Mücadele Birliği okurları olarak depremin vurduğu Van ve Erciş'e elimizden geldiğince toplamış olduğumuz malzemeleri götürmek ve onların acısını paylaşmak, dayanışma içinde olmak için gittik. 5-6 gün kadar Van'da kaldıktan sonra Erciş'lileri de ziyaret ettik. Burada bulunduğumuz süre içinde Çelebibağı'na da uğradık burada Çelebibağı Belde Belediye Başkanı Veysel Keser depremin sonuçları ve sonrasında yardımların ulaşımı konusunda sohbet etme imkanı bulduk. Bu söyleşiyi oradaki durumu aktarmak için sizlerle paylaşmak istedik.
Mücadele Birliği: Öncelikle Kürt halkına geçmiş ve başınız sağolsun, diyelim. Büyük boyutlarda yıkım, ölüm var, yaralılarımız var.Van ve Erciş'te ve burada bu konuda da ciddi zorluklar yaşandığını görüyoruz. Bu konuda sizin sıkıntılarınız nelerdir?
Veysel Keser: Teşekkür ederiz size Türkiye'ki kamuoyu, sivil toplum örgütleri, demokratik kitle örgütleri, sol kesim demokratik kesim oldukça duyarlı davrandılar. Bizim acımızı bir nebze olsun onların ilgisi, alakası giderdi.
Burada büyük bir trajedi yaşandı. Ve en büyük trajedilerden birisi de şu andaki ölüm haberleridir. Bu ülkede belki depremden daha fazla ölü sayısı var, bu ülkede yaşanan bu iç çatışmalardan dolayı insanlarımızı kaybediyoruz. Çok gençecik yaşlarda insanlar bu kirli savaştan dolayı toprağa düşüyor. Böylesi bir bakış açısından dolayı, kendiniz de yaşıyorsunuz, Erciş herşeyi iç içe yaşıyor. Deprem yetmiyormuş gibi bir de kendi evlatlarını çatışmalarda kayıp vererek cenazesiyle uğraşmak durumunda kalıyor. Bu bakış açısı bile hükümetin, AKP'nin bu bölgeye ne şekilde baktığı, ne şekilde algıladığı, nasıl bir çerçevede değerlendirdiğini gösteriyor.
Depremin olduğu gün, ilk dakikalarda genel kentin bütün caddelerinde sokaklarında dolaşmış, incelemiş nerede nasıl hasar var bilen ve neler olduğunu görmüş birisi olarak söyleyelim, ilk arayanlar örneğin Genel Başkanım,Osman Baydemir, sonra bölge milletvekilleriydi. Ve sizi temin ederim ki, onlar kente vardıklarında kentin üstünde hala toz bulutları vardı. Başbakan daha sonraki saatlerde buraya teşrif ettiler. Sayın Başbakan gelirken de buradaki tüm resmi kurum ve kuruluşlar ve güvenlik güçleri onun gelişiyle ilgilenmek zorunda kaldılar ve ağırlama merasimiyle ilgilendiler. Ve o sırada insanlar moloz yığınları altında can çekişiyorlardı. Ben şahsen çocuk sesleri ve kadın seslerini duydum.
