Tuesday, May 22nd

Güncelleme:10:08:44 PM GMT

Başlıklar:
Buradasınız: Anasayfa Makaleler Umut Çakır 11 EYLÜL: KÜRESEL İÇ SAVAŞIN İLANI

11 EYLÜL: KÜRESEL İÇ SAVAŞIN İLANI

 

 

11 Eylül'den yıllar sonra, bu saldırıların arkasında bizzat Amerika'nın olduğunu söyleyenler çoğaldı. Bunun son örneği de Counterpunch'taki yazısıyla Paul Krassner oldu. 13 Eylül tarihli bu yazıda “NewYork ve Washington'a yapılan 11 Eylül saldırılarının ardında Bush yönetiminin olduğundan kuşkum yok” diyordu. Yine Amerikalı gazeteci ve “Demokrasi Şimdi Hareketi” aktivistlerinden Amy Goodman “saldırıların saldıranların kararı olmadığını” söylüyordu. Paul Krassner'in aynı yazısında belirttiğine göre talkshow'cu Michael Reagan'ın “11 Eylül hainlerinin suikastının” araştırılması talebi var ve aynı şekilde Obama'nın yardımcısı Yan Jones da bu iddiaların araştırılmasını isteyenler arasında.

 

Amerikan emperyalizminin hegemonyasını sürdürebilmek amacıyla Afganistan'a ve Irak'a saldırıp işgal etmesinden yıllar sonra bunları söylemek birşey ifade etmiyor olsa da, Amerikan emperyalizminin 3. dünya savaşını başlatmak için yarattığı bu bahanenin de, daha önceki emperyalist savaşlara girme bahaneleri gibi kendi uydurmaları olduğunun geniş kesimlerce anlaşılması açısından bir anlamı var.

Büyük bir çılgınlıkla borçlanarak, köpük üzerine köpük eklenerek körüklenen tüketim toplumundan başka birşey olmayan, yığınların hiç olmazsa bir kesimi, içine düşürüldükleri otomobil, televizyon, kilise kapanının boğucu, ahmaklaştırıcı havasından sıyrılıp, gerçeği görmeye başlıyor. Amerikan isteminin kendi halkını tam anlamıyla ahmaklaştırmaya çalıştığı bu üç ayaklı kampanyadan, bu saldırıdan kendini kurtarabilmeyi başaran bu kesim açısından “Amerikan mucizesi” denen bu yaşam tarzı artık sorgulanıyor, reddediliyor. Yukarıda adı geçenler de işte bu kesimlerin sözcülüğünü yapıyorlar.

Amerikan emperyalizminin üç binden fazla Amerikalıyı katlederek böyle bir savaşı başlatmasının gerçek nedenleri anlaşılmazsa, bu katliam da anlaşılamaz.

1975'te Symbionese Liberation Army (Simbiyonez Kurtuluş Ordusu) tarafından medya baronu Dandolph Hearst'ün kızı kaçırılmıştı. SLA, o zaman fidye yerine Los Angelos'ta yoksulların yaşadığı bölgelere gıda yardımı yapılmasını istemişti. O zaman bu “yardım” paketlerini taşıyan kamyonlar, daha dağıtım merkezlerine ulaşmadan, aç ve yoksul kesimler tarafından yolları kesilip durdurularak, taşıdığı gıdalar paylaşılıyordu. 2000'li yıllara gelirken, 25 yıl öncesini kat kat aşan aç, yoksul ve evsiz insan var Amerika'da. 2000 yılı resmi rakamlarına göre 6 milyon 800 bin aile yoksul ve ABD nüfusunun onda biri, yani 35 milyon insan aç.

