OCEİNA
“Çok hafif bir fısıltının ötesine geçen her ses, televizör tarafından kaydediliyordu… Elbette, insanın belli bir anda gözetlenmediğini tespit etmesine imkân yoktu… İnsan, yol açtığı her sesin dinlendiği; karanlık dışında her hareketinin gözetlendiği varsayımıyla yaşamak zorundaydı; ve zaten içgüdüsel olarak da kendisini böyle yaşamaya alıştırmıştı.”
(George Orwell, 1984’ten)
Emperyalist bir kara propaganda klasiği olarak filme de aldığı Orwell’in bu karşı ütopyası “1984” tek bir ülkedeki yaşama odaklanır. Orwell, 1948’de yazdığı bu kitabında Oceina adını verdiği hayali bir ülkedeki yaşamı anlatır güya. Yıl 1984’tür ve Oceina komünist bir ülkedir. Orwell, topluma, komünizmi bir öcü gibi göstermek amacıyla kaleme almıştır bu kitabı. Orwell’a göre Oceina’da komünizm, herkesi dinliyor, her yeri gözetliyor ve bütün insanları kontrol altında tutarak ayakta duruyordu.
Şimdi Orwell’in bu hayali ülkesi gerçek oldu. Hem de tek bir ülkede değil, bütün dünyada. Ancak bu kontrol altındaki toplumu yaratanlar komünistler değil kapitalistler oldu. Sermayeye dayalı emperyalist-kapitalist sistem ve burjuva sınıfı Orwell’in hayallerinin de ötesine geçtiler; şimdi gece görüş sistemleriyle, termal kameralarla artık karanlıkta da, kimi fiziki engellerin olduğu ortamlarda da gözlüyor, kayıt altına alıyor ve dinliyorlar.
Orwell’in bu karşı ütopyası 1984 yılını anlatıyordu, şimdi 2010 yılındayız. Bütün kapitalist ülkelerde sabit ya da mobil telefonların tamamının dinlendiği artık herkesin bildiği bir gerçek. Bunun yanında şehirlerin bütün cadde ve kavşaklarına, hatta pek çok ara sokağa yerleştirilen MOBESE kameraları yoluyla alınan görüntüler polis merkezlerinde sürekli olarak izlenip kaydediliyor. Buna ek olarak pek çok şirketin, işyerinin ve bankaların hatta villaların ve sitelerin kendi “özel güvenlik” sistemleri olarak yerleştirilen ve sürekli bir şekilde her yeri dikizleyen yüzlerce binlerce kamera. Bunların yetmediği yerlerdeyse bu kez “google earth” ya da başka isimlerle, internet üzerinden ulaşılabilen, ama istihbaratçılarda daha ayrıntılı olan uydu görüntüleme, izleme sistemleri ve daha başka aparatlar, sistemler… İnsanlık tarihi boyunca hiç kimse toplumsal yaşamın böylesine denetim altına alınabileceğini, insan yaşamının böyle bir saldırıya uğrayacağını hayal bile edemezdi.
Elektromanyetik enerji temelinde çalışan bütün sistemlerle iletilen her ileti; ses, görüntü ya da başka bir şey hepsi, merkezi bir aygıt tarafından emiliyor, biriktiriliyor, dinlenip gözetleniyor ayıklanıp denetleniyor. Cep telefonu, araba telefonu gibi mobil telefonlar, işyeri, ev telefonu, ankesörlü telefon, telsiz, telgraf, teleks, faks, e-mail, face to face, chat odaları, uydu yayınları fiber optik iletim ağları, mikro dalga bağlantıları, radyo, tv vb. üzerinden aktarılan metin, ses, görüntü ya da resim hiç ayırt etmeden söylenen her söz, aktarılan her şey, dünyanın neresinden neresine aktarılırsa aktarılsın; Cumartesi, Pazar, tatil demeden her günün 24 saati dinlenip gözleniyor. Dost, düşman akraba, arkadaş demeden, ister tekellerin en tepesindeki yöneticiler, kodamanlar, yargıçlar, generaller, ister başbakan, bakan olsun, ya da en sıradan en basit işi yapan, çalışan ya da çalışmayan bir insan olsun, hiç fark etmez, hepsi her zaman dinlenip gözetlendiğini kayıt altına alınıp kontrol edildiğini hiç unutmadan hareket etmelidir artık.
