| Makale İçeriği |
|---|
| EMEK HAREKETİ SOSYALİST HAREKET |
| Sayfa 2 |
| Sayfa 3 |
| Tüm Sayfalar |
Bu yazý kaleme alýnýrken, Tekel iþçileri Ankara'nýn göbeðinde devrim ocaðýna ateþ taþýmaya devam ediyordu. Bu mücadele ister iþçilerin baþlangýçta bayraklarýna yazdýklarý özlük haklar çerçevesiyle sýnýrlý taleplerin tatminiyle sonuçlansýn; ister daha ötelere taþýnarak ve yeni iþçi eylemleri dalgasýyla beslenerek doðrudan sermaye düzeniyle kapýþma biçimine bürünsün, gelecekte tarih bugünleri, yeni bir 15-16 Haziran olarak anacaktýr. Kuþku yok ki eylem, eðer doðrudan sermaye düzeniyle kapýþma düzeyine sýçrarsa -bunun çok kuvvetli iþaretleri olduðu yadsýnamaz-, yakýn zamanda çok farklý þeyleri tartýþýyor ve yapýyor olacaðýz.
Geleceðe dair kestirimleri þimdilik bir yana koyalým; olduðu haliyle Tekel iþçilerinin eyleminin kanýtladýðý kimi gerçeklere bakalým. Bu gerçeklerin en çarpýcýsý, emek hareketiyle devrimci sosyalist hareketin buluþmasý, birbirini güçlendirerek beslemesidir.
Ýki Ayrý Kanal, Tek Kavþak
Yüzyýlý aþkýn bir süre önce Lenin, emekçilerin mücadeleleri ile, sosyalist hareketin ayrý ayrý kanallardan akarak, bir kavþakta mutlaka buluþacaðýna dair temel saptamayý ifade etmiþti. Bu temel saptama, Türkiye ve Kürdistan için de geçerlidir.
Yakýn zamana kadar, devrimci-sosyalist hareket ile iþçi sýnýfý arasýnda aþýlmaz sýra daðlar bulunduðuna, sýnýfýn bilinç olarak çok geri olduðuna ve örgütlenemediðine dair nice sulugöz, mýzmýz siyasetlerle baþýmýz fazlasýyla aðrýrdý. En baþta ortalama sol hareket, bu durumu bir umutsuzluk edebiyatý biçiminde politik zanaate dönüþtürmüþtü. Ancak, aradan birkaç ay geçti ki, tüm o sulugöz deðerlendirmeler, býçak gibi kesiliverdi. Ankara'da iþçi çadýrlarýný ziyaret eden herkes, iþçilerin politik bilinç ve devrimci uyanýklýklarýnýn geliþimi karþýsýnda hem þaþýrdý, hem heyecanlandý. Ýyi ama, daha düne kadar neredeydi bu iþçiler?
Onlar, olmasý gereken yerdeydiler, devrimci-sosyalist hareket de öyle. Emek ve devrim mücadelesi arasýndaki iliþkiye pek az kafa yoranlar, genellikle bu iliþkinin en geliþmiþ örneklerinden yola çýkýyorlar ve bu topraklarda var olagelen durumu þikayet konusu yapýyorlardý. Söz konusu geliþmiþ örnekler, 19. yüzyýlýn sonlarýnda ortaya çýkan sosyalist partiler ve sendikalar yoluyla kumanda edilen iþçi hareketleri ya da bunlarýn 20. yüzyýldaki yansýmalarýný kapsýyordu. Bu örneklere sahip ülkelerdeki iþçi sýnýfý, en basit ekonomik haklarý için bile, sosyalist hareketin büyük ölçüde etkisi altýndaki sendikalarla omuz omuza yürümek gibi büyük bir avantaja sahip. Yani bu ülkelerdeki emek hareketinin ekonomik, siyasi ve ideolojik mücadelesinin bütünlüðünü saðlayan kurumlar, halihazýrda iþlemekte.
Hemen belirtmek gerekir ki, söz konusu kurumlarýn bulunuyor olmasý, iþçi sýnýfý hareketinin ekonomik-siyasi-ideolojik mücadele bütünlüðünün sorunsuz iþlediði anlamýna gelmez. Özellikle Avrupa'da, komünist ve sosyalist partilerin kontrolündeki sendikalar, emeðin ekonomik mücadelesine karþý son derece uyanýk ve militan olabiliyorlar, ancak siyasi ve ideolojik mücadelenin gerektirdiði cüret ve cesaretten oldukça yoksun durumdalar.
