Tuesday, May 22nd

Güncelleme:10:08:44 PM GMT

Başlıklar:
Buradasınız: Anasayfa Söyleşi EMEĞİME SAHİP ÇIKMAK İÇİN BURADAYIM

EMEĞİME SAHİP ÇIKMAK İÇİN BURADAYIM

e-Posta Yazdır PDF

PTT Genel Müdürlüğü talimatıyla Avrupa Yakası Posta İşleme Merkezi’nde taşeron şirkete bağlı olarak çalışan178 işçi işten çıkarıldı. 5 Ocak Çarşamba günü bir basın açıklaması yaparak AVPİM önünde direnişe başladılar. 7 Ocak günü direnişlerinin 3. gününe girerken, Sarıyer PTT Dağıtım Merkezi’nde işten atılan arkadaşlarının yapacakları basın açıklamasının da hazırlığı ve heyecanı içindeler. Bir iki arkadaşlarını bırakıp saat 15.00’de Sarıyer PTT Merkezi önünde yapılacak basın açıklamasına gidiyorlar. Kalanlar desteğe gelenlerle sohbet ediyorlar. İşyeri önünde kaldırımda metal bir çöp kutusunun içinde yaktıkları ateşle ısınmaya çalışırken, bazı arkadaşları çay getirip kısa sohbetlerde bulunup gidiyorlar. Yoldan geçenler, postaneye girip çıkanlar yaklaşıp “Arkadaşlar siz direnişte misiniz?”, “Sizler işten atılan işçiler misiniz?”, “Kaç gündür buradasınız?”, “Ne zaman işten atıldınız?” gibi sorular sorup başarılar dileyerek gidiyorlar. Çevredeki işyerlerinden, sosyalist basından, devrimci kurumlardan, sendikalardan gelenler oluyor. AVPİM önünde 3. gününde olan Celal ile çalışma şartları ve direniş üzerine konuşmaya başlıyoruz.

Mücadele Birliği: Direnişinizin 3. günündesiniz, bugün Sarıyer’deki arkadaşlarınız da direnişe başlayacaklar. Sizinle çalışma şartlarınız, direnişe başlamanız ve şimdiki düşünceleriniz üzerine konuşalım istiyoruz. Biraz da PTT işçisinin yaşamını bilmek istiyoruz.

Celal: Ben burada 5 yıldır çalışıyorum, daha önce farklı sektörlerdeki işlerde çalıştım. Ama burada çalışmaya başladığımdan beri hep severek çalıştım, işyerime severek, isteyerek geldim. Tamam, bitkin düştüğümüz günler çoktu, sosyal anlamda güzel bir meslek, insanlarla iletişimde olmak, onlara bekledikleri bir mektubu, paketi, evrakı ulaştırmak zevkli bir şey. İnsanlarla diyalog kurabildiğimiz bir meslek. Meslekti yani… Pazartesi gününe kadar…

Mücadele Birliği: Pazartesi günü işten çıkarılanların sayısı 178’di. Bir değişiklik var mı?

Celal: Evet, basın açıklamasını yaptığımızda 178 kişi olmuştuk, şimdi başka yerlerdeki arkadaşlar da çıkarılmaya devam ediyor; bildiğimiz kadarıyla örneğin Sarıyer PTT’de 9 arkadaşımız işten çıkarıldı ve bugün direnişe başlayacaklar, buradaki birkaç arkadaşımız da oraya destek vermek için gittiler, o yüzden az kişi kaldık.

Mücadele Birliği: İşten çıkarılan 178 kişi dediniz, bunların dağılımı hakkında bilginiz var mı? Hangi PTT işletmelerinden kaç kişi işsiz şu anda? Burada direnişte olan kaç arkadaş var? İşe iade konusunda, eylem süreci konusunda nasıl bir karar aldınız?

Celal: Evet toplamda 178 kişiyiz, Alibeyköy, Turaç, Beyoğlu, Sarıyer, değişik yerlerden, Avrupa Yakası olarak değişik şubelerden arkadaşlarımız işsiz şu anda. Burada Topkapı’da 21 kişiyiz. Sarıyer’de 9 arkadaşımız var işten çıkarılan. Bizler işe iade davası açtık ve işlerimize dönünceye kadar, direnişimizi sürdürmek kararındayız. Asıl amacımız ise kadrolu eleman olmak. Yani taşeron firmada çalışmak istemiyoruz. Çünkü taşeron işçilik demek kölelik demek. Hiçbir güvencemiz, geleceğimiz yok, ne kadar çalışabileceğimiz, çalışacaksak nerede görevlendireceğiz belli değil.

