Tuesday, May 22nd

Güncelleme:10:08:44 PM GMT

Başlıklar:
Buradasınız: Anasayfa Söyleşi Sendika Çalışanı 20 Gündür Eylemde

Sendika Çalışanı 20 Gündür Eylemde

e-Posta Yazdır PDF

Tek Gıda-İş Sendikası Genel Merkezi önünde yine bir eylem var. Bu eylem, sendikada uzun yıllar çalıştıktan sonra işine son verilen Tek Gıda-İş Sendikası Genel Merkezi’nde çalışan bir işçinin eylemi...

Tek Gıda-İş Sendikası Genel Merkezi önündeki parkın tel örgülerinde dövizler asılı. Sendikanın tam karşısında bir sandalye parmaklıklara asılmış bir sırt çantası, birkaç gazete, dergi, kitap vs. var.

Genç bir adam sandalyede oturmuş telefonla konuşuyor. Konuşma bitince bize doğru dönerek ayağa kalkıyor. Yanımda TEKEL direnişinde bulunmuş bir işçi var. Onunla tokalaşıyorlar hemen... Yanımdaki arkadaş daha önce ziyarete gelmiş sohbet etmişler. “Uzaktan tanıdım abi... hoş geldin..., Hoşgeldiniz siz de...” diyerek karşılıyor güler yüzle...

Bir taraftan da sağa sola bakıyor... "Size oturacak bir şeyler ayarlayalım. Ben çadır vaziyetine geçmediğim için gelen ayakta kalıyor. Rahatsız olmaya başladım bu durumdan...” diyor. Biz de bir saattir sıcakta otobüste oturduğumuzu söylüyoruz. Parkta çalışanlarla selamlaşıyoruz. Tekel eylemi günlerinden bahsederek sohbet başlıyor.

Uğur Doğan, sendikada santral görevlisiyken “Sendikamızın mali durumu kötü, otomasyon sistemine geçeceğimiz için santral görevlisine ihtiyacımız olmayacak, senin de emeklilğin gelmiş zaten” denilerek işine son verilmiş. Tam 18 yıl 8 ay çalışmış sendikada.

Mücadele Birliği: TEKEL işçilerinin eylemi sırasında en hareketli yerlerden biriydi Tek Gıda-İş Genel Merkezi önü. Şimdi sizin eyleminizle bir kez daha gözler buraya çevrildi. Son 10-15 gündür Tek Gıda-İş ve sizin eyleminiz gündemde... Sendika çalışanı olmanız nedeniyle daha da dikkat çekti eyleminiz.

Uğur Doğan: Evet, buradaki insanlar duyarlı gelip geçenler soruyor. Bir bayan var spora giderken bir iki gün dikkatli dikkatli baktı. Sonra gelip konuştu benimle, başarılar diledi. Yaşlı bayanlar var onlar pazara gidiyorlar pazardan dönüşte gelip sohbet ediyorlar, meyve bırakıyorlar bana öyle gidiyorlar. Çevreden gelip sohbet edenler var. Bir amca var mesela sohbet ediyoruz. Çaykur'dan emekli... Anlatıyorum sendikadaki durumları da 'Onlar değil mi, Çaykur'u bitiren' diyor.

MB: İşçiler sendikalı olmak için mücadele veriyor, siz sendika işçisiyken işten atılıp eyleme başlıyorsunuz... Durumunuz daha bir ilg uyandırıyordur sanırım?

Uğur Doğan: Evet, insanlar önce hayret ediyor, inanası gelmiyor tabii..Sonra malum Tek Gıda-İş'in, TEKEL işçilerinini süreci düşünülünce anlıyorlar. Öfke duyuyorlar o zamanda... Hatta yaşlı bir teyze dayanamadı gitti içeriye girip konuştu... Sonra gelip 'Evladım, yok.. insan değil bunlar, allah yardım etsin sana...” dedi.

MB: 18 yıl 8 ay çalıştım diyorsunuz... Eyleme başladığınızı ilk öğrendiğimde resimlerde genç bir adam var. Çocuk yaşlarda çalışmaya başlamış olmalı, sonra da sendikada çalışmaya başladı diye düşünmüştüm. Ama siz 18 yıl 8 ayın hepsini de sendikada çalışarak geçirmişsiniz. 18 yıl 8 ay çalışmış bir işçinin maaşını Tek Gıda-İş gibi bir sendika ödeyemeyecek durumda olamaz herhalde... Nasıl oldu işten çıkarılmanız?

Uğur Doğan: Evet, 16,5 yaşında Cevizli Şubesi'nde başladım ben bu sendikada çalışmaya. Tam 18 yıl 8 ay çalıştım ve bir gün işime son verildi. Şimdi buradıyım işte... İnsanların ilgisini çekiyor hakikaten, “Nasıl ya.... Sendika mı seni işten attı?” diye inanamayarak soruyorlar. Ama öyle... Gerçi inanılmayacak bir durum yok. Tek Gıda-İş Sendikası'nın TEKEL direnişindeki tutumunu düşününce hiç de garip bir tarafı yok. Sendika sendika olmaktan çıkmış, bir rant kapısı haline gelmiş, şirket gibi işliyor.

