Tuesday, May 22nd

Güncelleme:10:08:44 PM GMT

Başlıklar:
Buradasınız: Anasayfa Makaleler Sinan Kaleli Durduramayacaksınız!

Durduramayacaksınız!

ABD ve NATO'nun 19 Mart akşam saatlerinde başlayan Libya bombardımanı devam ediyor. İki günde ölen sivillerin sayısı 65 olarak geçti kayıtlara. İsyancı birlikler de emperyalist hava filolarının koruması altında tekrar batı Libya'ya doğru ilerlemeye başladılar.

19 Mart'ta Fransız uçakları Bingazi önlerinde Kaddafi'nin tanklarını vurduğunda, isyancıların kalesi olan Bingazi üzerindeki Kaddafi baskısını da durdurmuş oluyordu. Zaten böylesine alel acele hareket etmelerinin temelinde yatan şey de, Libya'daki “köprübaşları” olan isyancıların artık tümden kaybetme noktasına gelmiş olmalarıydı. İsyanın başlarında kolayca doğu kentlerini ele geçiren isyancılar, son bir haftada hükümet birliklerinin saldırısı karşısında tutunamamış, hızla kaçmaya/çözülmeye başlamışlardı. Kentler ve kasabalar hızla el değiştirdi. Neredeyse isyancılar açısından her şey bitmişti ve Bingazi düşmek üzereydi.

 

İşgal İçin Sebep Gerek!

Daha önce isyancılar ilerlerken emperyalistlerden pek ses çıkmadı. İlerleyiş durup da geçici bir denge oluştuğunda, “uçuşa yasak bölge” kararı çıkarmak için bastırmaya başladılar. Bu uğurda yalan haberler yapmaktan geri durmadılar. Bu haberlere göre Kaddafi'nin uçakları sivilleri vuruyordu. Bu haberler üzerine Robert Gates'e (ABD Savunma Bakanı) ellerinde kanıt olup olmadığı sorulmuş, “elimizde kanıt yok, haber bültenlerini görüyoruz” demek zorunda kalmıştı. Rus uyduları da bu “haber bültenlerinin” tamamen yalan olduğunu tüm dünyaya ilan etti.

Mevcut şartlarda “uçuşa yasak bölge” kararını çıkartamayacaklarını anlayan emperyalistler, Arap Birliği üzerinde baskı uygulamaya başladılar. Sonunda Arap Birliği Libya'da “uçuşa yasak bölge ilan edilmesi gerektiği”ni tüm dünyaya ilan etti. Birliğin bu açıklaması BM'de 1973 sayılı kararın alınmasında önemli bir basamak olacaktı.

Tüm bunlar olurken aradan zaman geçmiş, geçen zaman içinde Kaddafi birlikleri isyancıların elindeki kent ve kasabaları tek tek geri almaya başlamışlardı. Durum, emperyalist planlar açısından gerçekten kritik bir aşamaya gelmişti. “Köprübaşı” yitirilmek üzereydi. Eğer isyancılar yenilecek olursa işgal için bir sebep bulmaları çok zor olacaktı.

Arap Birliği'nin deklarasyonundan sonra BM çatısı altında pazarlıklar başladı. ABD büyükelçisi “uçuşa yasak bölge kararı yetmez. Şartlar değişti. Kaddafi'nin tanklarını vuracak karar çıkartmalıyız” diyerek aslında tüm niyet ve planlarını açık ediyordu. Fransa ise meşum koalisyonun en tezcanlısıydı.

Sonunda “uçuşa yasak bölge” tasarısı hazırlandı. İşgal dışında her türlü saldırının önünü açan “sivilleri korumak amaçlı” BM 1973 sayılı kararı 18 Mart'ta Güvenlik Konseyi'nde, Rusya, Çin, Almanya, Brezilya ve Hindistan'ın çekimser oylarına karşı 10 oyla geçti. Rusya ve Çin “veto kartlarını” kullanmamışlardı. Emperyalistlerin ayak bağlarını çözen karar böylece alınmış oldu.

