Tuesday, May 22nd

Güncelleme:10:08:44 PM GMT

Başlıklar:
Buradasınız: Anasayfa Makaleler Umut Çakır İktidar Odağı Yaratma Olanakları

İktidar Odağı Yaratma Olanakları

Sınıflar mücadelesinin belli bir anında, bir iktidar boşluğu doğmuşsa, orada yeni bir sınıf iktidarı için zihniyet değişiminin tohumları, geniş emekçi yığınlar içinde belirmeye başlamış demektir.

Sınıflı toplumlarda iktidar ilişkisi, yalnızca egemenlik değil, ama aynı zamanda bağımlılık ilişkisidir. Tek yanlı değildir. Yukarıdan aşağıya biçimlenen egemenlik ilişkisini, aşağıdan yukarıya biçimlenen bağımlılık ilişkisi tamamlar.

Bu durumda, iktidar boşluğu, bir yandan devlet kurumlarının işlevsizleşmesiyle kendini yukarıdan ifade ederken; diğer yandan emekçi kitlelerde yeni bir iktidar olanağı arayışıyla kendini belli eden yeni bir bilinç-olgu durumuyla aşağıdan ifade eder.

Kürt halkı açısından durum aşağı yukarı nettir. Bu halk, hiçbir devlet kurumuna güvenmediği gibi, kendi kendini yönetme organlarını geliştirip yaygınlaştırarak, bir iktidar odağı yaratma işini el yordamıyla ve pratiğin zorlamsıyla da olsa yerine getiriyor. Peki bu manzarayı tamamlaması gereken Türkiye emekçi sınıfları açısından durum nedir?

 

Devrimin Gazlı Atmosferi

Önceki yazılarımızda, sınıflar mücadelesinin genel dengesini analiz ederken, hesaba katılması gerekenin, nüfusun tamamı değil, ama mücadele içindeki kitleler olduğuna vurgu yapılmıştı. Varolan iktidar boşluğunun toplumsal işlerini, yine nüfusun tümü içinde değil, mücadeleye atılan kitleler içinde aramak kesin bilimsel yaklaşımdır.

Yakın zamana kadar pek çok kitlesel eylem, doğrudan sermaye iktidarını hedeflemediği için, sendikal, ekonomist kıyılarda sıkışıp kaldı. Direngenliğiyle tüm dünyaya örnek olan Tekel eylemi bile bu cendereyi kıramadığı için geride büyük dersler ve etkiler bırakarak dağıldı.

Ancak Arap ülkelerinde bir dizi devrimle başlayan, şimdilerde emperyalizmin kalbi ABD’de devam eden muazzam bir dalga, dünya çapında mücadeleci kitlelerin zeminini yükseltti. Bir dünya devrimci süreci yaşanıyor ve bu dalgadan hiçbir halk uzak kalamıyor. Kürt halkının ikili iktidar durumu yaratan cüreti tam da bu genel dalganın ortasında doğdu.

Türkiye emekçi halkları ise şimdilik dağınık bir durum sergileyen, ama hemen her yere yayılan bir eylem dalgaları içinde buldu kendini. Siyasal açıdan en gerici, en sessiz bilinen yerlerde bile, farklı farklı bahanelerle, sermayenin gücüne karşı dişe diş çatışmalar yaşanıyor.

Erzurum, Burdur, Sinop gibi uzun bir gericilik ve uyuşukluktan uyanan yöreler, gaz bombaları ve tazyikli suyla tanışıyorlar. Yakın zamana kadar emekçilerin sessizce boyun eğdikleri pek çok uygulama, kendiliğinden patlak veren eylemlerin gerekçesini oluşturuyor. Sonuçta ortaya, gaz bulutlarıyla oradan oraya taşınan bir devrimci atmosfer çıkıyor.

 

Siyasal Cüret ve Kitlelerin Cüreti

Halk kitlelerinin şu veya bu nedenle isyana kalkışması ile yeni bir düzen ve iktidar kurma iradesini göstermesi arasında, elbette göz ardı edilemeyecek denli önemli bir siyasal fark var. Ancak kimi zaman siyasal devinim, kimi zaman da bizzat emekçi kitlelerin cüreti, hedefsiz isyanları kısa bir sürede aynı safa dizili iktidar odaklı bir kavga haline getirebilir.