MB: Nasıl başladınız sendikada çalışmaya?

Uğur Doğan: Benim annem, babam, amcalarım TEKEl işçisi olarak çalıştılar ve emekli oldular. Ben ortaokulda okurken bir kaza geçirdim. Bir ayağım protez. Sonra okula devam etmedim. Cevizli'deki sendika şubesinde elemana ihtiyaç vardı. Orada başladım çalışmaya. Sabahları açıyoruz, çayına, temizliğine bakıyoruz vs. Özürlü kadrosundan işe başladım. Orada uzun yıllar çalıştım. Çok sonra geldim ben genel merkeze...

MB: 18 yıl 8 ay sonra işinize son verilmesinin bir nedeni olmalı? Ben onu anlamaya çalışıyorum...

Uğur Doğan: Benim dilim sivri... Doğruları savununca, yanlışlara itiraz edince, böyle bir rant kapısında yerin olmuyor doğal olarak. Bu senikanın her şeyini biliyorum ben... Burası tam bir rant kapısı... Bu koskoca bina var ya.... Burada hiçbir iş yapılmaz. Sendika binası bir üretim yapacak değil elbet, ama bir hizmet de yapılmıyor. Burada çalışan eleman da ne yapar? Sendika başkanlarının özel, şahsi işlerine bakar. Yıllarca benim yaptığım gibi... Sendika yöneticilerinin ayakkabısını boyacıya götürür, elbiselerini kuru temizlemeciye götürür, ödenecek faturaları, taksitleri vardır onları götürüp yatırır vs. Bir de buraya buranın işlerini alan taşeron firma sahipleri gelir, giderler... Onlar da yöneticilerin akrabalarıdır zaten... Yıllarca bu binanın inşaat işlerini vb. alan insanlar da sendika yöneticilerinin yakınlarıdır. Buradaki yöneticilerin hemen hepsi taşeron firmalarda işçi çalıştırır. Ben bir süredir burada santralde çalışıyordum. Buradaki bazı davranışlara, haksızlıklara karşı çıkınca, itiraz etmeye başlayınca insanlar rahatsız oldular. Emekliliğimiz de gelmiş zaten bir an önce kurtulmak istediler bu rahatsızlıktan.

MB: Sizin emekliliğiniz gelmişken nasıl işten çıkardılar. 18 yıl 8 ay çalışmışsınız, biraz daha bekleseler emekli oluyormuşsunuz zaten... Yönetimle ciddi boyutlarda problem yaşanmış olmalısınız ki, işinize son vermişler emekli olmanızı beklememişler.

Uğur Doğan: Ben daha 36 yaşındayım, işime son verildiğinde 34 yaşındaydım. Benim daha yaşım genç niye emekli olayım ki? Yani zaten çalışmak zorundayım emekliliğim dolsa bile... Çalışabilecek durumdayım da ayrıca.... Tamam bir ayağım protez ama, çalışabilecek durumdayken niye emekli olayım ki... Ama sendika hesabı yapmış zaten benim emekliliğe hak kazandığım gün gelir gelmez benim sözleşmemi feshetti. Ben resmi olarak 11.05. 2009'da emekliliğe hak kazanmış oluyorum. Sendika benim sözleşmemi 27.05.2009'da feshetti. Önceden hesaplatmışlar yani..

MB: Emekliliğe hak kazanmanızı beklemişler, gün saymışlar yani... Böylece siz de emekliliğiniz geldiği için fazla sorun yapmazsınız diye düşündüler herhalde?

Uğur Doğan: Aynen öyle... Zaten yönetim daha önce muhasebeciyi göndermiş Unkapanı'nda sigorta müdürlüğüne. Günlerimi hesaplattırmış tek tek.. Hatta bir keresinde muhasebeciyle ben de gittim. O bir takım işlemleri için gittiğinde 'senin günlerine de baktıralım' dedi. Oradaki memura sordu. Daha önce hesapladıkları kağıdı çıkarttı oradaki memur. Muhasebeciye de “Size bu personelin gün hesabını çıkartmıştım daha önce” diyerek.

MB: Sizin adınıza günlerinizi hesaplatıp emekli olmanızı kolaylaştırmışlar, hemen emekliliğinizi isteyin diye... Bir işçi günlerini hesaplatmak istediğinde iki üç günü sigorta müdürlüğüne giderek geçiriyor...

Uğur Doğan: Valla haklısınız. Herhangi bir işçi bu iş için iki-üç gün gider gelirdi doğru... Adamlar benim adıma; benim günlerimi hesaplattırıyorlar.Bir insanın günleri niye hesaplattırılır. Bu nasıl bir şeydir, bundaki amaç ne olabilir, yönetim benden kurtulmak istiyor çünkü... Ben emekli olmak istemiyorum ki, ben çalışmak istiyorum. Ama sizin dediğiniz gibi oldu. Emekliliğe hak kazandı nasılsa biz bunun iş akdini feshederiz, tazminatlarını öderiz, fazla proplem olmaz diye düşündüler.

