| Makale İçeriği |
|---|
| FAŞİZMİN ANLADIĞI TEK DİL VARDIR |
| Sayfa 2 |
| Sayfa 3 |
| Tüm Sayfalar |
Birincisi Çarlýk rejimini deviren, ikincisi tümüyle kökünden deðiþtiren çifte devrimi baðrýnda saklayan o muazzam 1917 tarihinden sadece birkaç yýl önce, Rusya’nýn azýnlýk halklarýna karþý korkunç katliamlar baþgöstermiþti. Duma oturumunda, Lenin’in kaleme aldýðý bildiriyi okuyan Bolþevik temsilci Muranov, kürsüden þu sözleri haykýrýyordu: “Yönetemiyorsunuz, yalnýzca savaþýyorsunuz.”
Bayramiç’ten Edirne’ye, hiçbir sýnýr tanýmayan açýk þiddet ve katliam giriþimleri ne ilkti, ne de son olacak. Ve tüm bu olaylarýn anlamý, tekelci sermayenini artýk yönetemediði, ama yalnýzca savaþabildiðidir.
Devrimin durdurulamayan kabarýþý, yükseliþi, kuþatmasý karþýsýnda eli kolu baðlý cennetini kaybetmeyi sakince kabullenen bir burjuva sýnýfý hayal edenler, birden bire her yerde patlak veren linçler konusunda paniðe kapýlýyor ve bu olaylarý devrimin ne kadar güçsüz olduðuna dair o iyice katýlaþmýþ söylemlerine malzeme yapýyorlar. Onlarýn kafasýndaki devrim, pürüzsüz bir yolda ilerleyen, sermaye egemenliðinin karþýsýna tüm halkýn çýktýðý, devrimin öncülerinin topyekün halk sýnýflarýn çýkarlarýný ve yürüyecekleri yolu açýkladýðýnda tüm engellerin ortadan kalkacaðýný düþledikleri sihirli formüllerle doludur. Olur ya, eðer devrimin karþýsýna, sermayenin resmi üniformalýlarý dýþýnda “halk” kitleleri çýkarsa, bunlar ya bizzat polisçe kýþkýrtýlmýþtýr ya da kandýrýlmýþlardýr.
Ve devrim konusunda bir kez bile ciddi düþünmeyen kafalarýn ürettiði daha bir çuval dolusu safsata... Oysa hayat baþka bir yatakta akýyor, pürüzler, kýymýklar, budaklarla dolu bir akýþ yataðý. Karþý-devrimin kalabalýk topluluklarý, bizzat polis tarafýndan örgütlenmemiþ olsalar bile, baðlý bulunduklarý sýnýf çýkarlarý, o çýkarlarýn katý ifadelere büründüðü siyasal ve de kültürel iklim dolayýsýyla, milyonlarca insaný kapsayacak yaygýnlýktadýr.
Çöküþün Panik Ataðý
Selendi örneðine bakalým. Bu kasabanýn Manisa’daki diðer ilçelerden çok daha yoksul olduðu biliniyor. Üstelik 12 Eylül öncesinde, sol bir yapýnýn hemen tümüyle egemen olduðu Ege kasabalarýndan biridir. Ancak, modern kapitalist sanayi yok, tarým ise özellikle son yýllarda hýzlanan bir çöküþ içindedir. Bir anlamýyla, sanayi proletaryasýnýn etkisinden uzak olan bu kasaba küçük üretici köylülüðün borç bataðý içinde debelenip durduðu, hiçbir çýkýþ yolu bulamadýðý için öfkeli duygularla dolup taþtýðý söylenebilir.
Ege, Marmara, Ýç Anadolu bölgelerinde benzer bir tarýmsal çöküþü yaþayan sayýsýz kasaba var. 2008’de patlak veren ve halen süren kriz bu çöküþü hýzlandýrdý ve bunun altýnda kalan gruplarda ertelenemez özlemler, kaygýlar, giderek bastýrýlamayan bir panik ve öfke oluþtu.
Lenin savaþ gibi olaðanüstü yýkým dönemlerinde, halk katmanlarý arasýnda üç tür ruh hali oluþtuðunu belirtir: Birincisi, korku ve umutsuzluktur ve genelde dinsel safsatalarý yutmaya hazýr bir kitle yaratýr. Ýkincisi, düþman olarak gördüðü etnik gruplara karþý nefret duygusudur ki bu, özellikle burjuva sýnýfýn kýþkýrtýp yaydýðý, yararlandýðý bir duygudur. Üçüncüsü ise bizzat sermaye düzenine karþý yönelen nefret.
Geniþ emekçi yýðýnlar içinde hangi kesimleri, bu üç duygudan hangisinin etkisi altýnda kalacaðý, pek çok etmen tarafýndan belirlenir. Örneðin, sanayi proletaryasýnýn hareketli olduðu yerlerde, yýkým içindeki diðer emekçi kitleler, sermaye düzenine karþý öfke duygusuna eðilimlidirler. Sýnai merkezlerden uzaklaþtýkça, dinsel ve þovenist duygularý kabartan zeminin güçlendiðini söylemek mümkün.
Bir baþka etken, ekonomik yýkýmýn uzun yýllara yayýlmýþ olmasýdýr. Sonuçta ortaya muazzam sayýlabilecek miktarda sürekli iþsiz kitlesi çýkartmýþtýr. Resmi rakamlar bir yana, çalýþabilecek yaþta olup da iþ bulamayan ya da çalýþmayanlarýn sayýsý, þu an çalýþan kitlelerden daha fazladýr. Peki ama ne yapýyor bunca insan? Pek çoðu düzenin çatlaklarýnda, suça ve ranta dayalý bir çýkar çevresi oluþturmuþ ve lümpenleþmiþtir. Sefaletin körükleyip durduðu fuhuþ, dayanýlmaz bir gelecek kaygýsý altýndaki genç kuþaklarý esir alan uyuþturucu ve her türden malýn kaçakçýlýðý, sahteciliði, vb. bu lümpen tabakalarýn toplumsal etkinliðini sürekli beslemektedir.
