Tuesday, May 22nd

Güncelleme:10:08:44 PM GMT

Başlıklar:
Buradasınız: Anasayfa Makaleler Taylan Işık Devrime Hazırlanmak

Devrime Hazırlanmak

Sınıf savaşımının belli bir anında işçi sınıfının ve devrimci güçlerin başat, temel görevinin ne olduğu sorunu her zaman devrimci komünistlerin temel meselesi olmuştur. Şimdiki temel görevimiz ne, zincirin yakalamamız gereken halkası hangisi sorularına doğru, bilimsel yanıt verebilmek zafere ulaşabilmenin temel koşuludur.
Öyleyse bu soruyu şimdi kendimize sormalı ve hiçbir öznelliğe düşmeden, somut, doğruluğu bilimsel bakımdan kanıtlanabilir yanıtı bulmalıyız.
Sonda söylenmesi gerekeni baştan söyleyelim: Şimdi bütün gücümüzle hızla yaklaşmakta olan devrime kendimizi ve sınıfı hazırlamalıyız. Kendisini kavradığımızda zincirin tümüne sahip olmamızı sağlayacak halka işte budur.


Savaş-Devrim İlişkisi

Bir devrimin hızla yaklaşmakta olduğunun en büyük belirtisi ve kanıtı, emperyalistlerin ve Ortadoğu’daki Katar Emirliği, Türkiye, Ürdün gibi işbirlikçilerinin hep birlikte, dünyanın gözü önünde hazırladıkları savaştır. Artık hiç kimse bir savaşın doludizgin hazırlanmakta olduğundan şüphe dahi duyamaz.
Bir, Rusya Federasyonu, Suriye ve İran’ın Türkiye’yi vurmakla tehdit ettiklerini; bu tehditlere uygun bir davranış içinde olduklarını, füzelerinin yönünü Türkiye’ye çevirdiklerini biliyoruz.
İki, şimdi bunlara Irak katılmıştır. Irak’ın Türkiye ile ilişkilerinin son dönemde gerginleştiği biliniyordu ancak bu gerginliğin hızla tehdit boyutlarına varması şaşırtıcı olmuştur. Türk basınına da yansıyan, Irak başbakanı Maliki’nin şu sözleri Türkiye-Irak ilişkilerinin ne durumda olduğunu çok net biçimde gösteriyor:
“El-Hurra televizyonuna röportaj veren Maliki, “Türkiye’nin Irak’a bu şekilde müdahale edeceğini beklemezdik. Son dönemde açıklamalar aracılığıyla sürpriz müdahalelerde bulunduklarını fark ettik. Bu son açıklamalar Irak’ın iç işlerine müdahaledir ve buna kesinlikle izin vermeyiz. Eğer bizim yargı otoritemiz hakkında konuşuyorlarsa biz de onlarınki hakkında konuşabiliriz ve bizim tartışmalarımız hakkında konuşuyorlarsa biz de onlarınkiler hakkında konuşabiliriz. Türkiye bölgeye felaket ve iç savaş getirebilecek bir rol oynuyor. Ancak bunun sonucunda zararlı çıkan Türkiye olur, çünkü birçok mezhep ve farklı kökenli etnik gruplar barındırıyor” (15 Ocak 2012 Milliyet)
Devletlerarası ilişkilerde bu sözler, savaş ilanından bir önceki adımdır. Bunların bir adım ilerisi savaş ilanıdır. Evet, “Türkiye bölgeye felaket ve iç savaş getirebilecek bir rol oynuyor.” Bu rol ona yüklenmiştir, oynayacaktır, oynamak zorundadır. Bu rol emperyalist-kapitalist sistemin dünya krizinden, çöküş sürecinden doğan ve onun uzantısı olan bir roldür.
Üç, Türk tekelci basını “uluslararası toplumu”n yani emperyalistlerle işbirlikçilerinin Suriye’ye askeri müdahaleyi düşündüklerini –buna planladıklarını demek daha doğru olur- açıktan yazmaya başladı. Çocuktan al haberi misalidir bu. Emperyalistlerin tosuncuklarının Suriye’de başarılı olamayacakları anlaşılınca askeri işgal planları devreye sokuluyor. Rusya istihbaratı, bu askeri müdahalenin Türkiye öncülüğünde yapılacağına dair bilgilerinin olduğunu açıkladı.