Öte yandan, bu topraklarda iþçi sýnýfý hareketi hiçbir dönem burjuva demokrasisi ortamýný yaþamadý. Daha baþtan, koyu bir siyasi gericilik, sonra da kanlý bir faþizm iþçi sýnýfýna, býrakalým ideolojik mücadeleyi, ekonomik mücadele biçimlerini bile yasakladý, bastýrdý, daðýttý. Türkiye ve Kürdistan iþçi sýnýfý, bu korkunç cendereyi kýrabilmek için olaðanüstü çaba sarf etti. Kimi zaman bunu baþardý, hatta sosyalist hareketle de buluþtu ancak vahþet ve dehþet politikasýyla faþizm emekçi hareketin bu geliþme baðlarýný kopardý, sendikalara, burjuva yöneticiler gelip çöreklendiler.
Sonuçta þöyle bir manzara çýktý ortaya: ekonomik temelli mücadele, her seferinde burjuva sendikacýlarýn duvarýna çarptý; emek hareketi daha ileri gidebilmek için ihtiyaç duyduðu özgüven ve sosyalist hareketin destekleyici etkisinden uzun yýllar mahrum kaldý. Emek hareketi, en koyu faþizmin baskýlarýyla kendi kanalýnda belli bir yere kadar akabiliyor ama sonra týkanýp kalýyordu; sosyalist-devrimci hareketle buluþacaðý o noktaya bir türlü varamýyordu.
Sabreden Derviþ...
Devrimci sosyalist hareket ise, emek hareketi tarafýndan yeterince beslenemediði için, ya sabýrlý ama ilkeli bir yalnýzlýða göðüs gerdi, ya da ilkelerini çiðneyip bulunduðu kavþaktan ayrýlarak devrimci karakterini yitirdi. Reformistler ve onlarýn yedeði olan ortalama sol, ikinci yolu tercih ettiler. Emek hareketiyle buluþabilmek adýna, onlarý kendi konumlarýna çaðýrmak yerine, kendileri daha geri konumlara sýçradýlar. Bu yüzden, ekonomik ajitasyonu aþamayan bir dil geliþtirdiler. Zamanla bu dil, beslendiði oportünist ve reformist zihniyetin kolay kolay aþýlamayan kalýplarýný oluþturdu. Devrimci kitle eylemlerinin muazzam sarsýcý gücü bile, bu dilin zýrhýný delemedi. Öyle ki, sýradan iþçiler meydanlarda “genel grev” sloganlarýný haykýrýr ve bunun kavgasýný verirken, o meydana ortalama sol “bir günlük grev” pankartýný en yükseðe asmakla meþguldü. Ne utandýlar, ne sýkýldýlar; en geriden gelen iþçilerin bile tutum ve davranýþlarýyla bu sözde öncülerin politik þiarlarýný paçavraya çevirmelerini bomboþ kafalarla izlemeye devam ettiler. Çünkü saplanýp kaldýklarý o alabildiðine geri dil, zihniyetlerinde de aþýlmaz sýnýrlar oluþturmuþtu.
Ýlkesel davranýp devrimci karakterinden taviz vermeyen ve emek hareketiyle buluþacaklarý kavþaðý terk etmeyenler yalnýzca leninistlerdi. Çünkü onlar her zaman emekçi sýnýflarýn devrimci içgüdülerine güvendiler, ilkeli ve cüretli atýlýmlarýn emekçilere, çakýlýp kaldýklarý kanallarýn duvarlarýný kýrmak için moral ve cesaret aþýladýðýna her zaman inandýlar. Öyle de oldu.
Emek hareketi, þu ya da bu partinin çaðrýlarýna uyarak deðil, ama artýk býçak kemiðe dayandýðý için, gele gele dayandýklarý son duvar da yýkýldýðý için, ve de Kürt halkýnýn, 1Mayýslarýn, ve yine bir dizi muazzam kitle eyleminin sarsýcý etkisiyle, týkanýp kaldýklarý kendi kulvarýnda adeta çaðlayan gibi akmaya baþladý. Ekonomik mücadelenin politik ve ideolojik mücadeleyle iç içe geçtiði ve tam da devrimci-sosyalist hareketle buluþacaklarý o kavþaða ulaþmalarý çok uzun sürmedi. Onyýllarýn acýsýný birkaç ayda çýkardýlar, onyýllarýn pasýný birkaç haftada silip attýlar. Bunun için, emek hareketinin öncü bir müfrezesinin eyleme geçmesi yetti.
Tekel iþçileri, emek hareketinin öncü rolünü üstlendiler. Bunun için gerekli özelliklere de sahiplerdi. Türkiye ve Kürdistan'ýn dört bir yanýna daðýlmýþ onlarca iþletmeden, onbine yakýn iþçi, Ankara'ya akýn ettiler; þu ya da bu patronu deðil, doðrudan hükümeti karþýlarýna aldýlar; giriþtikleri eylemin bu özel niteliði sayesinde, ekonomik temelli hareket, kýsa sürede politik karakter kazandý. Ve o andan itibaren, giderek artan ölçüde devrimci sosyalist hareketin yönlendirici etkisi duyulmaya baþladý.
