birden bire bu kalabalığın ortasında bulmuşlardı. Onlarca araçlık askeri konvoyu gören halkta ne bir korku, ne bir telaş vardı. Konvoyun önünde giden akrep adı verilen o zırhlı aracın camına yapıştırılan posterler, işte o an, eski taktiğin yenilgisinin dört dörtlük bir fotoğrafını sundu.
Kırda Yıprananlar Kentte Yenilirler
Sermayenin büyük gürültü ve tantanalar eşliğinde ilan ettiği yeni taktik neyi vaad ediyor? Kırsal alan hakimiyetinden vazgeçmeyi, üs bölgelerinden yavaş yavaş çekilmeyi, büyük garnizonlarda beklemeyi ve teknik takibe dayalı istihbaratla nokta operasyonlar yapmayı. Bugün NATO'nun artık kontrolü kaybettiği Afganistan'da uyguladığı yöntemdir bu. Helikopter ile yapılan hızlı hava ikmalleri, yoğun hava bombardımanı, kara birlikleriyle bombalanan noktaların son kontrolü ve ardından kışlaya dönüş. Böyle bir taktik, ancak yüksek ateş gücüne sahip, profesyonelleştirilmiş personelle yürütülebilir. Amerikan icadı bu Search&Destroy taktiğinin ne kadar başarı şansı bulunduğunu anlamak isteyen, kırk yıl öncesinin Vietnam'ına ya da bugünün Afganistan'ına bakabilir.
Askeri açıdan taktik değişimler, ciddi siyasal değişimleri izler. Bugün siyasi dengeler, sınıf mücadelesinin geldiği aşamada, emekçilerden ve Kürt halkından yanadır. Kentlerde örgütlenen kitleler, bugünkü siyasi dengeleri elinde tutan bir güç yaratmıştır. Kürdistan şehirleri, ikili iktidarın doğduğu ve gelişmeye başladığı esas alanlardır. Sermayenin askeri taktiği, bu değişimin sonucunda kentlerdeki dengeyi yeniden kendi lehine çevirmek üzere kurulmuştur. Kırsal alan hakimiyetinden vazgeçerek, kentlerin örgütlü kitleleri ile kırların gerilla güçleri arasındaki ilişkiyi zayıflatmak, ikili iktidar durumunu boğarak, nefessiz bırakarak sermayenin kabul edebileceği sınırlar içine çekmek, askeri taktiğin hizmet edeceği siyasal hedeflerdir. Bu nedenle, kırlarda uzun döneme yayılmış bir yıpratma savaşının yerini, kentlerin başrol oynayacağı nihai çarpışmalar dönemine bırakmıştır. Ne var ki, sermaye bu hedeflere varmak için çok geç kalmış görünüyor.
Uzun iç savaşta çok yoğun kullanılan ordu güçleri şimdi moralsiz, savaş yeteneği sınırlı, kazanma umudu kalmamış bir aygıttır. Kritik enerjisini kırsal alan hakimiyetinde harcayıp tüketen bir ordu, halkın en geniş kesimlerinin dahil olduğu kent ayaklanmalarında işe yaramaz ve de güvenilmez bir profil çiziyor.
Tepe başlarında gece-gündüz nöbet tutan bir acemi er, görünmez bir düşmanın öldürücü tehdidi altında, sadece yaşama içgüdüsünü keskinleştirir. Militarizm, bu ilkel içgüdüyü en vahşi sınırlarına dek sürükleyebilir. Oysa, büyük kent isyanlarında acemi erlerden oluşan birlikler için düşman, militarist söylemin şeytanlaştırabildiği o görünmez düşman değildir. Tahrir Meydanı'na çıkan tanklarda askerler, çevrelerinde yüzlerce kadın, çocuk, genç, ihtiyar ve onların konuşan yüzlerini, ellerini gördüler. İlkel yaşama içgüdüsü değil ama, henüz bozulmamış insani güdüler bu askerlerin tercihlerini etkiledi. Pek çoğu ya verilen emre uymadılar ya da doğrudan halk safına geçtiler.
Şimdi, kentleri zapdetmek üzere hazırlanan orduyu, alanlarda bir halk denizi bekliyor. Korku duvarını aşmış, zırhlı araçlara kendi bayraklarını asmaktan çekinmeyen bir halk bu. Yeterince yıpranmış ve kazanma umudu kalmamış bir düzenli orduyu, böylesine halk denizinin ortasına çekmek, sermaye sınıfının yapacağı en ciddi hata olacaktır.
Uzun iç savaş, kent meydanlarında çok acı ama kısa, açık bir vahşet ve en yüksek kahramanlıkların yarıştığı bütün hesapları halklar lehine alt üst eden sürprizlerle dolu bir final yaşamak üzere, tüm güçleri topluyor.


