Lümpen tabakalarýn devrimle çeliþkileri -uzlaþmaz deðilse bile- oldukça keskindir. Toplumsal devrim onlarýn çýkar baðlarýný anýnda kurutacak, alýþtýklarý rantiye yaþamýn kaynaklarýný kesecektir. Büyük kentlerin, sanayi merkezlerinin sefalet yüklü sokaklarýnda boy veren bu lümpen topluluk, özellikle polis örgütlenmesi içinde olmasalar bile, karþý-devrimin bir pençesi olarak karþýmýza çýkacaklar...
Sözünü ettiðimiz ekonomik etkenlerin yanýnda, pek çok siyasi ve tarihi nedenlerden ötürü de, karþý-devrimci kitle tabaný bu topraklarda yaygýndýr. Bir yanda ezen ulus, diðer yanda ezilen bir ulus gerçeði kendi egemen ulus avantajlarýndan vazgeçmeyen þovenizme esir bir kitle yaratýyor. “Selendi bizimdir, bizim kalacak” sloganlarýyla azýnlýk Roman mahallesine saldýranlarýn, iþte tam da böyle bir þovenist histeriye esir olduklarý görülebilir. Bu sloganlar, kendilerine doðuþtan verilmiþ olan, hiçbir baltaya sap olamasa bile göðsünde tenekeden bir madalya gibi taþýyýp tükenmiþlik duygusuyla baþedebildiði “egemen ulus olma” konumunun, ayaklarýnýn altýndan kayýp gittiðini güçlü bir þekilde sezinleyen bir güruhun sloganlarýydý. Gerçekten de devrimin, ezilen uluslara özgürlük vadeden programýný yürürlüðe koyacaðý zafer gününe yakýnlaþtýðý her momentte, þovenist zehir ile aklý bulanmýþ kalabalýk panik ataklarýný, katliam giriþimlerini daha sýk, daha acý sonuçlarýyla yaþayacaðýz.
Örgütlü Silahlý Þiddet
Karþý-devrimin kalabalýk kitleleriyle her yerde karþýlaþacaðýz, bundan sonra daha sýk karþýlaþıyoruz. Bu gruplar, öyle rastgele dolduruþa gelmiþ, kandýrýlmýþ, bu nedenle de devrimin haklý söylemlerine aþina oldukça, çözülüp gidecek kalabalýklar deðildir. Faþizmin anladýðý tek dil, örgütlü kitlesel þiddettir. Komintern’den bu yana komünist harekete yol gösteren bu þiar, bir kez daha doðruluðunu kanýtlamaktadýr. Hele ki, artýk iç savaþýn toplumun bütün katmanlarý arasýnda hýzla yayýldýðý, tek tek mahalleler ve neredeyse koca koca þehirlerin bir taraftan yana tavýr almaya zorlandýðý koþullarda, karþý-devrimci azgýn kitleler karþýsýna, sadece “tarihsel haklýlýk, yasal meþruiyet” gibi cýlýz silahlarla çýkýlamaz.
Son kýrk yýlýn yoðun devrimci tarihi, binlerce kez kanýtlamýþtýr ki, bu topraklarda devrim, büyük kalabalýklarý karþý karþýya getiren bir kutuplaþmanýn eþliðinde, alabildiðine sert, kanlý bir süreç isteyecektir. Hükümetin resmi kolluk kuvvetleri karþýsýnda, topyekün halk sýnýflarýnýn yeraldýðý devrimler, 19. yüzyýlda kaldý. Yüzyýlýmýzýn halk devrimleri, kutuplaþmýþ kitlelerin sokak köþelerini bile paylaþacaklarý kanlý ve uzun bir iç savaþýn sonunda zafere ulaþabilecektir. Özellikle polis tarafýndan örgütlenip kýþkýrtýlmasa dahi, pek çoklarý devrim yürüyüþünün karþýsýna dikilmekten kendilerini alamayacaklar. Tek baþýna ikna yöntemiyle onlarý ikna etmeye soyunanlar, þu politikanýn safdil devrimcileri, umarýz ki, cesurca meydan okumalarýn her þeyi çözmediðini öðrenirler.
Basýn marifetiyle güçleri olduðundan çok daha fazla gösterilen bu karþý-devrimci güruhun en zayýf noktasý, son derece kaypak ve güvenilmez sýnýflar tortusu lümpenleri içermesidir. Yapýlarý gereði bu lümpen unsurlar, psikopatlýk derecesinde bireyci-egoist kiþiliklerdir. Onlar ancak, bire karþý on üstünlerse ya da panzerlerin gölgesindelerse, devrimin kararlý cesur unsurlarýna saldýrma cesaretini gösterebilirler. Hatýrlanacaktýr. 1999 yýlý baþlarýnda Kürt halk kitleleri “barýþçýl” eylemler için sokaklarý doldurduðunda, bu faþist tosuncuklar “verin bize öldürelim” diye 70’lik analarýmýza saldýrmýþlardý. Kürt halký bir anda “barýþçýl” yöntemi bir kenara koyup, örgütlü ve kitlesel þiddet yoluna baþvurduklarýnda, sokaklarda günlerce bu tosuncuklara rastlayan olmamýþtý.


