Sýnýfýn öncü müfrezesi, geride kalan ya da ayaðý sürüyenleri hýzla gayrete getirerek, onlarý en geri noktadan en ileri konumlara taþýyarak; genel emekçi hareketini kendi eylemi etrafýnda birleþtirip, kendi kararlýlýðýný tüm sýnýfa doðru taþýrarak, gerçekten de öncü müfreze olduðunu kanýtladý. Tekel iþçileri, bu özellikleriyle burjuva sendikacýlarýn kulvarlarýný aþtýlar, onlarýn genel eylem üzerindeki etkilerini zayýflattýlar. Ve bu yolda atýlan her adým, kendi kanalýnda akýp giden devrimci-sosyalist hareketle buluþmayý hýzlandýrdý. Öncü müfrezenin sýnýfýn tümüne örnek olmasýyla, hemen her iþçi eyleminde kýzýl renkler çoðalmaya baþladý. Kýsa süre öncesine dek, siyasi gruplarýn ziyaretlerini biraz hoþnutsuz, havada kabul eden iþçiler, þimdi o gruplarýn bayrak ve flamalarýný kendileri taþýmaktalar.
Buluþmak ve Zafere Yürümek
Ayrý ayrý kanallardan akarak gelen emek hareketiyle devrimci-sosyalist hareketin bir kavþakta buluþmasýný, “nihayet, baþka ülkelerde alýþýlageldik durum, þimdi burada da gerçekleþiyor” denilerek geçiþtirilemez. Çok kanlý ve uzun bir iç savaþýn, devrimci durumun hüküm sürdüðü bir ortamda iþçi sýnýfý ve sosyalist-devrimci hareketin buluþmasý, olaðanüstü etkilere sahiptir. Denilebilir ki, baþka yerlerde alýþýlageldik buluþma, bu topraklarda devrimin en kritik dönemecidir. Artýk hiçbir þey eskisi gibi olmaz. Ekonomik bir çerçevede baþlayan herhangi bir iþçi eyleminin, bundan böyle, bir anda siyasal bir kalkýþmaya, hatta bir ayaklanmaya dek gideceðinden, o hep sözü edilen toplumsal patlamayý harekete geçireceðinden kesinlikle emin olabiliriz.
Türkiye ve Kürdistan sýnýflar mücadelesinin geldiði nokta hesaba katýlýrsa, emek hareketiyle devrimci sosyalist hareketin buluþmasýnýn, olaðanüstü etkisini daha iyi anlayabiliriz. Kürt halkýnýn uzun sürece yayýlmýþ bir ayaklanma içinde olduðu, memurlarýn genel grev provalarý yaptýðý, eczacýsýndan bakkalýna, doktorundan minibüsçüsüne kadar sayýsýz küçük mülk sahibi emekçi katmanýn sokaklarda eylem halinde olduðu bir ortamda, (en gerici söylemle bile olsa, Ankara'nýn ortasýnda eylemler yapan eski uzman çavuþlar dahi, bu genel panoramanýn bir parçasýdýr); sermaye egemenliðinin hem kendi iç kavgasý, hem de genel emekçi eylemlerinin etkisiyle yeterince yýpranýp güçten düþtüðü bir ortamda, düzenin temel kurumlarýnýn birbirinin kuyusunu kazdýðý ve ordunun moral düzeyinin yerlerde süründüðü bir ortamda, iþte böyle bir ortamda, sözünü ettiðimiz kavþak, devrimin kýyametinin koptuðu bir kavþak halini alýr.
Nihayet o çok özlediðimiz buluþmaya varmak sevindirici olmakla birlikte, omzumuzdaki yük þimdi daha aðýr, aðzýmýzdan çýkacak her sözün aðýrlýðý ve sorumluluðu daha çok. Oportünist hareket, her zaman olduðu gibi, bu kavþaktan daha ileriye gitmek için deðil, ama emek hareketini bu kavþakta durdurmak, buralarda “mevziler kazanmak” için uðraþacaktýr. Ve bu da, Leninistlerin üzerindeki tarihi sorumluluðu çok daha fazla artýrýyor. Ýlkeli duruþumuzla emek hareketinin öncü müfrezeleri üzerinde belirgin bir etki yarattýk. Bundan böyle, kitleleri zafere taþýyacak hazýrlýðý hiçbir engel tanýmadan yapabileceðimizi, en kritik zamanda harekete geçip içeri atýlma yeteneðimiz olduðunu göstermeliyiz.


