İlk gün ciddi bir kurtarma çalışması yapılamadı. Hemen hemen hiç profesyonel kurtarma ekibi gelemedi, ancak sabaha doğru AKUT yetişti. Diyarbakır Büyükşehir Belediyemizin kurtarma ekipleri ilk olarak yetişti. Zaten sağ kurtarma başarılarını da ilk olarak Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Kurtarma Ekipleri gösterdiler. Şu anda kentin 5,6,7,8 katlı binalarının % 80-90'ını yıkılmış durumda. İmar mevzuatına uygun olarak yapılmış olan 3,4,5 katlı binaların çoğu da ayaktadır. Bu bize bir şey gösteriyor. Sırasıyla belediye başkanı şu anda istifa etti. Genel seçimlerde milletvekili oldu, iki dönem yaptı bir önceki dönem de babası yaptı. Kendi dönemlerinde yapılmış olan imar mevzuatına aykırı olan binaların bütün hepsi yıkıldı. Ve 4 sene önce yıkım kararı olan binalara bile kendileri tarafından müsaade edildi, rant paylaşımı üzerine. Başka bir izahı da artık yoktur bunun. Çok katlı binalar bu şekilde ruhsatlandırıldı, ya da ruhsatsız yapımına müsaade edildi. Yani insanlar diyebilirler ki, 'Ruhsat vermedim'diye ama, yapımına izin verilmesinden dolayı da suç işlemiş durumdalar. Ve bu binalarda şu anda elimizdeki verilere göre 600'e yakın insan ölmüştür. 1200'ü aşkın yaralı var. 600 ev yıkılmış ve halen kurtarma ekibinin hiç işbaşı yapmadığı onlarca binayı size gösterebilirim ve bunda bile öncelikli davrandılar. Öncelikle kendi bildikleri, kamu çalışanı, askerin, polisin kaldığı binalardan başladılar. Ve dolayısıyla kendi deprem kriz yönetimini, idare edemediler, sistematize edemediler, altında kaldıkları ne? İlk günlerde Başbakan söyledi örneğin, ilk başta biz yapamadık ama sonra düzelttik dedi örneğin. Yine Hüseyin Çelik söyledi 'Biz bu işin altında kaldık' diye. Bu sefer sözü döndürüp dolaştırıp bize saldırmaya çalışıyorlar. BDP'li belediyelere, partiye saldırmaya çalışıyor. 'Taş atmak için organize olanlar şimdi nerede?' diyor.Şimdi şunu söyleyeyim arkadaşlar. Şu anda BDP belediyelerinin kurmuş olduğu çadırlarda her öğün 13 bin sıcak yemek dağıtılıyor. Genel merkezimiz burada bir koordinasyon kurdu. Bunu bilmemin nedeni de o koordinasyon içinde sözcülük yapıyor olmamdan dolayıdır. 13 bin sıcak yemek dağıtılıyor yalnızca Erciş'te her öğün. Biz 25' yi aşkın gıda tır ve kamyon cinsinden gıda yardımı dağıtmışız, seyyar hastane hizmeti veriliyor. Hemen Başbakan'ın adını taşıyan Tayyip Erdoğan parkı caminin arkasında, bizim Silvan Belediyesi, kentin en büyük parkı olan Zilan Parkı, merkez park diye geçiyor, orada Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi, eski otogar mıntıkasında, Kışla mahallesinde bizim Nusaybin Belediyesi, Solahan mahallesinde Patnos Belediyesi, Latifiye mahallesinde Batman Belediyesi ve yine Yeşilova mahallesinde olmak üzere Batman Belediyesi, burada iki noktada olmak üzere biz toplam 8 önemli noktada gda yardımı, kriz destek üniteleri kurmuşuz ve 5 noktada sıcak yemek dağıtılıyor. Kentin suyu olmadığı için su ekmek sıkıntılarını biz gideriyoruz.
Onlar depreme yönelik ilgi ve alakalarını çadır sayısına endekslemişler. Biz bakanla da görüştüğümüzde 'İşte biz 10 bin tane çadır dağıttık' diyorlar. Bu da doğru değildir bu yine yanlış bir rakamdır. Kendisine de bunu belirttik. 100 bin tane de çadır dağıtsa deprem açısından bu çözüm değil. Siz Düzce'de, Kocaeli'nde, Sakarya'da, İzmit'te nasıl hemen tez elden prefabrik evler kurdunuz. İnsanları ilk etapda hiç olmazsa bu deprem şartlarından çıkardınız, sonrasında kalıcı konutlar yapıldı, kent yeniden inşa edildi. Bizzat o kent yapımında görev de almış birisiyim. Dolayısıyla onların bakış açısı çifte standartlıdır, Erciş çok büyük dram yaşıyor, trajedi yaşıyor. Bugün burada yine evlatlarının cenazesiyle uğraşıyor. Sadece depremden dolayı değil, çatışmalı ortamdan dolayı iki tane gencini toprağa verecek. Acımız büyüktür, büyük bir acı bu... Bu bakış açısı AKP'nin, Erdoğan'nın bu bölge halkına, Kürt halkına nasıl baktığının da bir göstergesidir.
