Tuesday, May 22nd

Güncelleme:10:08:44 PM GMT

Başlıklar:
Buradasınız: Anasayfa Ekin-Sanat Sinema SİNEMA NEDİR?-Mehmet BAJARİ

SİNEMA NEDİR?-Mehmet BAJARİ

e-Posta Yazdır PDF

 

Yedinci sanat diye adlandýrdýklarý  sinemanýn ne olduðunu, gene sinemacýlarýn ( yönetmenler, kuramcýlar ) bu kavrama yükledikleri anlamlarýn ve kiþisel görüþlerin üzerinden incelemeye, yapýlan tanýmlamalara açýklýk getirmeye çalýþalým.

 

Ýtalyan yönetmen, Federico Fellini, ‘sinema, hayatý anlatmanýn kutsal bir biçimidir’ der. Kuþkusuz sinema da diðer sanat dallarý gibi hayatýn içindeki yaþantýlarý konu edinir. Ýnsanýn içinde bulunduðu hayatý anlatýr. Çünkü malzemesi insandýr. Ýnsanýn doðayla olan çeliþkilerini, türdeþleri ile olan iliþkisini, gene onun kendi fiziksel varlýðýný kullanarak, eylemleriyle gösterir.

Fellini, sinemanýn, belki de bu olanaðýný/gücünü teknik geliþmeden almasý ile onu diðer sanat dallarýndan daha üstün anlamýný veren ‘kutsal’  kavramýyla açýklar. Kutsallýk, ayný zamanda anlatýlan nesneyi gerçekte olduðundan farklý bir þekilde göstermek deðil, onu olduðu gibi göstermektir. Sinema, görsel bir sanattýr. Bu nedenle anlatýlan hikâye, yaþanýlan hikâyedir. Olan biten her þey önümüze serilmiþtir. Bu hayat kurgulanmýþ bir hayat olabilir. Ýsveçli yönetmen Ingmar Bergman’ýn deyiþiyle, ‘gerçeðin seyrek dokunmuþ kumaþýnda hayal gücünün yünleri, yeni desenler dokumaya baþlar.’ Yani filmdeki hayat, hayal edilen, istenilen bir hayat olabilir.

Kiþiler eylemleri ile var olurlar. Biz filmdeki karakterleri,  bir anlatýcýya gerek duymadan o karakterin davranýþlarýndan nasýl biri olduðunu anlarýz. Hýrsýzlýk yapan bir karakteri gördüðümüzde onun hýrsýz olduðunu anlarýz. Burada sözlere gerek yoktur. Fellini’nin ‘hayat’  kavramýnýn içinde insan ve insana dair þeyler vardýr. Bundan dolayý  o ‘insan’ yerine daha kapsayýcý olan ‘hayat’  kavramýný kullanýr.

Bir baþka yönetmen ve ayný  zamanda sinema kuramcýsý olan Sergey Eisenstein ise, ‘sinemanýn, bir bildiri sunma aracý olduðunu’ söyler. Bu taným, sinemayý, salt sanatýnýn özü olan ‘amaçlanan þey’ olmaktan çýkarýp, amaçlanan þeyin aracý olduðu anlamýný da kapsar. Eisenstein, tam olarak bunu söylemez ama sinemanýn kötülüðe araç olarak kullanýlmasýnýn olanaklý olduðu gerçeðini de inkâr etmez.

Onun, ‘bildiri’ kavramý  ile kastettiði þey, bir fikir, bir düþünce, bir sorun, bir olay, bir yaþantý veya bir insanýn ifade edilmesidir, deþifre edilmesidir, paylaþýlmasýdýr. Böyle bakýnca, evet, sinema bir bildiri aracýdýr. Çünkü bir dilin iþlevini yerine getirmektedir. Bir anlatým biçimidir. ‘Görüntülerle hikâye anlatmak’  için en uygun araç sinemadýr, denilebilir. Sinemanýn gene hayatý  anlatmanýn bir biçimi olan edebiyattan farký, Fransýz yönetmen Jean – Luc Godard’ýn, ‘gökyüzü sinemadadýr’ sözü açýklayýcýdýr. Gökyüzü, kavramlarla deðil, kendi varlýðýyla vardýr. Biz onu yerinde görürüz.

Sinemanýn en belirgin özelliði, estetik ilkeler çerçevesinde konusunu iþlemesidir. Bu ilke güzellik ilkesidir. Yoksa basit bir kamerayla rastgele çekilen görüntülerde sinema yapýtý olurdu. Hakan Savaþ, sinema ve varoluþçuluk adlý kitabýnda buna bir ölçüt koyar; ‘sanata deðerini veren ‘güzel’in’ ancak insan ve insana ait deðerlerden yana bir güzelliði ifade ediyorsa deðerli olacaðý söylenebilir.’

Sinema, gerçek bir eylemi konu edinirken, bu eylemin gerçeklikte yarattýðý etkileri yaratmaz. Kendine has hilelerle, eylemin aynýsýný gösterir ama o yapýlan eylemin gerçeklikte neden olduðu sonuçlarý doðuramaz. James Roy Macbean da ’ bir filmde atýlan bir mermi sanat olabilirken, gerçeklikte atýlan bir mermi bir insanýn hayatýný sonlandýrabilir’ sözü ile sinemanýn gerçeklikten farkýný dile getirir.

Bu özellik onun yanýlsamayý  yaratmasýdýr. Ama seyircide yaratýlmak istenilen duygu, yaratýlýr. Sinemanýn mucitleri olan Lumiere kardeþler, bir trenin kameraya doðru yaklaþtýðýný gösteren görüntüyü bir sinema salonunda seyircilere gösterdiklerinde, salondaki herkes trenin üzerlerine geldiðini sanarak salondan dýþarý kaçýþmýþ. Bu deney, sinemanýn istenilen etkiyi yaratmada ki baþarýsýný gösterir.

Bir sinemacýnýn görevi ne olabilir? Bu soruya yanýt, ‘Pariste Son Tango’ adlý  filmi kendi ülkesi Ýtalya’da 16 sene yasaklanmýþ olan Bernardo Bertolucci’nin; ‘Toplum çok gariptir. Onu hem yaþatmak hem de ipliðini pazara çýkarmak zorundasýnýz.’   sözü yeterlidir.