Monday, May 21st

Güncelleme:06:11:03 PM GMT

Başlıklar:
Buradasınız: Anasayfa Bildiriler MBP BASINA KAMUOYUNA HALKIMIZA

BASINA KAMUOYUNA HALKIMIZA

Zonguldak Karadon Maden Ocağında 30 işçi yaşamını kaybetti. Bunun bir kader olmadığını herkes, toplumun tümü biliyor. Bu kapitalist sistemin verdiği SÖMÜRME ÖZGÜRLÜĞÜNÜ kullanan sermaye efendilerinin işledikleri bir cinayettir.

Bu gerçek ortadayken, kapitalistlerin ve onların hem avukatı, hem icra komitesi olan devlet-hükümet yetkilileri, burjuva siyasetçiler, bu tür olaylarda hemen, kapitalist sistemi, sömürücü sermaye efendilerini aklama çabasına girmeleri manidardır.

Hükümetin elebaşı gelip “kader” diyor. Diğerleri ise “Yeterli önlem alınmalı, böyle kazaların önüne geçilmeli” diyerek bu cinayetleri sadece “eksiklik” sonucu gösteriyor.

Bunların hepsi sahtekarcadır.

İş düzeni; sömürü ve özel mülkiyete dayanan kapitalizm yaşadıkça, işçi emekçilerin hayatlarına, onları sömüren, ezen alçakların insani bir saygı ve önem vereceğini bekleyen zihniyetler sahtekardır. Kapitalist düzende bir sömürücü suçlunun, sömürdüğü emekçilere göstereceği ihtimam, “Kölenizi öldürmeyin, dövmeyin, iyi davranın” diyen dinin emrettiği olaydan farksızdır.

Bu nedenle, hem hükümet yetkililerinin gelip “Bu işin kaderinde bu var” demeleri de, muhalefetin çıkıp buna çok önemli ve gerçek bir eleştiri getiriyormuş gibi önlemler yetersiz, niye yetersiz, buna kader denmez” demeleri de tek bir amaçta birleşiyor. İşçileri katleden, ucuz işgücünden öte bir değer vermedikleri işçilerin hayatlarını harcayarak zenginleşenlerin suçlarını, pisliklerini örtmek.

Çünkü ağır ve kötü koşullarda, tehlikeli koşullarda sömürü ortamını bu kapitalistlere sağlayan, oluşturan da devlet ve hükümetlerdir. Devlet ve hükümetin bu ülkede sermayenin bir icra komitesi olduğunu çok iyi gösteren bir örnektir bu son olay.

 

ELBETTE KADER DEĞİL

30 işçi cenazesinin üstüne yine her zamanki gibi yüzsüzce gidip “dualar okuyan”, “sabırlar” dileyen devlet yetkililerine, işçi ailelerinin gösterdiği tepki, isyan, bir tokat oldu. “Bu işin kaderinde bu var, bu işe giren bunu bilerek giriyor” diyen başmezarcının tüm demagojileri, “hep gelip lak lak edip gidiyorsunuz” bağırışıyla cevaplandı.

Aslında başbakan bu açıklama ile NE YAPACAKLARINI SÖYLEDİ. Kimsede suç aramaya gerek olmadığını, hükümetin bu cinayetlerin üstüne yine Bursa’daki ve tersanelerdeki benzeri sayısız işçi cinayetlerindeki gibi gitmeyeceğini, üstünü kapatacağını ilan etti. Bunun manası çok açık. Dini insanları yatıştırdığı için savunmanın yobazlık yönünden anlamı yanında, bu yolla, köleliğe karşı kölenin ayaklanmasını sağlayacak yerde, onu yatıştıran bir kimse, köle sahibine yardım ediyor demektir.

 

ELBETTE YETERLİ ÖNLEM ALINMALI

Kot kumlama işinde, tersanede, madende veya diğer bütün sektörlerde bugüne kadar binlerce işçi yaşamını yitirdi. Rakama vurulduğunda bu ölümlerin resmen rutinleştiği anlaşılıyor. Buna rağmen her seferinde, “önlemler yetersiz, ne yazık ki, henüz çağdaş standartlara ulaşamadık” türünden, durumu, istenmeyen kaza masumiyetine sokmaya çalışanların sahtekar olduğu bellidir.

Sömüren bir kişi, hiçbir zaman kârlı görmediği için, sömürdüğü kişileri düşünmez. Sömürüyü arttırmak için, önlem masraflarını her zaman bilinçli olarak en aza indirir. Çoğu durumda ölümlerin kesin “geliyorum” dediğini bilerek, işçileri “Tohumuna para mı saydım gebersin, bana işçi mi yok. Bir sürü işsiz dolaşıyor hazırda” diyerek harcar. Bir kasabın işi gereği koyuna acımayacağı gibi, bu değişmez.