Vietnam’ı işgal eden Japon orduları, 1945 Ağustos’unda teslim olup her yerde silah bırakınca, ülkede bir anda büyük bir iktidar boşluğu oluşmuştu. O zamana dek uzak kır alanlarında işgalcilerle savaşan, ancak henüz iktidarı ilan edecek bir güce sahip olmaktan uzak Vietnam Komünist Partisi bu boşluğu gördü. Kırmızı üzerine sarı yıldızlı bayrakla kırsal bölgelerden yürüyüşe geçtiler, siyasi cüret hızla kendine bir toplumsal taban buldu ve yürüyüş başkentle sona erdiğinde, parti halk cumhuriyetini ilan etmekte hiç tereddüt göstermedi.

Emekçi kitlelerin bağımsız mücadelelerinin daha gelişkin olduğu başka yerlerde ise, bu kitleler iktidar odağını yaratma yoluna gittiler. 1917’de Lenin, bir devrimin en önemli sorununu, milyonların nerede örgütleneceği sorununu tereyağından kıl çeker gibi bir çırpıda halleden Sovyetler’i adeta hazır kucağımızda bulduk, demekteydi. 1905’in alabildiğine yoğun devrimci olaylarından doğan Sovyetler, 1917’de bizzat devrimci sınıf kitleleri tarafından daha hiçbir örgüt bu yönlü çağrı yapmamışken, hemen kurulmuştu.

Kürt halk hareketi bir yana, devrim ve sosyalizm adına oportünist politikanın ağırlık kazandığı Türkiye’de bir iktidar odağının yaratılmasında tek başına siyasal cüretin yeterli olamayacağını söylemek mümkün, ama oportünizmin cesaret edemediğine, kitleler cesaret edecektir. Ve ediyor da; bu yönde ilk işaretler gelmeye başladı.

DİSK, KESK ve diğer emek örgütleri, 8 Ekim’de Ankara’da bir “sokak meclisi” kurma çağrısı yaptılar. Yüzbine yakın bir kalabalık toplandı. Biçim olarak daha önceki onlarca gösterinin benzeriydi, fakat yine de, çağrıyı yapan emek örgütlerinin iktidar boşluğunu dolduracak bir odak yaratma fikrine yalnızca şöyle bir dokunup geçen “sokak meclisi” söylemi bile, geniş kitlelerde büyük ilgi uyandırdı.

Dahası, o gün Ankara’da ayrı ayrı kanallardan akıp giden ne kadar kitle eylemi varsa, bir araya toplandı. Bu ortaklığı yakalayabilmek için, sokak meclisi gibi yeni bir iktidar odağını ima eden bir çağrı yeterli oldu. Bu açıdan, 8 Ekim Ankara eylemi, alabildiğine yaygın ve dağınık sürdürülen mücadeleleri tek bir kanala birleştirmenin yolunun, iktidar odağı yaratmaktan geçtiğine dair güçlü bir işaret verdi.

8 Ekim eyleminin bu nitelik yönünü, bizzat onu örgütleyenler göremedi, çünkü ertesi gün “bizim sokak meclisimiz, millet meclisine bir alternatif değil” diye açıklamalarda bulundular.

Bu noktada, bir iktidar odağı yaratma görevini ortaya koyan Leninistlerin ne yapması gerektiği belirginleşiyor. Emek örgütlerinin ifade ettiği ve eylemci kitlelerde ciddi bir ilgi uyandıran sokak meclislerini, kendi ayakları üzerine oturtabilmek ve de yaygınlaştırmak için yoğun bir propaganda faaliyeti yürütmelidir. Bu çağrıyı yapanlar ya bir siyasal kör oldukları ya da sonuçları göze alamadıkları için sokak meclislerini ciddi bir iktidar odağı haline getirmek istemiyorlar. Ancak çağrı, ilk sınavından geçti, gücünü kanıtladı, çok geniş bir mücadeleci çevre tarafından destek gördü.

Hem bu kitlelerin ilgisi hem de bizzat burjuva sınıfın yarattığı iktidar boşluğu Leninistlere, sokak meclislerini gerçek içeriğine kavuşturmak için çok güzlü bir zemin hazırlıyor.