Monday, May 21st

Güncelleme:06:11:03 PM GMT

Başlıklar:
Buradasınız: Anasayfa Bildiriler MBP EMEKÇİ HALKLARIMIZA

EMEKÇİ HALKLARIMIZA

Günlerdir “yardım gemisi” ve bu gemiye Siyonist İsrail’in düzenlediği saldırı biçiminde gelişen ama gerçekte ABD-Türkiye-İsrail devletleri tarafından tezgâhlanan bir oyundan başka bir şey olmayan olaylar dizisiyle karşı karşıya bulunuyoruz.

Bu olaylar dizisinin ve karşılıklı demeçler savaşının bir tezgâh ve danışıklı dövüş olduğu daha ilk günden belliydi. Çünkü büyük bir maliyet, çok geniş uluslararası ilişkiler ve birikim gerektiren böylesi dev bir organizasyon, birkaç dinci gerici tarafından, devletler ve hükümetler bizzat işin içinde olmadan, kotarılamazdı.

Türkiye, devlet ve hükümet olarak sürecin başından beri bu işin içindeydi. Bu o kadar açık ki üzerinde durmaya gerek bile yok. ABD ve diğer emperyalistler bu tezgâhın içindeydiler çünkü onların izin ve onayı olmadan böyle bir gemi filosu değil uluslararası sulara açılmak, yerinden bile kımıldayamazdı.

İsrail bu tezgâhın başından beri içindedir. Tereyağından kıl çeker gibi ele geçirebileceği gemiyi dokuz kişiyi öldürerek ele geçirmesi; bu şekilde olayları bilinçlice büyütmesi; Türkiye tarafının AKP’li milletvekillerini son anda gemiye bindirmekten vazgeçmesi; temel konularda alttan alta işbirliğini sürdürürlerken halkların önünde sanki savaş ilan edecekler gibi bir görüntü çizmeleri, bütün bunlar kurulan tezgâhın, oynanan oyunun büyüklüğünü ve oyuncularını ele veriyor.

Tekel eylemi, Newroz gösterileri, 1 Mayıs kutlamaları, Kürt halkının ardı arkası kesilmeyen devrimci kitle eylemleri, hızla artan işçi eylemleri, kısacası toplumsal devrimin hız kazanması, kitlelerin sistemden hızla kopuş sürecine girmesi, sınıfsal saflaşmanın derinleşmesi karşısında paniğe kapılan Türk tekelci sermayesi böyle bir eyleme ihtiyaç duyuyordu.

Toplumdaki saflaşma sınıfsal temelden, dinsel temele çekilmeliydi. Böylece hem dinci gericiliğe güç kazandırılmış hem de emekçi sınıfların dikkati devrimden başka konulara çekilmiş olacaktı. Bu sadece Türk tekelci sermaye sınıfı için değil, ABD ve İsrail için de bir ihtiyaçtı. Çünkü bu devletlerin asla kaybetmek istemeyecekleri bir devlettir Türkiye.

Birkaç dinci faşist öne çıkarılarak Türkiye-İsrail-ABD ve diğer emperyalistler tarafından bu “yardım gemisi” organize edildi; İsrail, kolayca ele geçirebileceği gemiyi dokuz kişiyi öldürmek suretiyle olayı olabildiğince büyüttü ve dünyanın dikkatleri bu gerici-dinci eyleme çekildi.

Bu dinci gericilerin bu eyleminden güçlenerek çıkan başka birileri daha vardı: Hamas. Peki, kim bu Hamas? Hamas, Filistin devrimine karşı İsrail tarafından kurdurulan, desteklenen ve palazlandırılan bir örgüttür. Bugün, arkasında ABD bulunan “Müslüman Kardeşler” denen örgüt, Suudi Arabistan ve İran tarafından finanse edilen bir örgüttür.

Türkiye, İsrail, ABD eylem ve politikalarıyla işte bu dinci gerici örgüte kan taşımışlardır. Filistin devrimini dinci gerici kanallara akıtmak amacıyla kurdurulan bu eylemle daha da güçlendirilmiştir. Zaten dinci gericilerin “yardım gemisi”yle Filistin halkına değil Hamas’a yardıma gittikleri tüm yönleriyle açığa çıkmıştır.

Ve işte şimdi böylesi bir oyunda sizden bütün sınıfsal sorunları, mücadeleyi bir kenara bırakarak dinci gericilerin arkasında saflaşmanız isteniyor.

 

Emekçiler, Kürt halkı,

Sınıfsal ve ulusal çıkarlarınıza ihanet anlamına gelen böyle bir saflaşmada yer almanızı isteyen başkaları da var. Bunlar sosyal reformist partiler ve oportünist siyasi hareketlerdir. Bu çevrelerin daha ilk günden koşarak dinci gericilerin safında yer almaları utanç vericidir. Ellerinde işçilerin, gençlerin, Kürt halkının, Alevi halkın kanı bulunan dinci gerici çevrelerle kurulan bu yakınlık politik iflaslarının ilanıdır.

Ne “Filistin halkıyla dayanışma” demagojisi ne de başka bir şey bu utanç verici politik iflası artık gizleyemez. Onlar dinci gericilerin, hükümetin çağrısına uygun şekilde eylem alanına koşarken Türkiye’de sermaye sınıfının, Ortadoğu’da Hamas’ın, dünyada emperyalistlerin kuyruğuna takılmış oldular. Kendilerine “sosyalist-komünist” sıfatını yakıştıranların dünya gericiliğiyle bu kardeşleşmesi ne utanılacak bir durumdur!

Onlar bu politik iflasa ve utanılacak duruma neden düştüler? Bunun başlıca nedeni devrim ve iktidar davasından umutlarını kesmiş, bu davaya sırtlarını dönmüş olmalarıdır. Devrimden ve iktidarın ele geçirilebileceğinden umudunu kesenlerin burjuvaziyle, gericilikle kardeşleşmesi işin doğası gereğidir. Sosyal reformist ve oportünistler, bu tutumlarıyla “kendi” burjuvazileri ile “kendi” hükümetleri ile aynı kulvarda hareket etmiş oldular. Bu, tam da sosyal-şovenizmdir. Sosyal reformist partilerin ve oportünist siyasi hareketlerin bugün içine düştükleri durumun tek tanımı budur.

Ama emekçi sınıfların, Kürt halkının, gençliğin devrim yürüyüşü sürüyor. Sermaye sınıfının ve emperyalistlerin kurguları, oyunları, tezgâhları tarihin akışını ne tersine çevirebilir ne de tümden durdurabilir. Devrim günceldir ve Halk İktidarının kurulması kaçınılmazdır.

Onun için bütün dikkat ve çabamızı yaşamsal sorunlarımızı çözecek, tarihin akışını hızlandıracak bu iki temel hedefe çevirelim.

 

Mücadele Birliği Platformu