MB: İş akdinizin feshedilmesiyle direnişe başlamanız arasında uzunca bir dönem var. Niye çok sonra eyleme başladınız. Yani iş akdiniz feshedilir edilmez de yapabilirdiniz bu eylemi? Sizin sonradan bu eylemei başlamanıza neden nedir?

Uğur Doğan: Zaten burada ciddi sorunlar yaşıyordum. Yani eskiden beri, Cevizli şubede çalıştığımdan beri biriken şeyler var. Bazı haksızlıklara, yöneticilerin tavırlarına karşı tepki veriyorum sorunlar yaşıyorum, itiraz ediyorum. Çok defa ben de bırakıp çıkmak istedim. Öyle dayanamadığım anlar geldi ki, bırakıp gideyim dedim. Ama ya bir arkadaşım, ya abim gibi saydığım bir insan tuttu beni. konuştu, sakinleştirdi, naslı iş bulacaksın nerede çalışacaksın diye... Bir de evliyim ben, iki kızım var onları düşünüyorum, diyorum ki onların geleceği de söz konusu, bırakıp çıksam ne kadar süre sonra iş bulacağımı bilmiyorum. Ben ilkokul mezunuyum, cahilim, bir mesleğim de yok, çocuk yaşlarda başladık sendikada çalışmaya... Kimi zaman da başka bir yerde çalışsam, orada da benzeri durumlarla karşılaştığımda yine mi bırakıp çıkağım dedim. Çalışmam gerikiyor sonunda... Böyle devam ettik işte 18 sene... Kabullenemediğim bir çok şey var yıllardır biriken, tabii bunları söyleyince, itiraz edince olmuyor.... Buradaki yöneticilerin hepsi yıllardır beni tanıyorlar zaten biliyorlar da halimi tavrımı... Çok defalar tartışmalar yaşadım... 'Buraya kadar sana yol gözüktü' dediler sonunda...

MB: Nasıl geldiniz eylem sürecine?

Uğur Doğan: Çok uzun bir süreç 2009'lara kadar geriye gidiyor işten atılma sürecim. Ben, 11. Mayıs 2009'da emekliliğe hak kazanıyorum. Ve benim 27 Mayıs 2009’da işten çıkışım verildi. Yani emekliliğimi tamamlar tamamlamaz işime son verildi. Ay sonunu beklemişler sadece... Yani ay sonu da gelsin gönderelim diye... Kıdem ve ihbar tazminatlarını ödediler. Ama 18 yıl emek verip de işten çıkarılmayı içime sindiremedim. Hukuksal yollarla hakkını aramaya karar vererek İstanbul 9. İş Mahkemesi’ne işe iade davası açtım ve kazandım da. Dava 18 Kasım 2009’da lehime sonuçlandı ve mahkeme, sendikaya, “Ya işe iade al, ya da 9 aylık ücretini öde” diye bildirimde bulundu.

MB: Sendika davayı temyize götürmüş bir de. Sonra temyizden de lehinize çıktı karar doğal olarak değil mi? Siz de işbaşı yapmak için geldiniz buraya?

Uğur Doğan: Evet, temyize götürdü onu da kazandım, zaten kazanacağım belliydi de.

Sendika, davayı temyize götürdüğünde ise Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, 30 Mart 2011 tarihinde aldığı kararla kararla hem işe iademi onayladı, hem de işe iade yapılmaması halinde sendikanın bana 9 aylık değil, 10 aylık ücretini ödemesi gerektiğine hükmetti. Ben de avukatımla bu kararı 5 Nisan’da noter aracılığıyla sendikaya ihtarname göndererek bildirdim. İhtarnamede, “Mahkeme kararı gereğince, Uğur Doğan’ın işe başlatılması, aksi halde tüm yasal haklarının faizi ile ödenmesi” deniliyor.

MB: Sendikanın sizi işe başlatması gerekiyor sonuçta, siz de karar üzerine buraya mı geldiniz?

Uğur Doğan: Tek Gıda-İş Sendikası'ndan cevap geldi bu ihtarnameye 3 Mayıs'ta. “Talebiniz Genel Başkanlığımızca değerlendirilmiş olup en son çalıştığınız işiniz olan santral memuru görevinize başlamanız konusunda karar alınmış bulunmaktadır. 3 gün içinde başvurun ve işinize başlayın.” diye. Ben de 9 Mayıs'ta işbaşı yopmak üzere geldim buraya ama beni içeriye almadılar.

MB: Siz sabah işbaşı yapmak üzere geldiğnizde içeriye alınmamanıza sebep ne gösterildi?

Uğur Doğan: Sendikaya geldiğimde idare amiri bana yöneticiler gelene kadar biraz beklememi söyledi. O sırada sendika başkanı Mustafa Türkel geldi. Beni kapıda gördü ve ‘Kim aldı bunu içeri, çıkarın bu üçkâğıtçıyı dışarı’ diye bağırdı. Ben de ona mahkeme kararı olduğunu ve işbaşı yapmak için geldiğimi söyledim. Bana hakaretler etti, bunun üzerine korumalar beni dışarı çıkardılar. Ben de 155 polisi aradım, daha sonra da karakola giderek hakkında şikâyetçi oldum.

MB: İşbaşı yapmak için geldiğinizde karara rağmen bizzat sendika genel başkanı tarafından tekrar kovuldunuz yani?