Mücadele Birliği: Çalışma şartlarınızı anlatır mısınız?

Celal: Biz saat 07.00’de burada işbaşı yapıyorduk. Sabah servisimiz yok, kendimiz gelmek zorundayız. Asgari ücretle çalışıyoruz, yol ve yemek paramızı kendimiz karşılamak zorundayız. Akşam da servisimiz yok, şu var ki, kadrolu arkadaşlarımızın servisi var, zaman zaman onlarla gittiğimiz oluyordu. Yani onlar bizleri tanıdıkları için aynı işyerinin personeli olduğumuz için bizleri de servise alıyorlardı. Onlar sayesinde akşamları yol parası vermiyorduk yani… Sabah burada 07.00’de işe başlayıp saat 10.00’a kadar postaları ayırıyoruz ve dağıtıma çıkıyoruz. Bize verilen mahallede bütün postaları dağıtıncaya kadar da devam etmek zorundayız. Öğle tatilimiz ya da yemek saatimiz diye bir kavram yok yani... Posta dağıtımını saat 15.00’e kadar bitirip buraya dönmemiz gerekiyor. Dağıtıma gideceğimiz yere ulaşım parası da bizim cebimizden çıkıyor. Bunun için de bir ödenek yok. Buraya dönünce de yine postaları ayrıma işlemlerimizi yapıyoruz. Bazen işimiz erken bitse de gidemiyorduk, belki servisle gidebiliriz diye kadrolu arkadaşların çıkmasını bekliyorduk. Şimdi içeride dağıtıma giden arkadaşlarımızın işi daha zor çünkü bizim gitmediğimiz yerlere de onlar gitmek zorunda kalacak, Ben iki mahalleye gidiyorsam, o iki mahalle bir başka arkadaşın görevine eklenecek ve bu arkadaş iki mahalleye gidiyorsa dört mahalleye gitmek zorunda kalacak.

Mücadele Birliği: Dağıtım elemanlarına çok geniş bir alan, çok fazla sayıda posta ulaştırma görevi düştüğünü yetiştiremediğinizi belirtiyordunuz. Şimdi nasıl yetişecek peki?

Celal: Yetişmeyecek…. Bir posta dağıtım elemanı bölgesine girdiği zaman en az 50-60 yere uğramak zorunda, hele gecekondu bölgelerinde mesafeler çok uzak daha da zor oluyor, şimdi bu elemana bir o kadar daha posta verilirse nasıl yetiştirsin? Yetişmeyecek, hepsine gidemeyecek. Gidemiyorlar da zaten. Şu anda sadece APS, mahkeme evrakları, iadeli taahhütlü mektuplar vs. gidiyor? Bu tür resmi evrakları öncelikle yerlerine ulaştırmaya çalışıyorlar, sonra diğerleri… Arkadaşlarımızın işi çok daha zor olacak şimdi.

Mücadele Birliği: PTT işletmesinde birkaç taşeron firma var galiba bu konuda bilgi verebilir misiniz?

Celal: Bildiğim kadarıyla 4 ayrı taşeron firma var. Asgün, Aytür, Şahin Kurye, Fındıkkale. Bu dört firma üzerinden taşeron işçilerle dağıtım yapılıyor. İhale yapılıyor, taşeron firmalar işi alıyorlar, sonra işçi alımı yaparak dağıtımı sağlıyorlar. Ama bu ihaleler de karışık, üç ayda, altı ayda bir ihale oluyor bildiğim kadarıyla. Firmalar da bu duruma göre işçi alıyor, çıkarıyor. Bir işçi işe başlıyor 10 ay 11 ay çalışıyor, devam edecekse 12 ay sigortası yapılmıyor. Çıkış gösterilip yeniden iş başı yaptırılıyor. Kıdem tazminatı, ihbar tazminatı vs. olmasın diye. İşçinin hiçbir güvencesi, kazanabileceği hiçbir hakkı olmuyor. Patronun iki dudağı arasında işimiz.

