Tuesday, May 22nd

Güncelleme:10:08:44 PM GMT

Başlıklar:
Buradasınız: Anasayfa Söyleşi Mas-Daf İşçileriyle Röportaj

Mas-Daf İşçileriyle Röportaj

e-Posta Yazdır PDF

Düzce Mas-Daf hidrofor fabrikasında sendikalı oldukları için işten atılan ve geçen yıldan bu yana zorlu bir mücadele veren Mas-Daf işçileri yaşadıkları baskılara, tehditlere, saldırılara rağmen kararlılıkla eylemlerini sürdürüyorlar. Düzce’de süren direnişlerini 11 Nisan günü Mas-Daf Hidrofor’un genel merkezi önüne Ataşehir’e taşıdılar. Memorial Hastanesi önünden başlattıkları yürüyüşle Ataşehir Ata Çarşı önüne gelen Mas-Daf işçileri burada bir basın açıklaması yaparak çadırlarını kurdular ve direnişlerinin İstanbul ayağını başlatmış oldular.

Direnişlerinin üçüncü gününde Mas-Daf işçileriyle görüştük.

Mücadele Birliği: Sizler uzun bir mücadele süreci yaşadınız. Direnişi buraya taşımanıza kadar geçen süreci ve nedenlerini aktarır mısınız?

Salih:  Biz 2010 yılının Temmuz ayında sendikal faaliyetlere başladık, iyi bir örgütlenme de oluştu. 29 Temmuz 2010 tarihinde sendikalı olmak için topluca sendikaya gidildi. Ve ardından 5 kişi işten atıldı. 30 Temmuz’da 2 kişi, 2 Ağustos’ta da 9 kişi işten atıldı. Arkasından Eylül ayında 10-11 kişi daha işten atıldı.

Mücadele Birliği: Sendikal mücadelede öne çıkanları ayıltamaya başladılar yani.

Salih: Tabii, öne çıkan, taviz vermeyen arkadaşları, bizlerle yakın olan arkadaşlar başta olmak üzere işten atmalar başladı. Bir yandan da sendikadan ayrılmamız için baskılar sürdü.

Patron bizlerin sendikadan vazgeçmesi iç kimse sendikadan imzasını geri çekmedi. Biz orada 4 ay kapı önünde bekledik.

Mücadele Birliği: Pardon ben araya gireceğim. Siz 2010 diyorsunuz ama sanki 2009 sonu gibi hatırlıyorum ben.. Bu süreçte de bir takım eylemleriniz oldu galiba..

Salih: Evet, tabii, biz 2008 yılından beri sendikalı olmak için mücadele veriyoruz. O süreçte de eylemlerimiz oldu 2009 yılında… 2008’de Ümraniye’deki tesisi Düzce’ye taşıdı. Ümraniye’deki yerini sadece depo olarak kullanmaya başladı. Ticari ilişkilerini İstanbul üzerinden yürütüyor çünkü. Buradaki eski kalifiye birkaç ustayı oraya götürdü, orada iş yeni elemanlara öğretildi. Ve Düzce’de üretim başladı. Biz  orada işe başladık. 2008’de Toplu sözleşme görüşmelerinde zam yapılacaktı. Ama patron sözünü unuttu. Tam iki yıl bir kuruş zam yapmadı. Şirket biraz toparlanmalıymış da…

Mücadele Birliği: Mücadeleniz zaman kesintiye uğramış gibi görünse de aslında siz 2008 başlarından beri zorlu bir mücadelenin içindesiniz. 23 kişi 4 ay boyunca direnişte mi kaldınız?

Salih: Evet, aynen öyle sabah 07.30’da işyerimizin önüne geldik, saat 18.30’da mesai bitimine kadar sürekli görüşme halindeydi. Bu dört ayın sonun da kimsenin sendikadan vazgeçmediğini görünce 28 Kasım’da  patron bize işbaşı yaptırdı. Biz içeri girince de bize yapmadığı zulmü bırakmadı. Bırakıp gidelim diye nerde pis iş var nerde angarya iş var onları yaptırdı. Ama bundan da bir şey elde edemedi. Biz bırakıp gitmedik, hepsine katlandık çünkü burada bir hedefimiz vardı. Onu gerçekleştirmek için tüm zorluklara eyvallah dedik. Sendikal çalışmamızı sürdürdük, bir takım eylemler yaptık ve bu eylemlere de tüm fabrikadaki arkadaşlar katıldılar. Orada 120 kişiyiz ve bu 120 kişinin aldığı bir kararın hayata geçirilmesi söz konusu.