Uğur Doğan: Aynen öyle oldu... Ben de 12 Mayıs’ta sendika önünde konuyla ilgili bir basın açıklaması yaptım. Aynı gün sendika yönetimi, orada bekleyen güvenlik polisleri aracılığıyla bana haber gönderiyor . ‘16 Mayıs Pazartesi günü gel işe başla’ diye. Ben de 16 Mayıs’ta işbaşı yapmak için tekrar sendikaya geldim. Ama Mustafa Türkel’in tavrı çok kötüydü. Türkel, yine başladı bağırmaya... ‘Çıkarın bunu dışarı!' diye. Bana 'Sen bu sendikanın içine giremezsin, tuvalete bile gidemezsin’ diye bağırıp hakaret etti. İçeri alınmayayım diye talimat verdi. Ben burada şu güvenlik kabininin yanındaydım, oradan içeri almadılar beni...

MB: Bunun üzerine tavrınız ne oldu?

Uğur Doğan: Biraz tartıştım tabii... İster istemez, gücüme gitti, 18 yılım geçmiş benim bu sendikada... Çayını, demledim, temizliğini yaptım, sendika yöneticilerinin şahsi işlerine koşturdum, bulaşıkçılık yaptım, şoförlük yaptım, yani nerede eleman eksiliği var çalış dedilerse orada çalıştım, güvenlikte kaldım, mesailere kaldığımız günler oldu bizim ve mesai parası almadık... Bir de burada işbaşı yapmak için geldiğimde hakaretlere uğruyorum, nasıl kabul edebilirim... İnanmayan baksın burada güvenlik kameraları var... Baksınlar 9'un daki, 12'sindeki, 16 'sındaki kayıtlara, nasıl bir tavırla karşı karşıyayım.. Ben buranın bir işçisiyim, yıllarım burada geçmiş, ama bana 'Burada tuvalete bile giremezsin sen' deniliyor... Tartıştım biraz, gittim sonra buradan.

MB: Sonra tekar buraya ne zaman geldiniz?

Uğur Doğan: Baktım, 28 Mayıs’ta banka hesabıma 12.200 TL para yatırmışlar. Bu benim 4 aylık ücretime denk geliyor. Bir gün sonra da bana ‘Üç gün üst üste gelmediğiniz için iş akdiniz feshedilmiştir’ diye kâğıt yolladılar. Mahkeme kararına göre, sendika, beni işe başlatsaydı 10 aylık ücretim yerine 4 aylık ücretimi ödeyecekti. Beni işe başlatmış gibi gösterdiler, daha sonra da üç gün üst üste işe gelmediğim gerekçesiyle iş akdimi feshettiler. Böylece 6 aylık ücretini (yaklaşık 30.000TL) ödemekten kurtuldular.

MB: Bu andan sonra artık siz de bir şeyler yapmak gereği duydunuz herhalde, bardağı taşıran son damla oldu, eyleme başladınız öyle mi?

Uğur Doğan: Evet, nasıl olmasın, bana kağıt gönderiyorlar 'gel çalış' diye gidiyorum, üst üste iki defa kovuluyorum, hakaretlere uğruyorum, sonra bir ihtarname geliyor 'işe gelmediğniz için...” insanın tahümmül sınırlarını çok aşan bir durum, böyle bir haksızlığa nasıl dayanabilir insan?

MB: İşe iade davasını kazandıktan sonra işbaşı yapmaya geldiğinizde sizinle konuşsalardı, “Biz seni çalıştırmak istemiyoruz, emekliliğinin dolmasını bekledik ve maddi anlamda bir zarara uğramadan seni göndermek istedik, seninle işimiz yok, gelme” şeklinde bir açıklamada bulunsalardı işbaşı yapmakta ısrar etmeyecek miydiniz?

Uğur Doğan: Benim aklımda böyle bir şey yoktu ki, avukat yanımızda onun yanında ilk işe başlamak için geldiğimde tutunak tutuluyordu zaten. Mahkeme kararı gereğince şu tarihte işe başlamak üzere gelmiştir” şeklinde... Ben daha önce de söylediğim “Hoşgeldiin” diye karşılamayacaklarını tahmin ediyordum ama aklıma asla böyle davranacakları gelmedi. Yani mahkeme kararı gereği çalıştırmak zorundalar bir süre daha çalıştırıp bir şekilde çıkışımı verecekler düşüncesiyle geldim. Yani düşünebildiğim en kötü ihtimal buydu. Ben de gidip işime çalışabildiğim kadar çalışayım, işime sahip çıkayım diye geldim. Ama böylesine bir saldırıyla hakaretle karşılaşacağımı hiç düşünmemiştim, çok şaşırdım ve onuruma dokundu.

MB: Siz de şikayette bulunduğunuz ve eylem kararı verdiniz öyle mi? Alacak meselesi değil gurur meselesi oldu biraz galiba? İnsanın yıllarca emek verdiği işyerinde 'bu kapıdan içeri bile giremezsin' denilip hakarete uğraması kabul edebileceği bir şey değil elbette... O zaman isyan bayrağını çektiniz herhalde...

