Tuesday, May 22nd

Güncelleme:10:08:44 PM GMT

Başlıklar:
Buradasınız: Anasayfa Makaleler Sinan Kaleli RÜZGAR FIRTINAYA KESERKEN

RÜZGAR FIRTINAYA KESERKEN

 

Emperyalistlerin değişmeyen yöntemleridir. Bir ülkede mevcut yönetimi/iktidarı destekledikleri kadar onun muhaliflerini de desteklerler. Adı üstünde, muhalefet... Sisteme değil, mevcut yönetime çeşitli yönlerden karşı olanlar.

Böylelikle yönetim göçüp gitse de ülke ellerinde kalmış olur emperyalistlerin. Bir sistem değişikliğindense basit bir yönetim değişikliği, dönem dönem biraz “derince bir değişiklik” olsa da, tercih edilir bir durumdur.

Örneğin geçmişte Endonezya'da böyle oldu. Bir devrimci kalkışmalar dalgasının üzerinden Suharto giderken, “muhalefet” geçti başa. Lakin sistem kurtuldu. Filipinler'de de böyle olmuştu daha öncesinde. Tunus bu “yazgı”yı parçaladı. Mevcut yönetim bir “muhalefet” ile ikame edemeden göçüp gitti. Devrim, halk devrimi, sokaklarda hareket halindeydi. Emperyalist-kapitalist dünyanın, onlar üzerinden ipleri ellerine alabileceği bir “muhalefet” de yoktu toplumda kökleri olan. Bin Ali döneminin kabinesine sarılarak “geçici hükümet” ilan ettirmeleri bu çaresizliğin ifadesiydi.

Tunus halk devrimi her defasında sokaklardaki gücüyle bozdu bu girişimleri. Burjuva dünya ayaklarını dayamış, “ayak direyerek” devrimi durdurmaya çalışıyor. Devrim onu hep ileri sürüklüyor. Her adımda bir “eski bakanı” feda ederek durumu kurtarmaya çalışıyor sermaye dünyası. Güç toplamak için zaman kazanmaya uğraşıyor. Devrimin, devrimci kitlelerin enerjilerinin tükenmesini bekliyor. Saldırıya geçmek için doğru ortamın oluşmasını yaratmaya koyuluyor.

Tabii işin diğer ucunda, devrim saflarında da devrimin daha kökleşmesi için adımlar atılıyor. Cephe kuruluyor, bir demokratik devrim programı açıklanıyor. Henüz sokaklarda bir “geçici devrim hükümeti” ilan edilmedi. Belki devrim henüz kendini o güçte hissetmiyor. Belki devrimin öne fırlattığı güçler örgütlülük ve bilinç olarak bu düzeyde değil. Belki büyük bir tarihsel hata içindeler... Sonuçta bu, bir eksiklik olarak ortada duruyor.

Ama ne olursa olsun, Tunus devrimi hem bölgede hem dünya genelinde bir “kırılma noktası” oluşturacak güçte bir girişim. Özellikle bölge için emperyalist oyunlar ile yine bunun sonucu doğan “islamcı köktencilik” sarmalını kırıp parçalayan bir devrim olarak doğdu. Emperyalistlerin “renkli devrimleri” bir çırpıda yitip gitti. Bir halk devrimi olarak Tunus devrimi, tüm coğrafyayı bir anda ateşledi. Mısır, Cezayir, Yemen... hızla yayılması bu yüzden. Mısır'da yer yerinden oynarken Müslüman Kardeşler'in sesinin bugüne kadar çıkmaması, bugüne kadar eylemlere açıktan destek vermemesi bu yüzden. (Bu örgüt, hareket kendi dışında gelişse de, doğacak boşlukta iktidarın en büyük talibi olacak örgütlülük ve güce sahip. Bu da değerlendirmesi gereken ayrı bir nokta komünistler açısından.)