Mücadele Birliği: Bir yandan operasyonlar devam ediyor. Biz daha önce Van'da gördük, 5-6 gündür Van'daydık. Burada böyle midir bilmiyoruz ama, orada iki tane ayrı kriz masası var, biri Valiliğin biri Belediyenin. Belediyenin çalışmalarının -ki bu süre içinde şahit olduğumuz için rahatlıkla söyleyebiliyoruz- çalışmaları bir nevi engelleniyor çeşitli yollarla, işte tırlarına el konuyor mesela. Veya valiliğe herhangi bir şey için giden Kürt vatandaşa deniliyor ki 'Git kime oy verdinse ondan iste'.
Veysel Keser: Size temin ederimki eğer biz BDP'li belediyeler, sivil toplum örgütleri, demokratik kamuoyu bu hizmeti yapmamış olsaydı, onlar çadır da vermezdi. Onlar siyaseten baktığı için -çünkü Erciş AKP'nin elindedir, AKP belediyesidir- şu anda incelense, şu boyutuyla incelenmesi de lazımdır. Şu anda imar mevzuatına aykırı yapılanmaya izin verdikleri için ölü sayısı bu kadar artmıştır. Yani 6,7,8 katlı binalar yıkılmış, burada en yüksek kat sayısı imar mevzuatında 5 kattır. Şimdi kendileri yerel yönetim tarzları, yerel yönetim anlayışları çökmüş, devletin burada ne kadar çürük çıktığını da gördük. Yani devlet olmalarına, iktidar olmalarına rağmen insanların sıkıntılarını gideremiyorlar. Kaldı ki, verdikleri çadır sayısı doğru olsa bile bu kış şartlarında o çadırlar işe yaramıyor. Naylondan farkı yok, izole etme özelliği yok, insanlar çok büyük sıkıntı yaşıyor. Şunu diyorlar 'Eee, ama 600 ev yıkılmış'. Evet doğrudur, 600 ev yıkılmış ama depremdem etkilenen insan sayısı 600- 1000 kişi, 3 bin kişi 10 bin kişi değil. Çoğu binalar da hasarlıdır ve kent yıkıldığı, şehir yıkıldığı için insanlar aç, susuzdur. Gıda yardımı yapmak lazım, insanlar dışarıda kalıyor ve bu akşam bile 5,6 şiddetinde sarsıntı oldu ve sarsıntılar devam etmektedir. Gün içinde onlarca sarsıntı oluyor, insanlar evlerine çekilemiyor. Dolayısıyla hükümetin bu işin üzerinden siyaset yapacağına, bizleri, BDP'yi suçlayacağına, bu insanların mağduriyetini gidermek için kesin çözümler getirmesi lazımdır. Çadır vermek, gıda yardımı vermek değil hükümetin görevi, bu kızılayın görevidir. Mağduriyeti giderecek kesin çözümler yaratması, prefabrik evler yapması lazım. Ve gıda yardımını, dağıtımını da sistemli bir şekilde yapması lazımdır. Bunu BDP belediyeleri üzerinden geliştirilen Çelebibağı Belediyesi de koordine etmiş olduğundan dolayı sanki birbirinden farklı, alternatif şeylermiş gibi gösteriliyor ve devlet de bunun altında kalmamak açısından o da bir şeyler yapmaya başladı. Ve sebebi buydu.