Uğur Doğan: Evet, öyle oldu aslında... İşe gelip de üst üste aynı tavırlarla karşılaşınca açıkçası onur, gurur meselesi oldu. Bir de sendika ayrıca Kartal 2. İcra Mahkemesi’nde dava açtı ve 2009’da bana ödediği ihbar ve kıdem tazminatlarını faiziyle birlikte geri istedi biliyor musunuz? Faiziyle birlikte hemde... Rantçı olduklarını buradan anlamak lazım işte... İşçinin hak ettiği parayı faiziyle geri istiyorlar!...

MB: Nasıl, sendika mahkemece hak ettiğiniz tespit edilmiş ve ödenmiş bir parayı geri mi istedi? Bir de faiziyle birlikte? İlginç, biraz tuhaf bir durum değil mi? Zaten mahkeme kararı sonucu ödenmiş bir para bu, talep etmesi veya tahsil edebilmesi mümkün değil ki...

Uğur Doğan: Öyleee... Ama işte buradaki adamların bütün meselesi para, para... Maaşlarından, paralarından bir şey eksilmesin... Böyle tazminat falan öderlerse bu arabaları nasıl alacaklar, bu maaşları nasıl alacaklar? Zaten icra memuru da şaşırdı. Şimdi biz bu icrayı öğrenince itiraz ettik avukatım evrakı hazırladı icra dairesine gittim. Yaşlıca bir memur var. Bu dosyaya ilişkin itirazımı veriyorum diyerek evrakı verdim, evrakı izah etme anlamında da “Saçma sapan bir icra talebinde bulunmuşlar” diye bir cümle kullandım. Memur doğal olarak tecrübesine olan güvenle... 'Hiçbir icra saçma olmaz!..' diyerek cevapladı beni... Ben konuyu bilmediğini anladığım için bir şey demedim evrakı dosyasına koymak için önce bir bakması gerekiyor tabii okuyunca “Yook artık.. Böyle saçma şey olur mu arkadaş?' diye hayretle söylendi.. Sonra da kusuru bakma kardeş 14 senelik memurum, daha böyle bir şey görmedim. Bu nasıl bir şeydir?” demekten kendini alamadı.”

MB:Bu parayı geri alabilme şansı yok zaten sendikanın.

Uğur Doğan: Yok biliyorum, zaten bu iş para işi olmayı çoktan geçti, benimki bir işçinin haklılığı, işçinin emeğine sahip çıkma davası, onuruna sahip çıkmak. Bir de şunu düşünüyorum ben, böyle haksız yere ihtarnameler davalar... yazışmalar bütün bunların parasına yazık değil mi? İşçilerin ödedikleri aidatlardan veriliyor bu paralar... Yazık, değil mi şimdi işçilerin parasıyla, bu açtıkları davaların avukatlık masraflarını, tazminatlarını vs. bir sürü para harcayacaklar, benim buna bile canım yanıyor... gücüme gidiyor, kaybedecekleri belli olan bir icra talebinde bulunuyorlar, bunların masrafları işçiden alınan parayla ödenecek... Biliyor musun benim kafam buraya geldikten sonra açıldı... Valla, öyle kafamda direniş falan böyle bir şey yoktu... Ama geldim bu hakaretlere uğradım, sinirlendim. Bir gün dedim ki, ulan bu adamlar her gün buradan geçiyor, geçsem şuraya bir yere beklesem, sıksam topuğuna bir tane... Bunca yıllık çektiklerime karşılık, burada başka yerlerde çalışanların, işçilerin uğradığı haksızlıklara, horlanmalara karşı bir kez de bizim bir tepkimiz olsun...

MB: Öfke binince binbir türlü şey geçiyor değil mi aklınızdan... İçinizde biriken çok şey var anlaşılan, sadece bu işten çıkarılma meselesi değil, yıllardır biriken birşeyler var yani...

Uğur Doğan: Olmaz mı, onu diyorum ya... Kafam sonradan açıldı benim.... Sonra dedim ki, ulan sen hadi bu adamı vurdun. Sen suçlu durumuna düşeceksin, yok silah bulunduruyorsun, yok adam öldürmeye teşebbüs ettin, yok mahkeme, yok şu yok bu, hapise girecen... arkadan bir sürü laf dolaşacak... hani kötü adam biz olacağız. Burada her şey olduğu gibi devam edecek...

MB: Haklı olduğunuz, işinize sahip çıktığınız için bu olayların geliştiği hatırlanmayacak bile belki... Adam vurmuş cezaevine girmiş birisi olacaksınız... Bunları düşününce...

Uğur Doğan: Öyle valla... Neyse böyle düşünürken, yahu dedim madem bu adamlar benim işe başlamamdan rahatsızlık duydular. Rahatsızlık duymaya devam etsinler, dönüp evime gidecek değilim, bir şey yapıp emeğime sahip çıkmalıyım, işçinin onuruna yakışır davranmalıyım. Düşündüm de . Sonra burada beklemeye karar verdim. Haklarımı alıncaya kadar da bekleyeceğim, çünkü gerçekten bu onur kırıcı hakaretleri, davranışları kabul edemiyorum. Bu direnişin asıl başlama nedeni de budur işte.”