Mücadele Birliği: Fabrikada 120 kişi mi çalışıyor, hepsi de sendikalı mı oldu?

Salih: Evet, Fabrikada çalışan 120 işçi var ve bu işçilerin hepsi de sendikalı oldu.

Mücadele Birliği: Güzel bir çalışma yürütmüşsünüz aslında. İki sene içinde tüm işçiler sendikalı olup birlikte hareket etmeye başlamışsınız. Çünkü anlatımınıza göre sendika da sürekli size destek veriyor. Bu güçlü bir örgütlenme sayılır, çalışma şartlarınızda değişiklik olmayışının nedeni nedir o zaman?

Salih: Nasıl ifade edeyim diye düşünüyorum da? Şimdi Düzce’de her yerde AKP var. Yani Sanayi ve Ticaret Odasından tutun da medyasına, basınına kadar genelde AKP yanlısı, o düşünceye yakın, sermayeye dayalı her şeyde güçlü olanlar bu kesimden insanlar. Buradaki basını olsun medyası olsun hep bizlerin sendikalı oluşunu eylemlerini farklı şekillerde yansıttılar. Yani sendika kötü bir şey eylem yapmak kötü bir şey.. Yani bakın biz 600-700 liraya çalışıyoruz. Ve bunun arttırılması için çalışma yapıyoruz, bu çok farklı bir şekilde yansıtılıyor.

Mücadele Birliği: Metal sanayi ve ağır sanayi için çok düşük bir maaş gerçekten, işinizin sağlık açısından riskleri daha fazla, daha zorlu, daha dikkatli bir çalışma gerektiren bir sektör. Buna göre de genelde ortalama olarak sizin iki katınız maaş alınan bir sektör.

Salih: Tabii, şimdi bizim işimiz gerçekten çok dikkat gerektiriyor. Buradaki arkadaşların hepsi kalifiye elemanlar, bunun yanında hepsi de işini severek özenerek, dikkatle yapan insanlar..  Şimdi bu 120 kişiyi toplayıp da aynı kalitede aynı ürünü çıkaramaz bu fabrika, en sonunda bizi toplayıp işbaşı yaptırmak zorunda.

Mücadele Birliği: Peki patron anlaşmamakta neden bu kadar diretiyor. Düzce’de başka iş bulamayacağınızı düşünerek mi böyle davranıyor? Ya da üst kademeden yerlere güvenerek mi böyle bir ısrar gösteriyor?

Salih: Evet, aslında öyle, yani. Bizim 120 kişinin ismi listeler halinde tüm Düzce’ye tüm çevreye verildi. Bunlar Ma-Daf işçileri işe almayın diye.  Bir de şu var tabii…  Düzce’de üst kademedeki yöneticilere yakınlıklarına güveniyor. Mesela Sanayi ve Ticaret Odası başkanı Düzce’de AKP kurucusu… Onu bırakalım, Valisi, Jandarması, polisi, başka kamu görevlileri vs. hepsi bunlara yakın insanlar.. Arkalarında iktidar partisinin varlığına güveniyorlar.

Mücadele Birliği: Tüm kamu kurumlarıyla  sermaye iç içe geçmiş durumda.

Salih: Evet, aynen öyle..

Mücadele Birliği: Şimdi direnişin başlamasına dönelim. Siz işbaşı yaptığınızda direnişe geçen 23 kişi mi işe başladı.

Salih: Hayır, pardon, ilk atılan 5 arkadaşımızın tüm yasal tazminatları ödendi ve işten çıkarıldılar. Çünkü sendikayla görüşme sürecinde bunu dayatıyordu. Arkadaşlar da bu şekilde kabul ettiler. Diğerlerimiz işbaşı yaptık. Toplu sözleşme süreci geldi. Biz bir araya gelip toplantı yapıp. 56 maddelik bir taslak hazırladık. Çalışma şartlarımızın düzeltilmesi için, taslakta da öyle kabul edilmeyecek bir madde yok. Bizler metal işçiyiz, ağır sanayi işçiyiz ama 600-700 lira maaş alıyoruz. 5-6 yıldır çalışanlarımız bile bu maaşla çalışıyor. Kalifiye işçinin aldığı bir fark olur o da yok. Fakat değişen bir şey olmadı.

Mücadele Birliği: Peki 120 kişi birden ne gün işten çıkarıldınız? Farklı tarihler var çünkü.