İlk deprem olduğunda Kaymakam beyin yanın gittim bizzat kendim. Ve benim de kendi soyadımdan 5 kişi için taziyemiz var. Buna rağmen kendim gidip görüştüm. Belediye Başkanı'na da gittim ve dedim ki, 'Osman Baydemir aramış, biz 5000 kişilik sıcak yemek çıkaracak bir yemek ünitesi kuracağız, bize yer tespiti bildirin' diye bunu kendilerine ilettiğimde verilen cevap şuydu: 'Yahu gerek yok ki, zaten Kızılay çadır kuracak'. Halka bakış açısı budur. Bu meseleyi çözemedikleri için, altında kaldıkları için orayı sadece polise ve askere havale etmişler. Şu anda onlar sadece güvenliklerini sağlamakla meşguller. Ve Bakan 'Şu kadar çadır verdim' diyebiliyor. Verdiği rakam da doğru değil işin ilginç yanı. İki tane halı sahanın alabileceği çadır sayısı ne kadardır? Yani bu bölge 200 bin nüfuslu bir bölgedir köyleriyle birlikte. 76 bin Erciş, 20 bin burası yani köyleriyle birlikte 170 bin ve etkilenen bölge 200 bin nüfuslu bir bölgedir. Bu 200 bin nüfusa göre ne yaptı, hükümet ne yaptı, ne yapıyor? Kaç kişiyi kurtardı, kime ne verdi? Yani dolayısıyla bu depremin altında kalan hükümet ve AKP'dir.
Mücadele Birliği: Biz haberlerde şunu seyrediyoruz; Van'ın içinde bütün sorunların çözüm beklediğini bildiğimiz halde, kendimiz gözlemlediğimiz halde,sanki buradaki her türlü sorun çözülmüş, Erciş'te de her türlü sorun çözülmüş gıda yardımı,barınma ihtiyaçları giderilmiş böyle bir manipülasyon var.
Veysel Keser: Hepsi manüpile ediliyor. Bizzat biz mesela gazetelerde, dergilerde okurduk onların basın yoluyla kendileri hakkında nasıl yanlış bilgi verdiklerini... Burada bizzat içinde çok canlı ve acı bir şekilde yaşadık. Geldi bir 10-15 dakika bir binanın üzerine çıkıp güya işte görüntü verdi. Kamuoyuna 'İşte biz, buradayız, herşeye hakimiz, her şey tamam' denildi bu görüntüyle. Tamam dediği şey Sağlık Bakanlığı'nın birkaç tane ambulansı dönüp duruyor, budur. Birkaç sivil savunma ekibi kurtarma yapıyor, hiç başarı elde edemediler. Bazı yerlerden gelen kurtarma ekipleri üzerinden 200'e yakın insan kurtarıldı. Başta Diyarbakır Belediyesi, İstanbul Belediyesi, Erzincan Belediyesi, AKUT ve Azerbeycan Kurtarma Birimleri bu kadar insanı kurtarabildiler, doğrusu kendilerine minnetarız bu başarı için. Ama bunun -kurtarma çalışmasının- içinde hükümetin bir şeyi, bir çabası enerjisi yok. Onların endişesi şurada zaten. Siz güzel bir noktaya değindiniz. İki farklı kriz masası var, iki farklı çaba var. İlk önce ben gidip 'Bakın burada bu kadar güç var, bu belediyelerin gücünü buraya aktarabiliriz, getirebiliriz, yönetebiliriz bunu, bir kriz masasına dahil olalım, çalışalım insanları kurtaralım'. Ama bana deniyor ki, 'Buna gerek yok'. Kendileri nasıl bu çözümsüzlük durumuna düşmüşler, bize de sanki bir Kızılay'ın elemanıymışız gibi davrandılar. 'Kızılay zaten kuruyor' diyerek. Ama tüm beledeyelerimiz araçlarıyla, imkanlarıyla, gıda destekleriyle aynı gün buradaydı. Sizi temin ederim, belediye başkanlarımız, milletvekillerimiz, genel başkanlarımız aynı gün buradaydı. Bizimle birlikte sabahladılar ve ben, milletvekillerimiz, genel merkez çalışanlarımız, ya burada yatarız, ya şehirdeki çadırda yatarız, ya da başka bir yerdeki çadırda yatarız halen.
Mücadele Birliği: Siz nasıl değerlendiriyorsunuz bilemiyorum ama, bizce savaş deprem üzerinden de yürütülüyor. Hüseyin Çelik'in bir açıklaması vardı: “Bölgede iki gerçekliğimiz var, biri savaştır, terörle mücadeledir, biri depremdir.' Bu deprem ortamında ciddi bir travma yaşıyor halk, ölü sayısı çok, yaralı sayısı çok... Ama onlar 'terörle mücadele' konusunda, Kürt halkıyla savaş konusunda her türlü yöntemi deniyorlars diye düşünüyoruz. Bu konuda sizin görüşünüz nedir?