MB: Böyle işe başlamak için gelip, geri çevrilince, geçmişte yaşadıklarınız, daha önce verdiğiniz tepkiler de canlandı hafızanızda, bu da sizi birşeyler yapmak üzere düşünmeye yöneltti sonunda eylem kararı aldınız öyle mi?

Uğur Doğan: Evet. Burada diğer şubelerde çalışan bir sürü işçi var hepsi bu tavrılarla karşılaşıyor, güçlerine gidiyor ama çalışmak da zorundalar, burada başka bölgelerde daha önce yöneticilik yapmış sonra da burada taşeron eleman olarak çalışan insanlar var... Bunlar aklıma geldi... Yani diyorum ya bildiğim, gücüme giden, işçinin emeğinin hiçe sayıldığı, bir sürü şey var burada, niye ben bir işçi olarak bunlara karşı bir tepki vermiyorum, bunları sorgulamıyorum, insanların bunlardan haberdar olmalarını sağlayacak bir tepki vermiyorum diye..Daha önce yaşadıklarım üzerine düşündüm... Yani o kadar çok şey var ki, çalışanlar olarak insanların tahammül etmek zorunda kaldıkları... Bunlar yavaş yavaş aklıma gelmeye başladı... Yıllardır mesela bize yaptırmadıkları iş kalmadı ya... Sendikada çalışıyorduk ama sendikanın her işini yapıyorduk, yöneticilerin de her türlü özel işini yapıyorduk... Öyle planlar, oyunlar çevriliyor ki, burada, öyle rant üzerine dönüyor ki, yıllarca bunları duyarak, bilerek, izleyerek çalışmak zorundaydık... İnsan kabul edemiyor, ama engellemen de mümkün olmuyor... Düşündükçe ben nasıl dayandım bunca yıl diye soruyorum bazen...”

MB: Eyleme başladığınızdan bu yana günleriniz nasıl geçiyor? Tepkiler nasıl? TEKEL direnişi sürecinden insanların bir duyarlılığı var bu da devam ediyordur sanırım?

Uğur Doğan: Evet, gelip soran, konuşan çok oluyor, pek yalnız kalmıyorum, basından arkadaşlar da geldiler, konuştular, haber yaptılar... Beklediğimden daha olumlu bir gidiş var... Buradan gelip geçenler oluyor, bir iki gün sonra dayanamayıp yanıma gelip sohbet ediyorlar. Başarılar diliyorlar, bir ihtiyaç var mı diye soruyorlar... Çevrede çalışanlardan gelenler oluyor, az bir maaşla çalışıp geçim derdinde ne zorluklarla çalışanlar var onlarla dertleşiyoruz, sohbet ediyoruz. Birbirimize moral veriyoruz...

MB: Geldiğimizde çadır kurmadım, oturacak yer bulamıyor gelen diye bir sıkıntı duyduğunuz? Çadır kurmak istemediniz mi? Henüz imkan mı olmadı bir çadır oluşturmaya?

Uğur Doğan: Valla doğrusunu söylemek gerekirse, ben eylemimi yerine getireyim diye ilk günü şu sandalyeyi çantamı, suyumu vs. aldım geldim... Bir iki gün oturdum burada... Çadır değil, de gelip gidenlere oturacak yer bulma sıkıntısı duydum, hani ziyarete gelinen konumundayım ya... Bir de yavaş yavaş yerleşiyorum zamanla neler yapmam gerektiğini düşünüp bir şeyler geliştiriyorum. Örneğin bu dövizleri gün gün oluşturdum. Sonra hepsini asmaya başladım. Böyle sandalye çantayla geliyorum.

MB: Kartal'dan geliyorsunuz, gelirken otobüste dikkat çekiyor mu? Eyleminizi anlattığınız oldu mu?

Uğur Doğan: Olmaz mı? Birgün otobüse bindim, tesadüf daha önceleri de aynı şoföre denk gelmişim, o da işçi sınıfının durumuyla ilgili okuyan, duyarlı biri herhalde, bana dönüp “Aaaa, sen dün haberi çıkan, Levent'te eylem yapan genç değil misin?” diyerek sordu. Ben de anlattım, “Ben şu saatlerde şuradan kalkıyorum, denk getirirsen sohbet ederek gideriz, başarılar diliyorum sana” dedi. Yolcularla da konuşuyorum bazen... Çantadan çok sandalye de olunca biraz binerken güçlük de çekiyorum dikkat çekiyor tabii... Gün gün, bilenler artıyor, çok moral verici, çok duyarlı insanlarımız var...

MB: Burada gününüz nasıl geçiyor?

Uğur Doğan: Ben her sabah 09.00 gibi burada olmaya çalışıyorum. Bazen gecikiyorum da... Çünkü bir otobüsü kaçırırsam 15-20 dakika atıyor.. Sonra oturuyorum buraya bir keyif sigarası yakıyorum. Sonra başlıyorum burada tellere takılı dövizlerimi asmaya... Bunları da sonra tek tek yazdım, önce bir tane sonra iki.... Derken aklıma geldikçe yazıp ekliyorum... Sonra bir bez pankarta yazmayı düşündüm, birkaç güne kadar onu yapmayı düşünüyorum. Sonra öğle saatlerine doğru yöneticiler geliyor... Sendikaya doğru dönüp bir sesleniş yapıyorum. Bunu da basın açıklaması yapmıştım ya ... Oradan aklıma geldi devam ediyorum, sabah, öğleden sonra seslenişte bulunuyorum... Bazen de sessiz oturup öyle protesto ediyorum...