Dört, bundan bir gün sonra Katar Emiri, Suriye’ye dış askeri müdahalenin gerekli olabileceğini açıkladı. Söyleten Amerika’dır, bundan kuşku yok.
Beş, İran, Türk basınının sözleriyle ifade edersek, komşularını “macera aramayın, akıllı olun” diye uyardı. Buna tehdit etti demek doğruyu ifade etmek olur. Burada Türkiye’nin de “uyarıldığı”ndan aynı şekilde kuşku duyulmamalı. “Kızım sana söylüyorum, gelinim sen anla” misali.
Altı, ancak Irak Suriye ve İran gibi fazla “diplomatik” görünme ihtiyacı duymuyor. Sözlerini daha tehditkâr, daha kışkırtıcı bir tonla ve daha doğrudan söylüyor.
“ ‘Erdoğan’a, Irak’ın içişlerine burnunu sokmamasını tavsiye ettim’ dedi. Irak’ın Osmanlı Devleti’nin bir parçası olmadığını ve emir almayacağını ifade eden Macid, Türkiye’nin Bağdat Büyükelçisi’nin Dışişleri Bakanlığı’na çağrılarak tepki gösterilmesini isterken, Türkiye’nin, Kürt sorununu 'tanklar ve savaş uçaklarıyla' değil, barışçıl yöntemlerle çözmesi gerektiğinin altını çizdi.”
Bu hakaretamiz sözler Irak devletinin üst düzey bir yetkilisine ait. Bununla Türkiye’ye a)Haddini bil, kendini ne sanıyorsun, b)Bundan böyle biz de Kürdistan meselesine müdahiliz, demiş oluyor.
Çok açık, Ortadoğu ve Türkiye yıkıcı bir savaşa doğru doludizgin gidiyorlar. Savaşın halklar üzerindeki yıkıcı etkisi biliniyor, bunlar üzerinde söz söylemek gereksiz. Ancak savaşın yıkıcı etkisi halklarla, ezilen, sömürülen sınıflarla sınırlı kalmaz; savaş aynı zamanda tekelci kapitalist düzen üzerinde de yıkıcı etkiler yaratır. Savaş dendiğinde genellikle üzerinde durulmayan nokta budur. Oysa asıl üzerinde durulması gereken yan da bu.
Egemen sınıfların “kurtuluş” çaresi olarak sarıldıkları savaş, düzenin ekonomik-politik krizini derinleştirir, toplumun en uyuşuk kesimlerinin dahi gözünü politik yaşama açar, çelişkileri keskinleştirir, sınıf savaşını kızıştırır. Kısacası, savaş bir devrimin koşullarını en olgun, en elverişli hale getirir.
Tarihte pek çok savaşı kurulu düzenlerin bir devrimle yıkıldığı süreçlerin izlemesi bir rastlantı değil, savaşların bu etkilerinin sonucudur. Birinci ve ikinci dünya savaşları sonrası süreçler buna bir örnektir.
Türkiye ve Ortadoğu bu durumdan muaf değiller. Kapitalistlerin, emperyalistlerin kendi elleriyle hazırladıkları savaşın patlak vermesi durumunda halklar, sömürülen sınıflar ve sömürü düzenleri üzerinde sözünü ettiğimiz etkileri yaratması kaçınılmaz.
Savaşlar, -burada sözünü ettiğimiz savaşlar, elbette ki haksız, yağma savaşlarıdır- kapitalist toplumların varlık koşullarından doğarlar. Bu nedenle bu savaşlar ya bir devrim tarafından önlenirler ya da bir devrime yol açarlar. Şimdi, emperyalistler ve işbirlikçileri tarafından hazırlanmakta olan savaş ya da savaşlar da aynı karakter özelliğine sahipler. Ya bir dizi ülkedeki devrim bu savaşları önler ya da savaşlar bir dizi ülkede devrimlere yol açacaklar.