Mücadele Birliği: Bir taşeron işçi olarak yaşamınızdan konuşsak biraz. Aileniz, çevreniz işsiz kalmanızı, direnişte olmanızı nasıl karşılıyorlar? Siz bu sürece ilişkin neler düşünüyorsunuz?

Celal: Ben 40 yaşındayım. Asgari ücretle çalışıyordum. Pazartesi gününden beri işsizim. Eşim asgari ücretle çalışan bir tekstil işçisi. Kiradayım. Başka arkadaşlara göre bir avantajımız çocuk yok. Buna rağmen çok zorlanacağız şimdi. Çünkü ben çalışırken bile güçlükle geçiniyorduk. Şimdi evin kirası da, ödenmesi gereken faturalar da, yani tüm yük eşimin üzerinde… Niçin işsiz kaldığımızı, neden direnişte olduğumu eşim biliyor, destek de oluyor. Hakkınızı almadan eyleminizden vazgeçmeyin diye. Ama bu yükü ne kadar kaldırabilecek, ben çalışmadıkça kaç ay geçinebileceğiz bunları bilmiyoruz şimdilik. Zamanla belki biz direnmek istesek çevrenin baskısıyla karşılaşacağız. Şimdi onu da düşünüyorum, kendi adıma söyleyeyim, etrafımızdakiler diyecekler ki, “Bak adam işsiz, güçsüz, kadın çalışıp yetiştireceğim diye uğraşıyor” ya da “Bırak arkadaş direnişi falan, gir bir yere de çalış, bunun sonu yok” diyecekler, özellikle de bu süreç uzarsa, çünkü bilmiyoruz ki, bizim işe iade davamız ne zaman sonuçlanacak, ya da davayı kazanacak mıyız? Süre uzarsa bunlarla karşılaşacağımızı biliyorum ama, hemen tüm arkadaşlarımız bunu yaşayacaklar. Çocukları olan var, hastası, yaşlısı olan var, borç altına girmiş olanlar var. Biraz davamızın sonuçlanmasına, biraz bize destek verilmesine bağlı.

Mücadele Birliği: Peki destek verenler var mı? Sendika örneğin, kadrolu çalışanlardan sendikalı olanlar vardır, onların desteğini alıyor musunuz? Sizinle ilgilenen sahiplenen sendika var mı? Kadrolu arkadaşlarınızın yaklaşımı nasıl?

Celal: Burada birkaç sendika var, üç-dört sendikada örgütlü arkadaşlar. Geçen günkü basın açıklamasına geldiler, gerçi arkadaşların desteğiyle oldu biraz, yani kadrolu arkadaşlarımız bizi destekliyorlar. Karşı karşıya gelme durumu olmadı hiç, hep destek oldular, zaten yanımıza gelip gidiyorlar, basın açıklamasına da katıldılar, ihtiyaçlarımızı soruyorlar, direnişiniz haklıdır arkadaşlar, aynı yerde çalışıyorsak, aynı işi yapıyorsak siz de emeğinizin karşılığını, hakkınız olanı almalısınız diyorlar. Sendikalardan, çevre işyerlerinden, gelenler var. Sağolsunlar, duyarlı olanlar bizi yalnız bırakmadılar. Gerçi şimdi ben de acemisiyim bu işlerin de… Bundan sonra nasıl gider, destekleyenler daha mı çoğalır hiç bilmiyorum. Ama ziyarete gelenler var mutlu oluyoruz. Bir ablamız termos getirmiş bugün, bir yerlerde çay yapar içersiniz, yanınızda bulunsun diye.. İhtiyaçlarımız için kadrolu arkadaşlar aralarında biraz para toplamışlar, getirip verdiler, ne lazımsa söyleyin getirelim diyorlar, güzel bunlar, insan yalnız olmadığını görünce moralli oluyor.

Mücadele Birliği: Kaç kişisiniz burada şimdi, sayı artar mı, azalacak mı? 3 gün nasıl geçti?