Veysel Keser: Onların gündeminde, bugün eğer Erciş'e iki tane cenaze geliyorsa, bu deprem yetmiyyormuş gibi, kimyasallarla insanlar katlediliyorsa, Erciş'e bu cenazeler geliyorsa, onların burayı, bu bölge halkını nasıl gördüğünün en bariz örneğidir. Onların gündeminde moloz yığınları altında kalmış insanları kurtarmak değil, onların gündeminde sınır ötesi operasyonlar var, Kürtleri siyaseten bitirmek var, bu alanı bitirmek var. Ama halkın desteği bu siyasete, bu halka gönül vermiş insanların ilgisi, alakası, devrimci damar onun üstesinden gelecek. Biz buna inanıyoruz. Bu Kürt halkı için de böyledir. Bizim o devrimci damarımız olmasaydı, inan ki, ben de, o da, şu da onlardan belki de makarna dileniyor olacaktık şu an. Ama biz onlara, onlar olmadan da, kriz hangi şiddette olursa olsun, deprem hangi şiddette olursa olsun ayakta kalabileceğimizi gösteriyoruz bugün. Bu onların ağırına gidiyor. Onların ağırına giden, bizim onlar olmadan, onlara rağmen de depremin üstesinde geliyor olabilmemizdir.
Mücadele Birliği:Burada bir güç olmanız yani...
Veysel Keser: Evet, doğrudur burada bir güç olmamızdır. Bu belki de onların 5 bin yıldır kurulmuş olan hiyerarşisini bozuyor. Devlet yapısını bozuyor. Onlar da böyle görüyor, değerlendiriyor. Biz şimdi böyle geceli gündüzlü depremde zarar görenler için çalışıyoruz diye yarın birgün, bir ay sonra veya iki ay sonra sırf depremde insanlara destek vermişim diye 'Depremde KCK'lılar çalıştı diye gözaltına alınmayacağımızın garantisi yoktur. Yani belki beni alırlar yarın bir gün derler ki 'Bu deprem de KCK'li olarak çalışıyor.' belediye başkanını yani. Bu kadar da çirkin bir saldırı var. Arkadaşlarımızı alıyorlar ve nitekim her gece de alınıyorlar 30 kişi, 40 kişi, 60 kişi... Yani bunlar gözlerini koymuşlar, halkın iktidarını, halkın yönetimini istemiyorlar, halkın kendi kendisini yönetmesini istemezler.
Dediğiniz gibi onların deprem üzerindeki gidişatı budur. Ama sizi temin ederim ki, biz depremi böyle değerlendirmiyoruz. Bu şekilde görmüyoruz. Doğal felakettir, doğrudur, hangi eğilimde olursa olsun, hangi siyasi partiden olursa olsun, hangi din ya da etnik yapıya ait olursa olsun, herkes için, bunu insanlar en az hasarla nasıl atlatabilir diye bunun mücadelesi içinde olmalıyız. Deprem sadece binaları yıkmıyor toplumun kendisini de yıkıyor, kişiliğini bozuyor. İzmit'te konutlar yapılırken 270 konutluk bir yapımın koordinatörlüğü bendeydi. Ben o dönemde gördüm ki , çok insan orada ahlaki çöküntü içindeydi ve bazı şeylere tenezzül edebiliyordu. Bunun aynısını biz de şimdi yaşıyoruz. Yani deprem sadece yapıları bozmuyor, yıkmıyor bu tür felaketler, toplumun kendisini de bozuyor. Alt üst ediyor, bu açıdan da dreğerlendiriyoruz. Ama şu bir gerçek ki, bu halk kendi yarasını sarmayı biliyor, bilecektir de. Biz bu inançtayız. Burada teknik olarak nerede ne kadar ne yapılmış bunların da bilgisini verebiliriz, açıklayabiliriz isterseniz. Ama genel olarak şunu belirtmeliyiz ki, devlet bunun altında kalmıştır. Türkiye'nin demokratik kitle cephesi bu işin üstesinden gelmiştir biz bunu görüyoruz. Gelen yardımlarımız, İstanbul'dan, Avrupa'dan beni arıyorlar, Mersin'den, Antalya'dan arıyorlar. BDP'li belediyeler, iktidar, güç olduğu için aracıyla, imkanlarıyla katkıda bulunmuşlardır. Gıda desteği açısından söyleyeyim birçok kurumumuz doğrudan beni aramışlardır ve biz başka bir yere göndermeden direk oraya yardım size ulaştırmak istiyoruz demişlerdir. Ve bu bize bu şekilde özellikle belirtilmiştir 'Doğrudan size göndermek istiyoruz' diye belirtmişlerdir ve doğrudan buraya geliyor açık söylemek gerekirse. KESK, Ataşehir Belediyesi örneğin, yalnızca BDP'li belediyeler değil, bu açıdan söylüyorum, Çankaya Belediyesi örneğin ve birçok sol eğilimli kurum ve kuruluşlar desteğini bizim üzerimizden buraya aktarıyor.