Hemen ertesi gün Fransız mirage'ları 4 Libya tankını vurarak “sivilleri koruma” işine başlamış oldular! Derken yüzü aşkın tomahawk füzeleri, çok sayıda savaş jetinin sayısız sortileri “sivilleri korumak için” ölüm kusmaya başladı. Ve sözkonusu “siviller”, uçaksavarlar ve ağır makinalılar monte edilmiş pikaplarla hükümet kuvvetlerine kaptırdıkları kent ve kasabaları geri almak için harekete geçtiler. İlk olarak Ecdebiye'yi ele geçirdiler tekrar. Misurata'da durumlarını güvenceye aldılar. Monarşi bayrakları bir ellerinde, Fransa bayrakları diğer ellerinde, zafer sarhoşluğu ile havaya ateş açan “siviller” başkent Trablus yolunu tutmuş durumdalar!

 

Her şey Petrolden İbaret Değil

Emperyalistlerin göstermelik hukuklarına bile uymayan bu saldırı, sıkça dile getirilenin aksine temel olarak Libya petrolünün yeniden paylaşımı için yapılmıyor. Kaddafi ile “Batı”nın arası uzun bir süredir çok çok iyi. Karşılıklı olarak saygıda kusur etmiyorlardı. Libya'nın kaliteli petrolü Avrupa'ya taşınıyor, Kaddafi Avrupa başkentlerinden büyük saygı görüyordu. Havanın böyle birden bire Kaddafi aleyhine dönmesi, ne Kaddafi'nin geçmişinden kaynaklanıyor, ne de Libya'nın zengin petrol yataklarından.

Tunus'la başlayan, Mısır'a, ve oradan tüm Arap coğrafyasına, hatta orta Afrika'ya, Burkina Faso'ya yayılan devrimler, bölge gericiliğini temellerinden sarstı. “ABD ve NATO’nun korkulu rüyası olan Arap dünyasında devrim hareketi, mahrum olanların devrimi olacak. Avrupa’da 1789’da Bastil’in ele geçirilmesinden sonra en büyük olduğu söylenen bir dalga. ” (Fidel Castro, “NATO'nun Kaçınılmaz Savaşı”)

Toplumsal öfke bölgede sık sık sokakları ele geçiriyor. Verilmek zorunda kalınan ödünler, atılan geri adımlar durduramıyor halkların yükselen devrimci dalgasını. Ne “günah keçisi” diktatörlerin gidişi, ne “gizli polisin feshi”... Fidel'in deyimiyle “Cin şişeden çıktı ve NATO onu nasıl kontrol edeceğini bilmiyor.” ( “Cynicism's Danse Macabre”)

Tüm bölge kaynıyor. İşbirlikçi rejimler, Arap gericiliğinin kaleleri sarsılıyor. Hemen hepsi düşme tehlikesiyle karşı karşıya. İşte tam bu noktada emperyalist saldırganlık devreye giriyor. Devrim dalgasının kırılması, düzenin yeniden tesisi için harekete geçiliyor. Bir yandan “değişimden yana” açıklamalar yapılırken, bir yandan tüm araçlar seferber ediliyor. Devrimler kuşatma altına alınıyor. Politik kuşatmayı bizzat askeri kuşatma ve saldırı izliyor.

 

Arap Dünyasının Zayıf Halkası

ABD “Arap dünyasına yayılan devrimci dalgayı durdurmak için Libya'ya askeri müdahaleye ihtiyaç duyuyor.” (Fidel Castro, “NATO, War, Lies and Bussiness”)

Neden Libya? Diğer Arap ülkelerinin aksine gerçek bir devrimci hareketin başlamadığı ülke, Libya idi. Orada henüz bir devrimci kitle hareketi başlamamıştı. Kaddafi yönetimine öfke duyan emekçiler vardı kuşkusuz. IMF programlarıyla birlikte geçmişte insani gelişme endeksinde üst sıralardaki yerini hızla kaybeden Libya'da emekçilerin durumu her geçen gün kötüye gitti. Bu açıdan henüz rüşeym halinde bir devrimci kabarış orada da vardı. Ama bunun dışında, CIA ve MI6 denetiminde paramiliter örgütler de vardı. Örneğin Libya Ulusal Kurtuluş Cephesi bunların başında geliyor.