Öte yandan, deneyimli işçileri verim kaygısı ile yaşatmak, kârlı olduğu noktada alınan önlemler veya toplumsal tepkiden korkarak, işçilerin mücadelesiyle zorlanan İŞÇİ GÜVENLİĞİ önlemleri de en isteksiz ve özensiz yapılır. Çünkü bu sömürü sisteminde esas olan mantık işçi güvenliği değil, İŞ GÜVENLİĞİ’dir. Kapitalizm, bu ayırımı bilerek yasalarını bile bu isimle çıkarır. İş güvenliği için, işçinin telef edilmesi, isyan ederse, grev yaparsa, sendikalaşmaya çalışırsa, bastırılması, katledilmesi temel alınır.

Onuruyla emeğiyle yaşamaya çalışan, ancak sömürü amacıyla hayatları canlı cesetlere çevrilen işçilerin ölmesi, bazen kurtuluş bile sayılabilir. Bu çekilmez, sefalet düzeyindeki tatsız hayattan bir kurtuluş... Ancak bu, doğru bir kurtuluş değildir kuşkusuz. HAK EDİLEN bir kurtuluş değildir.

İnsanca yaşayıp çalışmak için, can güvenliği için, aile ve çocuklarının geleceği için yeterli önlem alınmalıdır. Ancak, kapitalizm koşullarında bu yeterli önlemlerin alınması imkansızdır. Tek yeterli önlem, SÖMÜRÜNÜN KALDIRILMASI olabilir. Sermaye efendileri ezilmeden, sömürü özgürlüğü ortadan kaldırılmadan, bunu isteyenlerin üzerinde halk diktatörlüğü uygulanmadan, hangi işçi güvenliğinden, nasıl ve kimin için bir “iş güvenliği”nden bahsedilebilir?

Bu konuda Mücadele Birliği dergisinin 1 Mayıs bildirisi “Ne İçin Savaşıyoruz” da çok çarpıcı şekilde ifade edilen şu noktayı tekrar vurgulamak gerekir.

Halk iktidarını kurmak; artık şurası açık ki, bu sömürü düzeni bir devrimle yıkılıp bütün iktidar işçi sınıfının öncülüğündeki halkın eline geçmedikçe gerçek bir kurtuluştan söz edilemez… Bütün yaşamımız ve bütün deneyimimiz iktidar ele geçirilmeden bu düzende elde edilecek bütün hakların geçici ve geri alınabilir olduğunu yeterince öğretmiştir. Onun için hedefimiz sivri sinekleri değil, bataklığın kendini ortadan kaldırmak olmalıdır. (…) Tekelci kapitalist düzen bugün toplumu büyük bir krize, çürümeye, yozlaşmaya ve yok oluşa sürüklemiştir. Toplumu bu durumdan sadece bir Halk İktidarı kurtarabilir.

Çünkü sadece bir halk iktidarı ve onun devrimci hükümeti, tekellere, fabrikalara, büyük toprak mülkiyetine, madenlere, emperyalistlerin elindeki işletmelere, bankalara, kapitalistlerin elindeki ulaşım araçlarına el koyarak, işsizliğe son verebilir yoksulluğu, sömürüyü ortadan kaldırabilir. Toplumu yıkımdan kurtarabilir.

Bu nedenle bilmeliyiz ki, Halk iktidarı ve Devrimci Hükümet için mücadele çağrısı yapılmadan, işsizliğe, yoksulluğa, sömürüye, baskıya, toplumsal çöküşe karşı yapılan her çağrı sahtekarcadır, iki yüzlüdür.

İşçi, emekçi sınıfın başındaki belalara karşı Yeterli Önlem, burada ifade edilen şeyden başka bir şey olmadığı görüşündeyiz.

Sermaye efendilerinin işledikleri bu son katliam ne ilk ne sondur. Hatırlayabildiğimiz tarihten beri bu özgürce sömürme diktatörlüğünü sürdürmek için, değişik şekillerde, değişik nedenler öne sürerek işledikleri katliamlar deftere sığmaz.

Ermeni halkını katledip, servetlerini çalan, Kürtleri, Türk sermayesinin köle ulusu halinde tutmak için, komünist-devrimcileri ve onların peşinden giden işçi sınıfını, öğrencileri, emekçileri sömürüye başkaldırdıkları için, Alevi inanca sahip emekçileri özgürlük istedikleri için katleden, işçileri iş yerlerinde kârı arttırabilmek için kötü, tehlikeli koşullarda çalışmaya zorlayıp öldüren, sermaye efendileri ve onların icra örgütü olan devlet ve hükümetleridir.

Şimdi burjuva siyasetler de dahil bütün çevrelerden, ölen işçilerin ailelerine başsağlığı dilekleri geliyor. Ancak bu gösterilerin ikiyüzlülük dışında bir anlamı yoktur. Kapitalist koşullar altında işçi, emekçilerin, ne başı ne sağlığı güvence altına alınamaz. Gelişmeler bu dersi bize yeterince gösterdi.

Kapitalist sömürü düzeni her saat, her dakika açlık, sefalet, ölüm üretmeye devam edecektir.

Kapitalizm Öldürür, Kapitalizmi Öldürün!

Fabrikalar, Tarlalar, Siyasi İktidar Her Şey Emeğin Olacak!

 

Tekirdağ 1 No’lu F Tipi Hapisanesinden

TKEP/L davasından yargılanan tutsaklar

22 Mayıs 2010