Geçen seneki ve bu seneki 1 Mayıs değerlendirmelerini dikkatle takip etmiş olanlar göreceklerdir ki, Taksim'in yeniden 1 Mayıs kutlamalarına açılması için meğer kimler ne mücadeleler vermiş! Bu durum bize bir kez daha Shakespeare'ın o ünlü sözünü hatırlattı: “Zaferin bir çok babası vardır; ama yenilgi yetimdir!”
Ortalama sol hareket, 2007 1 Mayıs'ından bu yana bir anda Taksimci kesildi! Kitle kuyrukçuluğuyla nam salmış olan bizim ortalama sol hareket, kitleler Taksim'e yönelmeden önce, 1 Mayıs'ın Taksim'de kutlanmasında ısrar eden ve bu konuda yalnız kalmayı da göze alarak kararlı bir tutum sergileyen Leninistleri bu ısrarlı ve kararlı tutumlarından dolayı eleştiriyorlardı. Bahsettiğimiz yıllar 2000'li yılların başıydı. Zaten bu yılların öncesinde ortalama solun “Taksim” diye bir gündemi bile yoktu. Adeta Taksim'i unutmuşlardı. Sendikalar neresi için yasal başvuru yapıyorsa koşa koşa oraya gidiyorlardı. Ah bir de şu kulaklarına kar suyu kaçıran Leninistler olmasa, büyük bir huzur ve huşu içinde, “birleşik ve kitlesel olarak; bir bayram havası içinde” 1 Mayıs' ı kutlayacak ve akşam huzur içinde evlerinin yolunu tutacaklardı.
Her 1 Mayıs'ta kitleleri “Alanlara” davet edenler, Leninistleri, “alan fetişizmi yapmak”la suçladılar. Ve tarihin cilvesine bakın ki, Leninist politikaların işçi sınıfı arasında ete kemiğe bürünmesi sonucu 2007 1 Mayısında Taksim'in yığınlar tarafından fethedilmesiyle birlikte, sıkı birer Taksim fatihi kesilen bizim Ortalama sol, “Taksim'i savunduğumuz için bazıları tarafından 'alan fetişizmi' yapmakla suçlandık” deyiverdi! İnsana “pes doğrusu”dedirtecek kadar yüzsüzlük örneği sergilemede reformist ve oportünistler birbirleriyle yarıştılar. Leninistleri “sınıftan kopuk olmak”la itham edenler, sınıf en sonunda doğru devrimci politikanın peşinden Taksim için dövüşmeye başlayınca ve sonunda da Taksim'i kazanınca, utanmadan sıkılmadan “Taksim'i kazandık” dediler.
Kuşkusuz vicdanlarının sesine kulak vererek “Sezarın hakkı Sezara”diyebilenler de vardı. Zaferi kazanmış olan Taksim politikasının esas olarak Leninistlerin politikası olduğunu dillendirdiler ve herkesin önünde Leninistlerin hakkını teslim ettiler. Fakat küçük burjuva kıskançlığıyla malul olan ortalama sol hareketin bazı kesimleri, gerçeklere ısrarla gözlerini kapatmaya ve tabanlarına gerçekleri olduğundan farklı yansıtmaya devam ettiler.
Daha eskiye gitmeden sadece 2006 1 Mayısını hatırlatmak yeter! Kimlerin “bu sene Abide-i Hürriyet kapanına girmeyeceğiz”diyerek, DİSK ve KESK “1 Mayıs'ta Taksim'de olacağız” açıklamasından sonra bi-zahmet yüzlerini Taksim'e döndüklerini, ama devletin Taksim'e izin vermeyeceğini açıklamasından sonra sürecin onlar açısından nasıl bir parodiye döndüğünü hep beraber gördük. Ayrıntılar dergi ve gazete arşivlerinde duruyor ve henüz tozlu raflara kalkmadı! Görüldüğü gibi tarih, soyut sloganlarla değil somut politikalarla ve devrimci eylemle yapılıyor.
Bu senenin 1 Mayısına gelince... DİSK'in çağrısıyla başlayan bu seneki toplantılarda artık 1 Mayıs'ın nerede kutlanacağı tartışılmıyordu bile. Bu, sınıf adına ve devrimci güçler adına sevindiriciydi. Tartışılan daha çok ortak bir örgütleme komitesinin nasıl oluşturulacağı, 8 bileşenden oluşan sendika ve meslek örgütlerinin bunun içerisinde yerinin nasıl olacağıydı. Bu toplantıların sonuna kadar çözülmemiş bir sorun olarak kaldı. Tertip Komitesi (8'li) ayrı bir yerde ve zamanda toplanıyor aldığı kararları onaylaması için adı “örgütleme komitesi” olan siyasi yapıların temsilcilerine sunuyordu. Özellikle Kürt Halkının temsili konusunda sorunlar yaşanıyordu. Mücadele Birliği Platformunun daha ilk toplantıda üzerinde önemle durduğu bu konu giderek diğer siyasi yapıların da gündemine oturdu. Bu konudaki hassasiyet “Bu seneki 1 Mayısa ayrı önem veriyoruz; bu 1 Mayıs'ın Kürt Halkıyla işçi sınıfının buluşmasına hizmet etmesi gerektiğini düşünüyoruz” diyen BDP'li arkadaşları sevindirmişti. Sonrasında tartışmalar kimin nerede ve hangi sıralamayla yürüyeceğinde yoğunlaştı. Şişli kolundaki yığılmayı engellemek için tedbirler alındı. Sonuçta istenildiği gibi olmasa da orantılı sayılabilecek bir dağılım yapılabildi.