Salih: 1 Nisan günü işten atıldık biz. Yani sabah geldik işsiz kaldığımızı öğrendik.

Mücadele Birliği: İşten atılma şekliniz de ilginç olmuştu.

Salih: Evet, sabah bizi servis gelip alır, o sabah servis gelmedi, baktım geç kalıyorum, olur ya servis arabasıyla ilgili, şoför arkadaşla ilgili bir sorun olmuştur diye kendi imkanlarımla geldim. Fabrikaya vardığımda tüm arkadaşlar servis gelmedi biz kendimiz geldik. Sorun ne acaba diye sormaya başladılar. Neyse biz girdik her sabah yaptığımız gibi kartlarımızı bastık tezgahlarımızın başına geçtik çalışmaya başladık. Bizde güvenlik var, ama bizim işimizle ilgisi olan bir arkadaş değil dış güvenliğe bakar. Yanımıza gelip, “Patron sizi işten çıkarmış, dışarıya işten atılma gerekçenizin yazılı olduğu bir kağıt asılı işi paydos edip çıkın” dedi.

Mücadele Birliği: Yani hepiniz birden işten atıldınız, öyle mi? Üretim tamamen durdu o zaman…

Salih: Evet, hepimiz  dışarı çıkarıldık. Üretim tamamen durduruldu. Fabrikada şimdi % 15-20 civarı kapasitede bir üretim var.

Mücadele Birliği: Sizinle birlikte hareket etmeyen işçiler mi var? Yoksa sonradan alınmış işçiler mi?

Salih: Kendi adamları var, kendi adamları derken, silahlı, hüküm giymiş, mafya bozuntusu insanlar. Cuma günü bunları getirdi bellerinde silahları… Hiç işgüç sahibi olmamış bir takım insanlar. Bu durumda 10 kişiyi işe aldı, bizim işten atılmamızdan önce. Amaç onları üzerimize salıp bizi kışkırtmak, tahrikte bulunup ortalığı karıştırmaktı. Biz durumun farkındaydık zaten, bu insanlarla irtibat kurmadık, uzak durduk. Patron amacına ulaşamadı tabi yine.

Mücadele Birliği: Fabrikadan çıkınca ne yaptınız?

Salih: Fabrikanın dışında çevrili bir bölüm var biz o bölüme geçip, bize bir bildirimde bulunun, Vali gelsin, belediye başkanı gelsin dedik ve orada beklemeye başladık. Biz patrondan bir açıklama bekliyoruz, jandarmalar geldi, bize işten çıkarıldığımız jandarma söylüyor, Yüzbaşı okudu bize iş çıkışımızı. Bir sürü jandarma geldi, polis geldi. Patronu görmedik.

Mücadele Birliği: Patronunuz devlet erkanıyla görüyor işini.. Muhatap olmuyor işçisiyle yani… Belki kolluk kuvvetleri gelince, jandarmayı yığınca gözünüz korkar, birkaç kişi geri adım atar, siz de dağılırsınız diye düşünüyor galiba…

Salih:  Tabii, amaç bu zaten çünkü patronun bu kadar zamandır bütün uğraşları boşa çıktı. Biz asker kuvvetiyle işten çıkarıldık. Düşünsenize biz gelip sabah işbaşı yapmışız, sonra bizim çıkış kağıtlarımız dışarıya asılıyor, polisi, askeri fabrikanın önüne yığılıyor. Şirket yetkililerinden kimse yok. Bir de medyada “bunlar işten atıldılar, şimdi sinirlenip, içeri girip birkaç kişiyi rehin aldılar” gibi haberler çıktı.

Mücadele Birliği: Ardından bir de saldırıya uğradınız zaten değil mi?,

Salih: Tabii. Üzerimize araçla geldiler, aramıza daldı resmen araç... Hatta kendi adamlarını da eziyorlardı..

Mücadele Birliği: Bu olaydan sonra daha fazla dikkat çekmeye başladınız. Her haber portalında size ait bir haber vardı. Burjuva medyada bile işçinin üzerine araba sürüldü diye geçti.

Salih: Gerçekten de öyle oldu.. Daha çok insan duydu bu olaydan sonra bizim direnişte olduğumuzu, bu olaydan sonra ziyarete gelen desteklediklerini söyleyenler de daha fazla oldu.

Mücadele Birliği: 2008’den beri zorlu bir mücadeleniz var. İki yıl da az bir zaman değil.  Siz ne zaman Düzce’de çalışmaya başladınız?