Mücadele Birliği: Şunu biliyoruz ki, devletin kendi kanallarından getirirken, o şoven değeri de buraya getireceğini bildiğimiz için biz de yardımlarımızı BDP üzerinden ulaştırmaya çalıştık. Bunu da önemli buluyoruz, birlikte davranabilmek çok önemli.
Veysel Keser: Kesinlikle, doğrudur.
Mücadele Birliği: Özellikle böyle günlerde birlikte davranabilmek önemli. Dayanışmaya daha çok ihtiyaç var. Türkiye'li emekçiler cephesinden halklarla birlikte davranılmaya çok ihtiyaç var. Bir de devlet kanadının bunun altında kalması, yapmak isteyip de başaramadığı bir nokta değil,bilinçli olarak depremin ilk anından itibaren, işte 6,5 demesi ya da 7 demesinin tesadüf ya da yanlışlık olduğunu düşünmüyoruz. Dış yardımların reddedilmesinin tesadüfi ya da düşündükleri için olduğunu düşünmüyoruz aksine, tamamen Kürt halkının buradaki iktidarını, buradaki yönetimini dağıtmaya, bölmeye çalışmak ve bunu bir tarihi fırsat olarak gördüğünü düşünüyoruz ve bu amaçla düşünülüp planlandığını düşünüyoruz. Keşke şöyle olsaydı. Yapmak isteselerdi de başaramasalardı, ama bu böyle değil...
Veysel Keser: Kendilerini bilerek geri çektiler...
Mücadele Birliği: Evet, kendilerini geri çektiler ve asıl amaç buradaki örgütlü yapıyı, buradaki iktidar erkini yıpratmak, buradaki mücadeleyi düşürmek. İşte depremle birlikte sınırdışı operasyonun daha hızlandırılması, bunun katliamlara varan boyutlara ulaşması, hatta savaş kurallarının ihlal edilerek ya da Avrupa Birliği'nin uyulması gereken yasalarını çiğneyerek yaptıklarını tesadüf olmadığını aksine bu depremi TC'nin bir fırsata dönüştürmek istediğini düşünüyoruz. Bütün yaptıklarının bilinçli, planlı programın bir parçası olarak düşünüyoruz. Siz bu konuyu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bir de biz kriz masasını ortaklaştırmak istedik demiştiniz. Bu konuyu biraz daha açar mısınız? İçişleri Bakanı 'Biz yardımları şunun için kabul etmedik. Önce ülkemizin kapasitesini görmek istedik.' Yani biz denedik yapabilicek miyiz, yapamayacak mıyız gibi bir şey söyledi. Bir de ona bir yorum getirebilir misiniz?