Bu kez sorun sıralamanın nasıl oluşturulacağında patlak verdi. DİSK'in önde yürüme isteği, herhangi bir tartışmaya neden olmadı; ama DİSK'in hem sağ hem sol yolu birlikte kullanmak istemesi, onun hemen arkasından da içinde 4 siyasi yapı (Halk Cephesi, Kaldıraç, EÖC, PDD) kalmış olan Devrimci 1 Mayıs Platformunun, kura çekimine girmeksizin yürüme dayatmasında bulunması tartışmaları tıkadı. Geçen sene daha fazla bileşeni içinde barındırdığı halde yürüyüş sıralamasının belirlenmesi için kura çekimini kabul eden Devrimci 1 Mayıs Platformu, bu sene kura çekimine girmeyeceği ve DİSK'in hemen arkasından yürüyeceği dayatmasında bulunuyordu. İçinde DİSK ve KESK'in de bulunduğu bütün örgütleme komitesi, bir dayatma ile karşı karşıyaydı. Biz Mücadele Birliği Platformu olarak böyle bir dayatmayı asla kabul etmeyeceğimizi en başından beri ısrarla söyledik. Eğer kura olmayacaksa, hakkaniyet gereği Mücadele Birliği'nin en önden yürümeyi isteyebileceğini, onyıllardır Taksim'de ısrar eden ve bunun için mücadele eden bir siyaset olarak buna hakkı olduğunu;ama sorunun çözümü için bunu gündeme getirmediğimizi, kura çekimi sonucu önde ya da arkada yürüyebileceğimizi söylememize rağmen 1 Mayıs Platformunun dayatmaları devam etti. Ve ne yazık ki, DİSK ve KESK, TMMOB ve TTB'nin de içinde bulunduğu Örgütleme Komitesi, bu anlayışı mahkum etmek yerine, deyim yerindeyse bu anlayışa teslim oldu. DİSK'ten bazı yöneticiler başından beri, 1 Mayıs Platformunun bu dayatmasına cevaz verdiler. Ve dayatmayı kabul etmeyen Mücadele Birliği'ne hemen 1 Mayıs Platformunun arkasından yürümeyi teklif ettiler. Gerekçeleri “bu sene böyle olsun”du. Bunun bir diğer anlamı, bu sene yapılacak olan DİSK Genel Başkanlığı seçimlerinde dengelerin bunu gerektirdiğiydi. Hangi kritere göre bizim 1 Mayıs Platformunun arkasından yürüyeceğimizi sorduğumuzda ne DİSK'ten ne de Örgütleme Komitesinden bir cevap alabildik.
Görünüşte Mücadele Birliği'nin Taksim için verdiği mücadeleyi ve harcadığı emeği takdir ediyorlardı; ama gelin görün ki, oluşturdukları ve sık sık değişen listede Mücadele Birliği'nin 1 Mayıs Platformu arkasında olan yeri değişmiyordu. Başlangıçta 1 Mayıs Platformunun dayatmasını kabul etmiyor gibi görünen, Mücadele Birliği Platformu ile birlikte sağ koldan yürümeye karar vermiş olan (Şişli kolunda bulunan diğer siyasi yapıların hepsi, 1 Mayıs Platformuyla bir tartışma yapmak istemedikleri için sol yoldan yürüyeceklerini beyan ederek, deyim yerindeyse sorundan sıyrılmış oldular; ama sorun, yani 1 Mayıs Platformunun dayatması, olduğu yerde duruyordu) Alınteri, Divriğililer Derneği, ÇHD ve Pir Sultan Abdal Dernekleri, önce kabul etmedikleri dayatmayı, kendilerine önden yürüme teklif edilince zımnen kabul ettiler. 1 Mayıs Platformu Mücadele Birliği'ni arkada bırakabilmek için sağ kolda bulunan diğerlerine önden yürümeyi teklif etti ve onlar da bu amacı açık teklifi pragmatistçe kabul ettiler.
Haliyle en başından beri ilkeli tavrını sürdüren Mücadele Birliği Platformu kaldı. Bu yabancısı olduğumuz bir durum değildi. Yıllardır bizi devrimci 1 Mayıs politikamızda yalnız bırakanların burada bizim yanımızda olmalarını beklemek en büyük hata olurdu. Sendika bürokrasisi içinde dönen dolaplarla hiçbir zaman bir işi olmayan Leninistler, her zaman olduğu gibi yine kendi güçlerine güvenmeliydiler. Bir yandan da sınıflar mücadelesinin gerektirdiği sorumlulukla hareket edip, küçük burjuva rekabetçi anlayışlara prim vermemeliydiler. Bize bazı siyasi yapılar tarafından“bu saatten sonra Mücadele Birliği ne yaparsa meşrudur” denilmesine rağmen, sorumlu davrandık; bu seneki 1 Mayıs'a gölge düşmemesi ve dumanlı havayı seven kurtları sevindirmemek için, örgütleme komitesinden ayrıldık ve bağımsız bir şekilde en arkadan yürüdük. Elbette bu yıllardır hiç terk etmediğimiz, proletaryanın kızıl bayrağını tek başımıza dalgalandırdığımız 1 Mayıs Alanı'na, Taksim Meydanı'na bu sene girememe riskini de içinde barındırıyordu; ama oportünistlerin ve reformistlerin hevesleri yine kursaklarında kaldı. Mücadele Birliği Platformu, tam bir proleter disiplinle ve görkemli kortejiyle Kızıl Meydandaki yerini aldı.