Salih: Biz orada çalışmaya başladık. Burada Taşdelen’de Ümraniye’de bir yeri vardı orayı depo olarak kullanmaya başladı.

Mücadele Birliği: Peki bu son süreçteki talepleriniz neler? Bu konuda anlaşma yapmamakta patron direttiğine göre…

Salih: Biz iki yıldır maaşımıza zam almadık geçinebileceğimiz bir maaş almak istiyoruz, sendikal haklarımızı kullanarak çalışmak istiyoruz. Mas-Daf bugün belli bir aşamaya gelmişse burada çalışan bu 120 işçi sayesinde geldi. Biz sürekli en iyi malı üretmeye çalıştık. Ve öyle de oldu, bugün yurtdışına satış yapıyorsa, bizim sayemizde… İki yıldır oyalanıyoruz. Zam istediğimizde yüzsüzce “Pilav tenceresi dolmadı, tencere dolup taşmalı ki, taşanı da sizlere verelim” diyor. Toplu sözleşme sürecinden sonra geldik burada merkezde görüşmek için  verdiği sözleri tutsun diye. Utanmaz bir şekilde “Yok arkadaş ben öyle bir söz vermedim” dedi. İmzalayıp aldığı belgenin teslim kağıdını gösterdik. “Benim haberim yok” dedi. Böyle bir adam fabrikayı fabrika yapan bu 120 işçidir. Başka hiç kimseyle şimdi yaptığı kalitede üretim yapamaz. Bizler 5-6 yıllık elemanız.

Mücadele Birliği: Bundan sonraki süreç için ne düşünüyorsunuz?

Salih: Artık biz sabredeceğimiz kadar sabrettik. Olumlu bir sonuç almak için hep eyvallah dedik. Ama hele şu son görüşmelerden sonra yapılacak pek bir şey kalmadı. Bir şekilde işimize dönmek için ne gerekliyse onunla çıkacağız karşısına. Biz aramızda konuştuk. Genel Merkezin önüne gelmek gerekiyorsa oraya, evine gitmek gerekiyorsa oraya, işgal gerekiyorsa işgal… Başka seçeneğimiz yok.. Sendikamız da yanımızda zaten onunla da yaptığı sözleşmeye uymamış, biz işe geri dönmek için her seçeneği kullanacağız.

Mücadele Birliği: Direnişte olan işçiler var onlarla birlikte hareket etmeyi düşünüyor musunuz?

Salih: Zaten şimdi bir çok yerde özellikle metal sanayide greve çıkan yerler var. Burada olsun ulaşabildiğimiz yerlerdeki arkadaşlarla olsun görüşüp birlikte hareket etmenin yollarına bakacağız. Biz birbirimizi kollamazsak kimsenin umurunda değil işçi. Verdiği emek, akıttığı ter kimsenin umurunda olmuyor. Süreçte nasıl ilerlemek gerekirse onu yapacağız.

Mücadele Birliği: Siz süreci nasıl değerlendiriyorsunuz?

Ali Rıza: Valla nasıl diyeyim, biz yıllarca fabrikayı fabrika yapmak için uğraştık. Öyle özenle ve dikkatle çalıştık. Zamanla bu işin içinde yetiştik, en kaliteli malı çıkardık, Mas-Daf sayemizde Mas-Daf oldu. Fabrikadan hiç çıkmadan çalıştığımız günler oldu. Bize “arkadaşlar siparişlerimiz var yetiştirelim de biraz rahatlayalım” dendi biz çalıştık. Ama fazla mesai almaya gelince “Ben mi dedim sana fazla çalış diye çalışmasaydın” dendi. İşte bu söz yetiyor zaten insana. Emeğimiz hiçe sayılıyor. İki yıl sabrettik. Hani insan düşünür, biraz fazla çalışayım, dinlenme zamanımdan, sohbet zamanımdan vazgeçip biraz fazla kazanayım, evime üç kuruş fazla girsin diye ama tam tersi oldu. Patron bizim emeğimizi hiçe saydı. Düşünsenize canla başla çalışmışız, adam işten çıkardığını söylemeye bile tenezzül etmiyor, yüzbaşı okuyor yüzümüze işten çıkışımızı, üzerimize araba sürüldü bizim. İstediği kadar ayak diresin patron sonunda bizimle çalışacak bu fabrika, biz işimize geri dönebilmek için ne gerekiyorsa onu yapacağız.

Mücadele Birliği: Peki aileleriniz direniş sürecinize nasıl bakıyor?