Celal: Biz buradan çıkarılan 21 kişiyiz zaten, yani hepimiz burada olsak da çok fazla bir sayı değil 178 kişiye göre. Şimdilik sayımız çok az tabii. Gelmek, bizim yanımızda olmak isteyen arkadaşlar var işten çıkarılanların içinde, fakat kaygıları da var, çünkü onları sıkıştırıyorlar, tembihliyorlar. Onların yanına gitmeyin, bakın bir süre sonra işçi alacağız, sizi geri çağıracağız, onlarla olursanız işe çağırmayız gibi söylemler arkadaşları tedirgin ediyor. Gelmeden de yapamıyorlar, yani bizi az sayıda bıraktıkları için mahcupluk da duyuyorlar, bir uğrayıp selamlaşıp giden var, uğrayıp sohbet eden biraz yanımızda durup giden de var.. Ama ben şimdiki durumda kendimizi kazançlı sayıyorum bir anlamda, neden derseniz, bugün dağıtım amirimiz vardı Hüseyin, onu görevden almışlar.

Mücadele Birliği: Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Görevden alınış sebebi nedir?

Celal: Şimdi bir kişi daha işsiz, yani işsiz kalmak nasıl bir şey anlamıştır. Görevden alınışı da şöyle, pasif kaldı diye, yani bizlerin direniş yapmasına engel olamadığı için. Onun da yapabileceği bir şey yoktu ki aslına bakarsan, çünkü onlara bir liste gelmiş, o listeye göre bizim işimize son verdiler. Eh, şimdi sen beni kapının önüne koymuşsun, ben ya bırakıp gideceğim, ya da hakkımı aramak için bir şeyler yapacağım, dava mı açarım, eylem mi yaparım, senden çıkmış artık! Direnişe geçeceğimizi tahmin etmemişlerdi sanırım, hadi bilseler bile amir ne yapacak ki, ben kapının dışındayım artık, bana müdahale edemez ki.. Başka bir nedeni yoktuysa bize karşı pasif kaldığından alınmış görevden… Karışık burası zaten, ihaleler, girişler, çıkışlar… bir şeyler olup duruyor işte… Neyse yani bu da bizim için bir şeydir…

Mücadele Birliği: Bir kazanım olarak değerlendiriyorsunuz, ya da yaptırım diyelim.

Celal: Tam da böyledir diye bir şey diyemiyorum aslında, dediğim gibi, zaten beni kapının önüne koymuşlar, çalışırken elinde bir güç, bir emir yetkisi var şirketin, şunu yap bunu yap der, işinin gereği talimatlara uyarsın, işten atılmış işçiye amir ne yapacak ki, ama kendi içlerinde bir karmaşa, bir gerilim yarattık en azından bu da bir şeydir diye düşünüyorum kendimce…

Mücadele Birliği: Başka sorular da sormak istiyorum ama, şimdi siz direniş acemiliği çekiyorum, diyorsunuz, cevaplayabildiğiniz kadarıyla konuşalım. Son dönemde Torba Yasa tasarısı var biliyorsunuz, buna ilişkin bir şeyler söylemek ister misiniz? Siz ya da kadrolu arkadaşlarınız bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Celal: Dediğim gibi, ben ilk defa bir eyleme katılıyorum, sendika falan da bilmem, işçiyiz işte… Ama iyiye gitmediğimiz malum, şimdi bu torba yasa var. Ben çok ayrıntısını bilmem tabii ama, yaşayacaklarımızı biliyorum. Tamam biz zaten taşeronuz, köleyiz diyelim daha doğrusu, ama kadrolu arkadaşlara geliyor sıra.. Onlar da endişeli şimdi… Ne kadar süreyle böyle kadrolu çalışabilecekleri belli değil. Benim görebildiğim şu, taşeron sistemi, gerçek anlamda bir kölelik sistemi, köle istiyorlar yani… Bu torba yasa da işlemeye başlayınca kadrolu arkadaşlarımızın da durumu bizle aynı olacak. Onun için şimdi bizimle birlikte olmaları gerek, daha doğrusu birlikte bir şeyler yapmalıyız diye düşünüyorum. Biz şimdi birkaç kişi davayı kazandık işimize döndük diyelim, eee… altı ay, bir sene iki sene sonra ne olacak, kadrolu arkadaşlar da bizim durumumuza gelince? Yani bunun önünü alacak bir şeyler olmalı diye düşünüyorum… Bu nasıl yapılır, ne yapmak lazım dersen, pek bir şey söyleyemiyorum açıkçası…

Mücadele Birliği: Yalnızca İstanbul’la sınırlı değil işten çıkarmalar, Çerkezköy, Ankara var örneğin, bunları da dahil edersek direnişlerin durumu nasıl bir gelişme gösterir? Tam bir kazanım sağlanabilir mi sizce?