Veysel Keser: Şimdi arkadaşlar, mesela bizim parti genel merkezinden gelen arkadaşlarımız, başkanlarımız, belediyelerimiz, milletvekillerimiz aradığında biz daha bu çadırı kurmamıştık. Ve belediyede değildik. Ben hükümet konağındaydım. Onları da oraya çağırdık ve onları da o sırada gelen bakanla, Vali beyle de, Kaymakam beyle de görüştürdük sırasıyla. Bizim istediğimiz birlikte ne yapılabilir? Çünkü çok hasar gören yer orasıydı. Belediye Başkanı'nın bağlandığı yerlerden birinden deniyordu ki 8-10 tane blok yıkılmış. Oysa ki her caddede 30-40 tane bina yıkılmış. Yani ilk önce sahiplenen bölgeler, yerler böyle bir durum vardı. Ve orada Başbakan geldiğinde örneğin bizim Van milletvekilimiz, Özdal Üçeri kendi korumularıyla itelemeye kalkıştı. Soru sormak için elini kaldırdı, bırakmadılar konuşsun örneğin. Korumalar engellemeye çalıştı. Yani Van ve Erçiş milletvekilini dinlemek istemiyor. Dolayısıyla biz buralıyız. Örneğin ben buranın belediye başkanıyım ve benim soyadımdan 5 kişi kayıp vermişim. Milletvekili halen evine gitmemiş, depremzede olan biziz. Mademki gelmişse, siyasi olarak bakmıyorsa, kendilerinin bizi arayıp sorması, sahiplenmesi gerekirken, biz kendi imkanlarımızı nasıl sunabiliriz diye soruyoruz. Kayıplar vermemize, depremzede olmamıza rağmen. Konuşmak için gidiyoruz ona bile müsaade edilmiyor. Dolayısıyla ilk başta o seti onlar çekti. Örneğin buraya bir tane çadır verilmemiş, kimse geçmiş olsun dememiş. Onlar zannediyorlar ki, burada bizim yaptıklarımız onların iktidarını ellerinden almaya yönelik bir şey, onlarda böyle bir algılayış var. Öyle değil, onlar zaten burada yok. Ve bizim gelen tırlarımızı konvoy şeklinde bir tane araç arkada, bir araç önde şu anda kendi depolama bölgelerine gönderiyorlar. Şeker fabrikasına götürüyorlar. Orada kategorize edip, istifleyip güya kendileri dağıtmaya çalışıyorlar. Doğrusu o kadar uğraşa rağmen halen daha niye dağıtamıyorlar bunu da anlayamıyoruz. Bizim tırlarımıza da niye el konuluyor? Sonra da deniliyor ki, herşey talan ediliyor. Öyle bir şey yoktur kesinlikle. Erciş'in içine gidin bakın, dükkanların hepsi açıktır, kimse bir şey almıyor. Bu halk o kadar düşkün değil. Ama kendilerinin dışarıdan göndermiş olduğu birkaç tane araçlık insanla provoke etme çalışmaları var. Biz de buna müsaade etmiyoruz. Yani şu algıyı da değiştirmek lazım. Sanıyorlar ki sadece burada mağdur olan molozların altında kalanlar ve kurtulanlardır. Ama öyle değil... Deprem olmuş şehir yıkılmış... Sen şu anda et almak istesen alamazsın, su almak istesen alamazsın, nohut almak istesen alamazsın... Kentin yıkılmış olmasından dolayı tüm bölge gıda ve destek bulmak zorunda... Bu da nüfus olarak 200 bin nüfusa tekabül ediyor. Şu anda mezralarla birlikte 138 nokta köy var. 100 tane muhtarlık var köy var. Bizim ulaşamadığımız 20-25 tanesi kalmış. O civarda kaldı. Yaklaşık 80 köye biz gıda yardımı götürmüş durumdayız.13 Erciş ve 3 burası olmak üzere 16 mahallemiz var. Onlarca tır ve kamyon böyle mahallelere malzeme götürüp dağıtmış durumda ve 8 noktada da bizim yardım ve destek çadırlarımız var. Oralardaki komisyonlarımız o yardım desteklerini dağıtıyor. Yine üniversite öğrencilerimiz kendileri gönüllü olarak, bu dağıtımda görev aldılar, kendilerine de çok teşekkür ediyoruz. Durum böyledir. Biz şimdi 8.