Ali Rıza: Ailelerimiz de bize destek. Sonuçta onların da emekleri söz konusu. Onlar da biliyor ki, biz çalıştıksa hem işyeri kazansın hem de bizler üç beş kuruş evimize fazla girsin, bir ihtiyacımızı daha karşılarız diye çalıştık. Uzun mesailerde kaldık. İki yıl bir kuruş zam yapılmadı. Evdekiler de biliyor ki, başka çare yok. Nereye kadar aynı parayla geçineceğiz.

Mücadele Birliği: Sizden çok evdekiler hissediyordur herhalde maddi anlamdaki sıkıntıyı.

Ali Rıza: Olmaz mı? Evdeki insan pirişip yetiştirmeye çalışıyor. Bir de çalışan insana emek verilmiş. Bizim de analarımız babalarımız var. Onlar bize emek verdi, elinden geliyorsa okuttu. Bir iş sahibi yaptı. Niye? Böyle köle gibi çalışalım, sürünelim diye mi? Onlar bizim kendilerinden biraz daha iyi bir yaşamımız olsun diye uğraştılar. Ama bakıyorlar ki, biz gecemizi gündüzümüze katmışız çalışıyoruz. Ama elimize para geçmiyor.

Mücadele Birliği: Eylem sürecinde ailelerin destek vermesi çok etkili oluyor, burada veya Düzce’de ailelerin de sizlerin yanında direniş alanında olması konusunda ne düşünüyorsunuz?

Ali Rıza: Valla hepimizin ailesi arkamızda destek… Zaten yarın Düzce’de bir eylem yapılacak ailelerimiz de katılacaklar eyleme… Bizimle birlikte ailede yaşıyor bütün sıkıntıyı, bir sinemaya gideyim diyorsun, sonuçta ben bu hayata yaşamaya geldim. Eeee, iki kişi gidiyoruz 20 lira olsa… Hadi.. bir düşüncedir alıyor bizi… 20 lira açık var nasıl denkleştirecez…. Gittiğimiz eğlenceden de bir şey anlamıyoruz. Bu mu yani yaşamak? Onun için ailelerimiz hep yanımızda…

Mücadele Birliği: Destek için ziyarete gelenler var. Az önce CHP’den geldiler. Neler konuştunuz?

Ali Rıza: Bizim sürecimizi anlattık, zaten biliyorlar da… Siz hakkınızı arayın, sahip çıkın, mücadeleniz haklıdır ve mümkün olduğunca destekliyoruz dediler. Belediye başkan yardımcısı da vardı içlerinde…

Mücadele Birliği: Şimdi bir çok partiden insan gelip işçilere destek olduğunu belirtiyor. CHP’den bir çok milletvekili direnişteki, eylemdeki işçilere mücadeleniz haklıdır, destekliyoruz diyor. Öbür taraftan bakıyorsunuz. İzmir’de belediye taşeron belediye işçileri sokakta direnişte…İşten atan belediye CHP’li.. Şahsen ben olsam bunu da düşünürdüm. Bir tarafta mücadeleniz haklı deniyor, diğer taraftan bir sürü insan işten atılıyor, direnişte saldırı üstüne saldırıya uğruyor… Bunlar aklınıza gelmiyor mu?

Salih –Ali Rıza:  Onun biz de farkındayız, ama şimdi burada destek veren herkesten destek almamız gerek. O parti, bu parti, oy kaygısı, bunlar şimdi bizden çok ayrı şeyler. Biz şu parti, bu parti diye bakmıyoruz. Yok bize bir yararı dokunacak da karşılığında oy isteyecek, pazarlık yapacaksa o zaman başka… Şimdiden herkes bilsin.. Biz bu hesaplara göre hareket etmeyeceğiz.

Mücadele Birliği: Sohbetiniz için teşekkürler. Bundan sonraki eylem süreci için düşünceniz nedir?

Salih – Ali Rıza: Şimdilik şirketin genel merkezi önündeyiz. Sendikamız anlaşmayı sağlamaya çalışıyor. Sonuçta yine bizle çalışmak zorunda kalacak. Biz de kaç yıldır verdiğimiz emeğimize sahip çıkacağız, işimize geri döneceğiz. Burada beklemek yetmiyor mu, başka eylemler yapacağız… Durumu göre yani… Süreç neyi gerektiriyorsa öyle hareket edeceğiz… İşçi dostlarımızla birlikte dayanışmayla daha güçlü olmak için çalışacağız…