Devrime Hazırlanmak

Haksız, yağma savaşları, komünistlerin istedikleri, arzu ettikleri, tercih ettikleri bir durum değildir. Ne var ki, savaşın çıkıp çıkmayacağı, komünistler dâhil herhangi bir toplumsal gücün istek, arzu ya da dileğine bağlı değil. Böylesi savaşlar kapitalist toplumun varlık koşullarından doğar ve bu durum ona bir anlamda “kaçınılmazlık” özelliği katar.
Bu özellik savaşın hiçbir durumda önlenemezliği anlamında değil ama ancak tekelci kapitalist iktidarların bir devrimle yıkılması, yerine halk iktidarlarının, emeğin iktidarlarının kurulmasıyla önlenebileceği anlamındadır. Demek ki, gerici savaşların koşulları ortaya çıktığında devrimci komünistler, her durumda kendilerini, işçi sınıfını ve devrimin diğer toplumsal güçlerini bir devrime hazırlamakla yükümlüdürler. Aksi durumda devrimci sıfatına layık olamazlar.
Leninist Partinin haksız, yağma savaşı çıkması durumunda politikasının ne olacağı konusunda uzun uzadıya yazmanın anlamı yok. Bu konu Leninist politikalar açısından son derece nettir. Yine de tek cümleyle özetleyecek olursak, Leninist Parti savaşın ortaya çıkaracağı devrimci koşullardan “anayurt savunması”, “bağımsızlık” vb sloganlar arkasında “kendi” burjuvazisinin yanında savaşmak için değil, burjuva iktidarın bir devrimle yıkılması ve politik iktidarın fethi için yararlanmaya çalışacaktır.
“Devrime hazırlanmak” neyi gerektirir ve ne anlama geliyor? Devrime hazırlanmak her şeyden önce, düşünsel, politik ve örgütsel olarak hazır olmayı gerektirir. Leninist Parti, politik ve programatik yönden devrime hazır olduğunu bu güne kadarki mücadele çizgisi, şiarları, güncel politikası ve başka bakımlardan fazlasıyla ortaya koymuştur.
Şimdi, Leninist militanların, sempatizanların, taraftarların kendilerini devrime hızla hazırlamaları gerekiyor. Kişinin kendini devrime hazırlaması, her şeyden önce tüm enerji ve zamanını bu büyük tarihsel olayın örgütlenmesine ayırması anlamına gelir. Deyim uygunsa bundan böyle devrimle yatıp devrimle kalkılmalı.
Bütün kitle eylemlerinde etkin biçimde yer almak, mümkün olan yerde böyle eylemlerin öncülüğünü yapmak, her eylemi bir ayaklanmaya çevirmenin düşünsel hazırlığı içinde olmak ve mümkün olan yerde bunu gerçekleştirmek devrime hazırlanmanın bir başka yönüdür.
Bütün kitle eylemlerinde yer almak, her şeyden önce, yaygın, geniş ve sağlam kitle ilişkilerine sahip olmaya bağlı. Böyle ilişkiler kurmadan kitle eylemlerinde yer almak, hele de eylemlerin öncülüğünü yapmak söz konusu olamaz. Büyük Tekel eyleminde olsun, başka eylemlerde olsun bu gerçeği yaşamın kendisinden öğrenmiş durumdayız.
Devrimin kaçınılmazlığını, zorunluluğunu, yaygınlığını ve derinliğini işçi sınıfına, emekçilere, Kürt halkına anlatmak hem kendimizi hem de devrimi hazırlamanın gereğidir. Her yerde ve her kitle eyleminde, işçi sınıfına, emekçi güçlere, Kürt halkına iktidarın alınmasının hem zorunlu hem de kaçınılmaz olduğunu anlatmalıyız. Kısacası, devrimin bu toplumsal ordusunun tüm dikkatlerini iktidarın fethi amacına çevirmeyi başarmalıyız.
Sosyal reformistler, devrimden korkanlar, devrimi, zaferi göze alamayanlar devrimin toplumsal ordusunun dikkatlerini sürekli iktidar dışında olabilecek her şeye çekmeye çalışıyorlar. Hazırlanmakta olan ve çıkması neredeyse kaçınılmaz hale gelen haksız savaşta “kendi” burjuvalarının yanında yer almak için türlü-çeşitli bahaneler uyduracaklarından şüphemiz yok.
Sosyal reformist partilerin ve oportünistlerin bu çabalarını etkisizleştirmenin yolu, ezilen, sömürülen kitleleri bir devrimin zorunluluğuna ve kaçınılmazlığına; yaşamsal sorunlarının çözümü için iktidarın bir devrimle fethinden başka bir yolun olmadığına inandırmaktan geçiyor.
Bunu başarabilir miyiz? Bunu başarabiliriz ve başaracağız da.. Çünkü yaşam bizden yana. Çünkü yaşamın kendisi kitlelere acılarını dindirmenin, yaşama tutunmanın, savaştan kaçınmanın, açlık, işsizlik, yoksulluk gibi yaşamı katlanılmaz kılan sorunlara son vermenin tek yolunun burjuva iktidarı ve faşist devleti yıkmaktan geçtiğini, devrimci halk iktidarını kurmaktan geçtiğini öğretecek.
Yaşamın kendisi şimdi Kürt halkına faşist devlet yıkılmadan özgürlük hakkını elde etmesinin mümkün olmadığını, düzen içi “demokratik çözüm” önerilerinin oyalanmak ve zaman yitirmekten, düşmana zaman kazandırmaktan başka işe yaramadığını öğretiyor. Yaşamın kendisi, Kürt halkını bir devrime mecbur ediyor. Olası bir savaş, sadece Kürt halkına değil, Türkiye emekçi sınıflarını da bir devrime mecbur edecek, kan ve gözyaşı içinde, savaşı sona erdirmenin tek yolunun burjuva iktidarı yıkmaktan geçtiğini öğretecek.
Yaşam bizden yana; hızlı, kararlı ve hazır olursak…