-9. günlerdeyiz. Ne olacak peki? Çarşın yok, bu insanlar nereden neyi alabilecek? Bunu sen vereceksin. Dükkanlar açıktır ama halen hiçbir dükkandan hiçbir şey alınmamıştır. Bu çok yanlış, çok geri, çarpık bir mantıktan geliyor. İşte bunlar böyledir. Kürtler deprem de vursa böyledir, hırsızdır, çapulcudur, soyguncudur düşüncesini yayıyorlar. Bunun iki sebebi var, Birincisi bizi alçak göstermek, düşkün göstermek. İkincisi, bizim tırlarımıza güvenlik gerekçesini yaratarak el koymak. Yani işte 'Biz talan edilmesin diye bunu yapıyoruz. Konvoya sokuyoruz' deniliyor. Konvoy yapıyorsan da getir bize teslim et... ama bu yapılmıyor. Konvoyla alınıp kendi depolarına götürüyorlar. Ve gelen arkadaşları da çok bilemediğimiz için çıkaramıyoruz o konvoydan. Yani gerekçe bu. İki üç tane böyle kendi dışarıdan getirdikleri burada ben örneğin Çelebibağ'da herkesin ismini bilmem, ama Çelebibağlı'yı bilirim. Kim Çelebibağ'lı kim değil bunu bilirim. Burada hemen hemen her eve girmişim. Hangisi buralıdır simaen bilirim. Bir adam geliyor buralı değil örneğin, taksisiyle takip edip, gelip oradan 3-5 torba alabiliyor yani. Bu nasıl bir şey bunu gerekçe yaparak, -ki bu organize bir şeydir, biz bunu biliyoruz ve farkındayız da- bunu gerekçe yaparak hem bizi düşkün göstermek, Kürt halkını düşkün göstermek, ikincisi bizim yardım tırlarımıza, konvoylarımıza el koymak. Güvenlik gerekçesiyle. Yani biz ne kadar dağıtmışsak siz emin olun ki bir o kadarına da onlar el koymuştur. Her gün 10-15 trımıza el konuluyor. Adamlar bizi arıyor, malzeme gönderiyoruz diye, ama bunlar bize ulaşmıyor. Yetkilileri arıyoruz, telefonlara çıkmıyorlar, kendilerine söylüyoruz, çözemiyoruz. Yani olay budur. Yarın öbürgün bizim buraraya gelen yardımları paketleyip -onu da eğer yaparlarsa, dağıtmayabilirler de yani- dağıtırlarsa bizim desteğimizle kendi siyasetlerini yapacaklar. Bize gelen yardımlarla kendilerine siyaset yapmış olacaklar. Yani durum burada böylesine çok çirkin bir tarzda işliyor. Eğer isterseniz hemen götüreyim sizi, burada Erciş'e girişte sağ kol üzerinde halen hiçbir kutarma çalışması yapılmamış olan bina var örneğin. Böyle onlarca bina gösterebilirim size, hiçbir kurtarma çalışmasının yapılamadığı onlarca bina var. Zaten artık binalara yaklaşıldığı zaman cenazelerin kokusu geliyor, kent kokmaya başlıyor. Biraz havanın soğuk olmasından dolayı biraz daha bu koku azdır. Nasıl oluyor da bu kadar büyük bir eksikliğin, suçun içindeyken basında çıkıp kamuoyu önünde kendilerini temize çıkarabiliyorlar. Bu konuda hakikaten çok maharetli, yetenekliler. Demek bunlar başka işlerde de böyledirler. Yani hükümet, iktidar olmak demek onların gözünde böyle bir şeydir.
Mücadele Birliği: Görüşleriniz, ve anlattıklarınız bizim de düşüncelerimizi gözlemlerimizi destekliyor. Sizi oldukça uzun süre alıkoyduk. Sohbetiniz ve zaman ayırdığınız için teşekkür ederiz. Bu zor günlerin hep birlikte dayanışma içinde üstesinden gelineceğine inancımızı bir kez daha belirtelim.
Veysel Keser: Biz de buna inanıyoruz. Sizin de gözlemlediğiniz gibi burada durum böyle kısaca. Ben size teşekkür ederim, arkadaşlar.