Arap dünyasında devrimler büyük bir hızla ilerlerken, Şubat ayının ortalarında Londra'da toplanan Libya Ulusal Kurtuluş Cephesi “öfke günü” ilan etti. Bingazi'de ve birkaç kentte gösteriler başladı. Daha ikinci gün göstericiler birden ağır silahlarla ortaya çıktı ve garnizonları, sonra kentleri ve kasabaları ele geçirdiler. Ağır silahlar monte edilmiş pikaplar yollarda görülmeye başladı. Diğer Arap ülkelerinin aksine, Libya'da olaylar doğrudan bir silahlı isyan olarak, planlanmış bir hareket olarak başladı. BM'deki Libya büyükelçisi BM'yi Libya'ya müdahale etmeye çağıran konuşmalar yaptı. Eski Adalet Bakanı ve eski İçişleri Bakanı isyan saflarına geçti. İşin garibi, ortada silahlar vardı, askerler vardı, askeri araçlar vardı... ama halk yoktu! Halksız bir halk ayaklanması gerçekleşiyordu Libya'da!

Kabul etmek gerekiyor ki, iyi planlanmış bir hareket vardı Libya'da. Üstelik Kaddafi'yi deviremeyeceği daha başta belli olan bir plan. Zaten Kaddafi'nin devrilmesi değil, bizzat NATO'nun askeri saldırısına, hatta işgaline zemin hazırlaması bekleniyor bu isyandan. Yani kelimenin gerçek anlamında bir köprübaşı olması isteniyor.

 

Durdurulamayan Devrimler

Tunus'ta Bin Ali rejimi yüzlerce göstericiyi öldürdü, durduramadı devrimi. Mısır'da Mübarek, cezaevlerindeki katilleri, canileri serbest bıraktı göstericilere saldırsın, acımasızca öldürsün ve sindirsin diye onları; başedemedi. Her iki ülkede de devrimler oldu. Üstelik yerlerine gelen yönetimler, Mısır'daki cunta dahil, eski düzeni tesis edemedi. Ödün üstüne ödün vermek zorunda kalıyorlar hala.

Yemen'de Salih yönetiminin vahşeti kar etmiyor. Tek bir gösteriye saldırarak 60'ı aşkın göstericiyi öldürüyor, gösterilerin önünü alamıyor. Tam tersine hareket gün geçtikçe yaygınlaşıyor.

Bahreyn'de kraliyet ailesi İnci Meydanı'ndaki protestocuları öldürmekle başedemeyince Suudi kralına yalvarıyor “gel beni işgal et” diye. Suudi tankları ve iki bin asker resmen işgal ediyor 800 bin nüfuslu bu küçük adayı. O da kar etmiyor.

Irak'ta, Suriye'de, Ürdün'de, Lübnan'da, Filistin'de, Umman'da, Fas ve Cezayir'de, Sudan'da, Moritanya'da, Burkina Faso'da, Kuveyt'te hatta Suudi Arabistan'da ve Katar'da... istisnasız hepsinde eylemler var. Arap gericiliği temellerinden sarsılıyor. Düşmek üzere. İşte emperyalistleri korkutan asıl durum budur. Her olayda sadece “yeraltı ve yerüstü zenginlikleri”ni görenler, işin temelini kaçırıyorlar.

Libya savaşının temelinde yatan, durdurulamayan Arap devrimleridir. Libya, emperyalizmin Arap devrimlerine verdiği yanıttır. Bir karşı-devrim üssü yaratma girişimidir. Devrimlerin önünü alma, onları kuşatma, askeri operasyonlarla, savaşın ateşiyle boğma girişimidir.

Irak'ın işgali sırasında bir milyonu aşkın insan öldürdü ABD ve müttefikleri. Afganistan'da, Pakistan'da halihazırda binlercesini öldürüyor. Tüm ortadoğu ve Afrika'da on yıllar boyunca öldürdüklerinin haddi hesabı yok.

“Macabre”, bir ortaçağ dansıdır. İskeletlerle yapılan bir ölüm dansı. Ölümü simgeleyen bir dans... Libya, emperyalizmin yeni “macabre”ıdır. Utanmazcasına “insani görev”, “sivilleri koruma görevi” olarak sunulan bu saldırı, bu ölümü kutsayan dans, dünya devrim dalgasını, onun bir parçası olarak Arap devrimlerini durduramayacak! Dünya halklarının hızlanan özgürlük yürüyüşünü durduramayacaksınız!