Emperyalist-kapitalist dünya Tunus'ta gafil avlandı! Korkuya kapıldı. En önemli “müttefik”lerinden Mübarek'in de sallantıya düşmesi korkularını büyüttü. Gerçi İsrailli bir bakanın ağzından Mübarek yönetiminin gücüne iman tazelemiş olsa da, sokakların gücünün nelere kadir olduğunu pekala biliyor emperyalistler. Bu kaygının sonucu, Beyaz Saray'dan peş peşe açıklamalar geldi. “Barışçıl gösterilere karşı şiddet uygulanmaması”, “Washington yönetiminin ifade özgürlüğünden yana olduğu”... Tam da Suharto'yu götüren dalganın başladığı dönemde yaptıkları gibi! Ne var ki orada, yani Endonezya'da, “muhalefet” kendi avuçlarındaydı. Ya burada, Mısır'da? İşte tam da bu nokta, sorunlu.

En ılımlı haliyle, pek çok noktada uzlaşabildikleri, hatta sık sık birlikte çalıştıkları Müslüman Kardeşler bile mevcut şartlarda emperyalistlerin çıkarlarıyla örtüşmüyor. Hiç kuşku yok, nihayetinde bir halk devriminin varabileceği “uç noktalar” düşünüldüğünde hiç tereddütsüz kabul edilebilir ve istenir bir hareket olacaktır islamcılar. Ama işler henüz daha o noktadan bunca uzaktayken, neden kabul etsinler bu seçeneği! Eğer uygun bir “muhalefet” yoksa, yaratılmalı!

Birleşmiş Milletler eski uluslararası atom enerjisi denetçisi Muhammed El Baradey'in, ABD yönetiminin bu has adamının bir Mısırlı, üstelik de bir muhalif olduğu bir anda anımsanıverdi! Baradey'i Irak işgali öncesinde Bağdat'ın “gizli kitle imha silahlarını ve nükleer programını” denetlerken anımsıyoruz. Hadi hakkını yemeyelim. O tarihlerde Bush yönetiminin ihtiyacı olan raporları sunmamıştı. Çünkü onun bile böyle bir rapor yaratmaya gücü yetmemişti. Rapor edilebilecek hiç ama hiçbir şey yoktu ki! Ne yapsındı zavallı Baradey!

İşte bu Baradey, dün akşam Viyana'dan havalandı. Bir kuş misali konuverdi Kahire havaalanına. Tesadüfe bakın. Aynı saatlerde ajanslara düşen fısıltı haberlerinde Mübarek'in oğlu ve ailesinin İngiltere'ye uçtuğu rivayet ediliyordu. Doğru ya da yanlış. Ama tüm bunların aynı anda olup bitmesi ilginç bir tesadüf doğrusu!

Baradey'in Kahire'ye gidişi emperyalistlerin hızla Mübarek sonrasına hazırlandıklarını gösteriyor gibi.

Havaalanında soruları yanıtlayan Baradey “Mısır'ın hayatında kritik bir dönem bu ve ben Mısır halkının yanında olmak için geldim. Eğer halk, özellikle genç insanlar bu dönüşüm sürecine benim önderlik etmeme izin verirlerse, onları başarısız kılmam. Şu an benim önceliğim, yeni bir Mısır ve yeni bir rejim için barışçıl geçişi sağlamak. Hükümete, halka karşı şiddet uygulamaması çağrısı yapıyorum. Artık geri dönüş yok. Umuyorum yönetim şiddeti, işkenceyi, insanları tutuklamayı durdurur” diyor.

“Artık geri dönüş yok!” Bu söze dikkat! Bu aynı zamanda emperyalist efendilerin sözü. Bugün durumun geleceği ortaya çıkacaktır. Değişim dinamiklerinin gücünü görüyorlar. Bunun durdurulamaz bir sel haline geldiğini görüyorlar. Engelleyemedikleri bu selin yatağını belirlemeye çalışıyorlar hiç değilse. “Muhalefet” yaratma girişimleri tam da budur.

Tunus, bir gerçekliğin, bir dönüm noktasının ifadesi. Hızla yankı bulması, tetikleyici olması onun bir halk devrimi olmasından geliyor. Emperyalistler için bunca korkutucu olması da. Ama yaşam halklardan yana akışını sürdürüyor.

28 Ocak 2001