MB: Ne diyorsunuz seslenişinizde?

Uğur Doğan: İşte sendikanın tavırlarına yönelik, işleyişine yönelik, beni işten atmasına, işçilerin parasını nasıl kullandıklarına ilişkin, günü birlik bir şeyler söylüyorum. Bazen yazıyorum, not tutuyorum, öyle onu okuyarak yapıyorum.

MB: Yanınızda var mı böyle not aldığınız bir metin?

Uğur Doğan: Var,var. Çok düzgün değil tabii, hani öyle basın açıklaması metni gibi... Ama var bir tanesini vereyim ya da okuyayım isterseniz?

MB: Evet, okuyabilirsiniz de...

Uğur Doğan: Şöyle seslendim bir önceki gün

“Tek Gıda-İş Sendikası'nın işçi düşmanı yönetimi. Adeta bir çete gibi çalışarak gaspettiğiniz hakkımı derhal iade edin.

Tek Gıda-İş Yönetimi, sizler sendikacı değil, bürokrat olmuşsunuz, faşist saldırılarınıza boyun eğmeyeceğim. Emeğin ve emekçinin düşmanı Tek Gıda-İş Sendikası'nın Genel Yönetimi,sen burada Türkiye'deki bütün işçi sınıfını ve Hava-İş Sendikasının sebep bile göstermeden işten attığı Ayşe Kaya'yı, Nilgün Öğüt'ü, işçi düşmanı Mustafa Türkel'in vahşice dövdürdüğü TEKEL işçisi Metin Arslanı, yiğit TEKEL direnişçilerini ve sınıf dayanışmasını temsil ediyorum.

Siz nasıl yüzü işçiye dönük Türk-İş diyorsunuz? Siz işbirlikçi ve yandaşlarıızla yüzü işçiye dönük bir sendikal anlayışın karşısındaki en büyük tehditsiniz. Bu on sendika yöneticisi ve tabi ki sizler işçi düşmanı Tek Gıda-İş yönetimi kişisel çıkar ve rantlarınız için bu grubu oluşturmak istiyorsunuz, işçi, emekçi sınıfı için değil.

İşçi Salih'in dediği gibi 'Haksızlığın karşısında susan dilsiz şeytandır'. Ben burada otururken siz nasıl Genel Kurul toplantısı yapacaksınız?

Umut ediyorum ki, bu genel kurulda yürekli ve yiğit insanlar saltanatınıza son verecektir. Aslında sağlam sandığınız ama bir üflemeyle yıkılacak olan kağıttan iktidarınızın altında kalacaksınız. Sizi tüm dünya işçi sınıfı adına şiddetle ve esefle kınıyorum....”

Böyle buna benzer bir şeyler... Gerçi daha önce çok daha sert şeyler söylüyordum, haber yapmaya gelen bir abi beni uyardı, başını derde sokacak şeyler söyleme diye... Yani hakaret davası, saldırı vs. sebeple dava açma suçlu duruma düşme nedeni olacak sözler kullanma diye...

MB: Genel Kurul yaklaşıyor, burada kalmanız sıkıntı yaratabilir? Dilerim kısa zamanda işinize geri dönersiniz ama eğer eyleminiz sürüyor olursa o süreçte sıkıntı yaratabilir burada olmanız. Sizin burda durmanızı engellemeye çalışabilirler.

Uğur Doğan: Ben de onu istiyorum zaten... Sürsün bu eylem, Genel Kurul toplantıları başladığı zaman burada olayım, bakalım ne yüzle girecekler içeriye toplantı yapacaklar, 'Yüzü işçiye dönük sendika'ymış, hepsi yalan bunların... Hepsi kendi yerini koruma kaygısı, rantlarını kaybetmeme çabası... Ben burada sendikanın işçisi olarak, işsiz kapının önünde beklerken bakalım nasıl girip toplantı yapacaklar... Her gün konuşacağım burada onların işçi düşmanı tavırlarını anlatacağım.

MB: Burada beklemenizi engellemek isteyebilirler?

Uğur Doğan: Yok, yasallık yönünden ellerinden hiçbir şey gelmez çünkü ben burada 'Süresiz bekleme' için emniyetten izin aldım. Çadır kurmak istersem o zaman da belediyeden izin alacağım.

MB: Neden yasal olarak başvurma gereği duydunuz? Kimse böyle bir şey yapmıyor, gerek de yok sonuçta bir eylem bu?