Açlığın nasıl bir isyanı beslediğini, daha 68 hareketinden hemen sonra görüp değerlendiren Amerikan ordusunun profesyonel katillerinden Robert Rigg, ordu dergisinde (Army Magasine) yazdığı bir yazıyla buna dikkat çekiyordu. Ki bu profesyonel katil, rüşdünü 1940'larda Irak Kralı'nın ordusuyla Kürtler üzerinde uyguladığı katliamı planlayarak ispatlamış, hemen sonrasında da Çan Kay Şek'in yanında katıldığı Çin iç savaşında komünist avına çıkan askeri danışman olmuştu. İşte bu katil diyordu ki, “Amerikan politik ve askeri planları şimdi her zamankinden daha fazla yeni iç şiddeti karşılama üzerine inşa edilmelidir.”

Bu planlama, askerlerin kent ayaklanması için eğitilmesini içermelidir. (....) Bunu görevdeki kara birliklerinin (kara kuvvetlerinin) öteki durumlar için olduğu kadar betondan cangıl (orman) için de eğitimini gerektirdiğinden önemli sonuçları vardır. Ayrıca ordu birlikleri her Amerikan kentinin çimento-asfalt cangılını öğrenmeye yönelik biçimde yetiştirilmeli ve eğitilmelidir.”

(...) entelijans, sosyal, ekonomik ve politik sorunların çözümü için tek yol budur.” (aktaran Haluk Gerger -Kan Tadı)

Amerikan halkı, 20. yüzyılın sonunda Seattle'daki büyük ayaklanmayla olsun, daha sonra pek çok Amerikan kentinde tekrar tekrar gerçekleştirdiği Afganistan ve Irak'ın işgaline karşı eylemleriyle olsun, bu emperyalist askerin, bu profesyonel katilin korkusunun hiç de boşuna olmadığını gösterdi.

Emperyalizm, 20. yüzyıl boyunca bütün dünyayı soydu, yağmaladı ve birkaç tekelin kasasına aktardı. Dünya Bankası ve IMF'nin dayattığı “yapısal uyum programları” sonucunda dış borç tuzağına düşen bağımlı ülkelerin zaten çok sınırlı olan gelirlerinin büyük bölümü, bu borçları ödeme adına emperyalist merkezlere aktarıldı. Dünya Bankası eski başkanı J. Stiglitz “İspanyol fetihçilerin Latin Amerika'yı yağmalamasından beri dünya, bugün gördüğümüz yönde bir servet aktarımı yaşamadı” (age) derken bu soygunu itiraf ediyordu.

Emperyalizm özellikle yeni evrede üretim, meta dolaşımı ve bilhassa mali sermayenin bütün dünyada at koşturmasının önündeki bütün engelleri yıktı, ulusal çitleri yerle bir etti. Bütün engellerin ortadan kaldırıldığı bu koşullarda küresel mali piyasalar daha fazla kar peşinde koşan atıl sermayeyi hızla kendisine çekti. Uluslararası tefeciler, spekülatörler, kupan kırparak yaşayanlar bu piyasaların efendisi oldular. 1990'ların ortalarında,IMF üyesi bütün ülkelerin altın ve döviz rezervlerinin toplamından daha fazla miktarda bir paranın (1 trilyon dolardan daha fazla) bu piyasalarda koşturduğu biliniyor. (Ki bugün bu rakam 4 trilyon doları aşmış bulunuyor.) yine 1995'te Wall Street Journal “gelişmiş ülkelerde (siz emperyalist ülkelerde diye okuyun -bn) meta üretiminden ziyade gayrı-maddi kalemlerin zenginlik kaynağına dönüştüğünü” yazıyordu. 2002'de ise Almanya cumhurbaşkanı 1. Rau “spekülatif amaçlarla yer değiştiren para miktarının 2 trilyon Euro'yu geçtiğini” söylüyor ve “her gün dünyada dolaşan paranın %90'ının mal ve hizmet dolaşımıyla ilgisi olmayan” spekülatif para olduğundan yakınıyordu.

2000-2001 yılına ait aşağıdaki veriler, bu soygunun boyutuyla ilgili durumu daha anlaşılır kılıyor.

  • 1999'da dünyanın en zengin 200 kişisi (iki yüz) 1 trilyon dolar kazandı. Yine aynı yıl 43 ülkenin toplam nüfusunu oluşturan 580 milyon kişinin toplam geliri 146 milyar dolardı. Yani 200 kişi, 580 milyon kişinin gelirinin 7 katını kar olarak kasasına atmıştı.

