Rusya’da seçimler bitti ama bütün kapitalist ülkelerin seçimlerinden sonra görmeye alıştığımız manzara burada da karşımıza çıktı. Pek “demokratik” olduklarını iddia eden burjuvaların seçim hileleri, seçimlere yapılan itirazlar, sonuçları tanımama açıklamaları aldı başını gitti.
Hatırlatma babında söyleyelim, gösterilerin ardı arkası kesilmiş değil ve ne yöne doğru evrilecekleri; iktidarı ellerinde tutanlar bu eylemleri bastırabilecekler mi yoksa eylemler giderek bir ayaklanmaya mı dönüşecek, henüz belli değil.
Ama bir şey belli: Seçimler, pek çok kapitalist ülkede olduğu gibi, hileli ve şaibeli. Kendilerini “demokratik” diye yutturan bu ülkelerde halkın iradesi hiçbir şeydir, para ve sermaye sınıfının onay verdiği partilerin iktidara taşınması her şeydir.
Başka bir ifadeyle söylersek, bu tür ülkelerde düzenlenen seçimler, egemen sınıf ya da sınıfların gereksinim duydukları partileri iktidara getirmek için düzenledikleri bir tiyatrodan başka bir şey değildir. Burada halkın sandık başına götürülmesi, figüranların film setine götürülmesinden ne bir eksik ne bir fazladır.
İlk ortaya çıkış döneminde işçi sınıfının ve diğer emekçilerin olgunluk derecesini ölçmeye yarayan “genel oy sistemi” burjuvazinin elinde büyük ölçüde işte bu duruma getirilmiştir.
“Büyük ölçüde” durum budur ama bu, sermaye sınıfının ve devletlerin her şeye hâkim oldukları, halkın iradesinin yansımasını tümden ve mutlak biçimde engelleyebildikleri, isteklerini, eğilimlerini, olgunluk derecelerini mutlak biçimde saklayabildikleri anlamına gelmiyor.
Rusya seçimleri buna örnek oldu. Kameralarla tespit edilen tüm hile ve oyunlara, komünist propagandaya getirdikleri tüm yasaklara ve paranın gücüne karşın Rusya halkları eğilimlerini belli etti: Komünizme özlem…
Rusya seçimleri sonrasında Putin-Medvedev ikilisinin anti-komünist partisi, hile-hurda yöntemleriyle Duma’da çoğunluğu sağlayacak oy miktarını sandıktan çıkardılar ama Rusya halkları da Komünist Partiye verdiği oylarla Sovyetler Birliğine duydukları özlemi ortaya koyma fırsatını kaçırmadılar.
Bu, dünya burjuvazisinin beklemediği bir durumdu. En şaşkınları da “bizim” burjuvalar oldu. TRT spikeri Rusya’daki muhabirine soruyor: “Komünist Partinin bu kadar oy alması ne anlama geliyor?” diye. Muhabir, spikerin şahsında aslında Türk burjuvazisini rahatlamaya çalışırken şöyle saçmalıyor: “Halkın Komünist Partiye yüksek oy verdiği doğru ama merak etmeyin bu komünistler eski bildiğiniz komünistlerden değil”
Muhabir, efendilerini rahatlatmak isterken tıpkı efendileri gibi kendisinin de dar kafalılıktan muzdarip olduğunu farkında olmadan ortaya sermiş oluyordu. Evet, Rusya halklarının oy verdiği “komünistler” burjuvaların “bildiği” komünistlerden değiller. Bu doğru! Ama her dar kafalı burjuva gibi, dar kafalı uşakların da akıl edemediği, düşünme yeteneğinden yoksun olduğu şey, halkların oylarının şimdiki Rus “komünistleri”ne değil, komünizme işaret ettiğidir.
Rusya işçi sınıfı ve emekçi halkları komünistten çok sosyal demokratlara benzeyen şimdinin Rus komünistlerine oy verirken gerçekte o partinin programına değil, gerçek komünist programa oy veriyordu. Rusya emekçi halkları Rusya Komünist Partisi’ne oy verirken o partinin programında yazılı olanları değil, kendi özlemlerini, isteklerini, eğilimlerini okuyordu.
Dünya burjuvazisinin ve “bizim” burjuvazinin RKP’nin oylarının artmasından duydukları korkunun kaynağı işte budur. Rusya halkları sosyalizme, “eskiye” büyük bir özlem duyuyorlar. Rusya’nın anti-komünist karşı devrimcilerinin başarı şansları olmadığını yirmi yıl önce söylediğimizde işte bu günlere işaret ediyorduk.
Dünya tarihi komünizme akarken anti-komünistlerin aşılmış bir toplumsal sistemi geri getirme çabalarında başarı şansları ne olabilirdi ki? Hiçbir şansları yoktu; olmadığını şimdi daha net, pratik yaşamın içinde görebiliyoruz. Dün teorik olarak görebildiklerimizi bu gün pratik olarak görebiliyoruz. Öyleyse bir kez daha: Teori gridir, yaşam ağacı yeşildir.
Dünyada bir devrim süreci yaşanırken Rusya’nın bu süreçten bağışık kalması düşünülemez. Aksine, yetmiş yıl boyunca sosyalizmi yaşamış, sosyalizmin tüm meyvelerini tatmış halkların bu süreçte en önde yürümeleri beklenmelidir. Son seçim sonuçları ve akabinde Kazakistan’daki ayaklanma böyle bir gelişmenin işaretlerini veriyor.
Dünya burjuvazisi ne kadar korksa yeridir!


