Celal: Bütün çabamız öyle olması için. Ben kendi açımdan söyleyeyim, ben 5 sene çalışmışım, çok da yoruluyordum, ama seviyordum işimi. Şimdi ben işsizim, 40 yaşında bir insan nereye gider, hangi işte çalışır. Benim başka bir mesleğim yok ki, herhangi bir iş arayacağım ekmek parası için, nereye girsem çocuk gibi acemilik çekeceğim, zorlanacağım... Ben bu emeğime sahip çıkmak için buradayım, benim gibi emek verenlerin emekleri yok sayılmasın diye buradayım. Gücüm ne kadar yeterse burada olacağım, hepimiz için böyle. Hani desteklenirsek, güçlenirsek daha çabuk sonuçlanır diye umut ediyoruz. Çünkü hepimizin de geçim derdi çok büyük, sonra dediğim gibi çevreden baskılarla karşılaşacağız, işten çıkarılıp da burada olmayan arkadaşlarımız da bu kaygılarla burada değiller zaten,

Mücadele Birliği: Kadrolu arkadaşlarınızla da konuşmuşsunuz, onlar sendikalarla görüşüp daha güçlü olmanız konusunda bir girişimde bulunsalar daha iyi olmaz mı? Ya da kendi aranızda bir komite oluşturmayı düşünmüyor musunuz?

Celal: Kadrolu arkadaşlar bizi gönülden destekliyorlar, ama sendika dersen, zaten sendikayla ilgim yok benim, ama burada birkaç sendika var, hangi sendikaya kim ne yaptıracak ki…

Mücadele Birliği: Sendikaların işçilerin yanında olması için, onlara destek olması için işçinin o sendikada örgütlü olması şart değil ki… Bir takım ihtiyaçlarınızın sağlanması için, örneğin bir servis sağlamak gibi, hukuki süreçle ilgili takipleriniz için, bundan sonraki gelişmeler açısından… yapabileceği bir çok şey var sendikaların, en azından sizin direnişinizi kamuoyuna daha geniş duyurabilir…

Celal: Evet, aslında gönül onu ister ama, sendikaları da gördük… Hele bu Tekel işçileri sürecinde, sendikayı bilmeyen de öğrendi aslında… Biz buradaki işçiler kendi kendimize direnişe geçtik, hakkımızı alıncaya kadar da burada olacağız, işe iade davasını kazanmak için uğraşacağız, işimize geri dönmek için uğraşacağız, kadrolu olmak için, ve bu özelleştirmenin zemininin hazırlanmasını durdurmak için, kadrolu arkadaşlarımızın da bizim gibi taşeron işçi olmaması için… Bunlar için mücadele edeceğiz, sendikalar, kurumlar da bize destek olurlarsa tabii bizim için çok iyi olacak, ne sendikamız var, ne sendika biliyoruz, biz kendi kendimize işimize geri dönmek için gücümüzün yettiğince mücadele edeceğiz. Artık başladık, bundan sonra sesimizi duyurmaya çalışacağız… Basından dostlar gelecek haber yapacak, dostlarımız gelecek destek ziyaretinde bulunacak, yanlarında başka duyarlı insanları getirecekler, böyle güçlenip kazanacağız… Biz bunu diyoruz yani…

Mücadele Birliği: Teşekkür ederiz, yorduk, zorladık sizi biraz ama….

Celal: Olsun böyle yorulalım, insanlarla sohbet etmek güzel, siz de bize desteksiniz işte, böyle konuşarak, insanlarla tartışarak geçecek direnişimiz, destekleyenlerimiz çoğaldıkça biz de güçleneceğiz…

Mücadele Birliği: Eklemek istediğiniz bir şey var mı?

Celal: Gelen arkadaşlara teşekkür ederiz, buraya gelip bir selam vermeleri bile bize güç verir, moral verir. Cumartesi günü saat 14.00’de Galatasaray Lisesi önünden bir yürüyüşümüz var, bunu duyurursanız, yanımızda olursanız seviniriz…

Mücadele Birliği: Elbette! Direnişinizin zaferle sonuçlanmasını dileğiyle, Cumartesi yürüyüşte görüşmek üzere diye ayrılalım o zaman, teşekkürler görüşme için…

Celal: Siz de sağolun, sizlere de kolay gelsin.