  • 2000 yılı için gayri-safi milli hasıla (GSMH), kişi başına Etiyopya'da 100 dolar, Bangladeş'de 360 dolar, Angola'da 660 dolar, Honduras'ta 920 dolar oldu. Aynı yıl ABD'de ise insan değil, her bir inek için 1057 dolar sübvansiyon yapıldı.

  • 1995 verileriyle Toyota'nın yıllık cirosu Polonya ve Portekiz'in GSMH'sinden daha büyük oldu. Aynı yıl IBM'in cirosu Venezuela'nın, Unilever'inki de Yeni Zellanda'nın GSMH'sini aşıyordu. O yıl, sadece General Motors'un satışları, en gelişkin 21 ülke hariç, dünyanın geriye kalan bütün ülkelerinin GSMH toplamından daha büyüktü.

  • 1998'de dünyanın en zengin üç kişisinin serveti, 600 milyona yakın insanın yaşadığı 48 ülkenin GSMH'sine eşitti. Ki bu servet 3 şirkete değil, sadece 3 şahsa aittir.

  • Forbes Dergisi'nin 2003 yılı için belirlediği ABD'nin en zengin ilk 10 kişisine ait toplam servet 273,5 milyar dolardı. Ki bu servet, toplam 70 milyonluk nüfusuyla Türkiye'nin bütün bir yıl boyunca ürettiği toplam üretimin değerinden daha büyüktür.

  • Dünyanın en zengin 10 kişisine ait servet, her ne kadar inanılmaz gibi görünse de, bütün bağımlı ülkelerde yaşayanların yıllık gelirlerinin toplamını aşmaktadır.

  • Son birşey daha; dünya nüfusunun %5'ini oluşturan ABD, Ortadoğu'da üretilen petrollerin %25'i dahil, dünyada üretilen toplam petrolün %40'ını tüketmektedir.

Dünyanın en zengin birkaç kişisinde ve en tepedeki birkaç tekelin elinde böylesine büyük miktarda sermayenin biriktiği ve bizzat kendi kendisinin engeli haline geldiği bu koşullarda, emperyalist-kapitalist sistem hızla sıçramalı çöküşe sürüklenirken, aynı zamanda bu sistemin efendisi olan ABD de hegemonyasını yitirmeye başladı.

İşçi sınıfı ve ezilen emekçi kitlelerin kutbundaysa bu aynı koşullar büyük bir sefaletle birlikte büyük bir öfkeyi, büyük bir isyanı biriktiriyor. Çünkü insanlık, bugüne kadar hiç olmadık ölçüde, yeni ve ileri bir topluma geçişin bütün maddi önkoşullarına sahip olduğu halde, sermaye ve sermayeye dayalı üretim sisteminin temeli olan özel mülkiyet nedeniyle üretici güçler daha ileri gidemiyor. İnsanlığın çok büyük bir bölümü kendi emeğinin sonuçlarından mahrum bırakılıyor.

Buraya kadar 2000'lerin başında dünya ölçeğinde emperyalist-kapitalist sistemin çok kısa bir görünümünü çizdik. Dünya ölçeğindeki çelişki ve çatışmaların geldiği bu sıçramalı çöküş sürecinde ABD emperyalizmi, hem kapitalizmin ömrünü uzatmak hem de kendi hegemonyasını korumak amacıyla küresel ölçekte proletarya ve emekçilere karşı bir saldırı başlattı.

11 Eylül 2001'de binalara saplanan uçaklar, işte bu küresel iç savaşın; ABD yönetimi ve Amerikan tekelleri tarafından planlanan ve gerçekleştirilen bu eylem, bugün yaşadığımız 3. Dünya savaşının ilan edilmesiydi.

Leninist Parti bunu daha uçaklar binalara çakılır çakılmaz belirlemiş, 12 Eylül 2001'de de söylemişti.