Uğur Doğan: Birincisi bu yöneticilerin ne yapacağı belli olmaz. Bir bakarsınız, toplamaya başlarlar buradaki dövizleri, eşyaları atarlar, gelip yasal değil, şudur, budur diye tartışmaya kalkarlar... İkincisi de onlara güvenmediğim için, bir şeyler almak için gittiğimde ya da tuvalete bile gitsem bu eşyaları topluyorum, gidip bir yere bırakıyorum, sonra dönüp açıyorum. Çünkü döndüğümde sandalyeyi, dövizleri yerinde bulamayabilirim. Çadır kurmamaktaki bir nedenim de bu zaten, çadır kurduğumda buradan ayrılırsam çadırı yerinde bulamayabilirim. Benimle birlikte bekleyen en az biri daha olmalı ki ben buradan ayrılabileyim... Onun da başka bir sorumluluğu var tabii.. Şimdi bugün çadırı kurup üç-beş gün sonra o çadırı açamazsam olmaz. İşçi sınıfına yakışır davranmak gerek, çadır açarsam eylem sürdükçe o çadırı da burada ayakta tutmam gerek, bu da birkaç insanın benim gibi burada durmasını gerektirecek... Destekte bulunmak için konuşan arkadaşlar oldu sağolsunlar çok insan var, biz geliriz, nöbetleşe bekleriz diyen... Bakalım genel kurula doğru çadır kurmayı düşünüyorum...

MB: Genel Kurul sürecini de bekliyorsunuz yani... O zamana kadar sürer mi diyorsunuz bu eylem?

Uğur Doğan: Ben işinden atılan bir işçiyim, işçi sınıfını temsil ediyorum artık. O yüzden de bu direniş işim iade edilinceye kadar, tüm haklarımı alıncaya kadar sürecek. İşçilerin, emekçilerin, her türlü işi yapıp da hakkını alamayanların temsilcisiyim, burada bir sınıfı temsil ediyorum, burjuva sendikacılara karşı o yüzden de kararlılıkla devam edeceğim...

MB: Daha önce TEKEL eylemi sürecinde ne düşünüyordunuz?

Uğur Doğan: Ne düşünebilirim ki, diyorum ya 18 yıl geçirdim ben burada, ailemdeki bir çok insan TEKEL işçisi olarak çalıştı, emekli oldu. Ve ben bu sendikada işçilerin parasının nasıl harcandığını biliyorum. Çok basit iki örnek vereyim, arabaları park ettikleri yerin üstündeki çatı var ya... Hani açğaçlar geçiyor arasından... Oradaki çatıya onmilyonlarca para verdiler... Ağaların arabalarının üzerine çam yaprakları düşmesin, çizilmesin diye... Bir örnek daha vereyim... Buradan sendika yöneticisi yola çıkıyor Ankara'ya oradaki şoförü de arıyor o da yola çıkıyor. Bolu'da bunu karşılıyor, İstanbul şoförü yöneticiyi devrediyor Ankara'dan gelen şoföre tekrar buraya dönüyor. Ya da yönetici Ankara'ya gidecek, kendisi uçağa biniyor, şoförünü önceden arabayla gönderiyor, kendisini havaalanında karşılayıp alsın diye... Bütün haksızlıkları, işçinin emeğinin nasıl çarçur edildiğini görüyorum gözlerimle... Ve şunu ben de unutmuyorum TEKEL işçileri gibi... “Tek kişi kalsa da 4-C'ye karşı mücadele etmeyen şerefsizdir, namerttir” diyen adamlar, binlerce işçiyi ailesiyle, çoluk çocuğuyla oraya toplayanlar ne yaptılar? Çok öfke duydum, biliyorum çünkü burada dönen rantları, hesaplarını... Ve üstelik ne oldu biliyor musunuz? Bir gün eşimi ve çocuklarımı getirdim buraya, bana “Utanmıyor musun çoluk çocuğu toplamış getirmişsin? Ne işleri var bunların burada?” dediler. Kendileri binlerce insanın çoluğunu çocuğunu o kışta, karda günlerce bekletmediler mi? Bunlar aklıma gelince daha bir öfke duyuyorum. Diyorum ya bir tek ben değilim hakkını alamayan, emeği hiçe sayılan, işçi sınıfı, emekçi insanlar için buradayım bir de...

MB: İlk önce böyle kişisel hak almayla başlıyor, sonra sınıf bilinci daha bir ortaya çıkıyor sanırım?

Uğur Doğan: Öyle tabii... Yani daha çok düşünüyorsun, bir işçi olarak, emek vermiş bir insan olarak bunu bütün sınıfın mücadelesi olarak görüyorsun, çünkü binlerce işçi var emeğinin karşılığını alamayan... Sınıf olarak düşünmeye, öyle hareket etmeye başlıyorsun. Ben çadır kurma konusunda o yüzden böyle davrandım.. Yani çadırı kurarsam o işçi sınıfının çadırı... eylem başarıyla bitinceye kadar orada durmalı diye... Bir de okuyorum burada beklerken... İnsan daha geniş, daha sınıf bakış açısıyla düşünüyor... Gelenlerle konuşuyorum, tartışıyorum... İyi de oldu biraz, yeniden kitap okumaya başladım...

MB: Mücadelenizde başarılar dileriz. Teşekkürler sohbet için....

Uğur Doğan: Benim için de güzel bir sohbet oldu, yalnız geçirmemiş oldum zamanımı, size de kolay gelsin...