Üstelik bu kontrol, dinleme ve kayıt altına alma, uzun zamandan beri iki ayrı kanaldan yapılmaktadır: Birisi, her kapitalist ülkede olduğu gibi, Türkiye’de de devlet ve devletin istihbarat örgütleri tarafından; ikincisi de bütün dünya ölçeğinde emperyalist kapitalist dünyanın efendisi ABD tarafından. Ayrıca unutmamak gerekir ki, ABD istediği zaman bu iki kayıt-kontrol merkezi arasında bilgi alış verişi de yapılmaktadır.
Türkiye’de iletim ağlarının denetlenmesi ve dinlenmesiyle ilgili iki örnek hem de Türkiye hükümetinin iki ayrı zamanda Ulaştırma Bakanlığı yapan iki bakanının dedikleri bu konuyu daha anlaşılır kılacaktır. İlki 25 yıl kadar önceki Özal hükümetinin Ulaştırma Bakanından. Parlamenterler, telefonlarının dinlendiğine dair şikâyetlerini ilettiklerinde, “Burası hukuk devleti. Nasıl olur böyle bir şey?” diye tepki göstermişti. Zavallı bakan, bizzat kendisinin de dinlendiğini, dinlenmekle de kalmayıp, yaptığı bütün görüşmelerin kayıt altına alındığını, yıllarca saklandığını öğrenemeden ölüp gitti. İkinci örnekse, bugün halen işbaşında bulunan Erdoğan hükümetinin Ulaştırma Bakanından. Diyor ki, sayın bakan: “Dinlenmek istemeyen konuşmasın.” Son 25 yılda nerden nereye gelindiğini bundan daha iyi nasıl anlatabilirdik ki. 25 yıl önce, yani cunta döneminde bile bu kadar açıktan değildi. Şimdi, kör parmağım gözüne dercesine yapılıyor.
Ama artık bakan beyin buyurduğu gibi “konuşmamak” da yetmiyor. Cebinde telefon taşıyan, evinde, işyerinde telefonu olan herkes, bununla konuşsa da, konuşmasa da, telefonu açık olsa da, kapalı olsa da dinlendiğini bilmeli. Cebinde telefon taşıyan, casusunu yanında taşıyordur. Çünkü telefonlar kapalıyken bile ortam dinlemeye devam edebiliyorlar. Bunun yanında son yıllarda istihbarat şirketlerinin eline bile geçen bir alet daha var; birisini tespit edip teknik takibe almışlarsa, cebinde telefonu olmasa da kullanma olasılığı olan telefonlar, o yaklaştığı anda dinlenmeye alınmaktadır. Bu telefon tanıdığı herhangi birine ait olabileceği gibi hiç tanımadığı birine de ait olabilir; sabit ya da mobil olması, özel ya da genel olması da fark etmez. Yanına yaklaştığı her telefon, bu alet sayesinde otomatik olarak kayda alınmaya başlıyor. Teknik takiplerde birinin kullandığı her telefonun mutlaka dinleniyor olmasının yanında, istihbarat örgütlerinin elindeki başka bazı oyuncaklarla, uzaktan dudak okuma yöntemiyle, bulunduğu odanın camlarına gönderilen lazer yöntemli titreşim ölçerlerle ve daha başka biçimlerde dinlenmesi de artık bilinen yöntemler arasında.
Konuya dönersek, mobil telefonlarla yapılan bütün görüşmelerin, SMS mesajlarının, görüntülü iletilerin tamamının GSM operatörleri tarafından otomatik olarak merkezi bilgisayar sistemiyle kayıt altına alınıp saklandığını artık sağır sultan bile duydu. Aynı şekilde sabit telefonların de merkezi bilgisayar sistemleriyle kayıt altına alındığı bilinen bir şey. İnternet olsun diğer fiber optik veya mikro dalga ağlar olsun, hepsi yine bu iletişim merkezleri tarafından hizmete sokulduğuna göre, bu ağlarla da aynı biçimde kontrol altında tutulmaktadır. Bir an için bu “ulusal iletişim merkezlerini” diyelim ki, direkt uydu bağlantılı bir telefonla ya da uluslar arası net ağları üzerinden by-pass yapıp dolaşarak ya da telsizle vb. atlattınız. Bu durumda da “büyük birader”in kendisi devreye girer. Dünyanın gözü ve kulağı ABD merkezli ECHELON adı verilen sistem hep devrededir. Üstelik hiç unutulmamalı ki, su uyur, düşman uyumaz. Siz uyuduğunuzda, aslında uyuttuğunuzu sanıp uyuduğunuzda bile ECHELON uyumaz.
ABD’nin her yerdeki göze ve kulağı olan bu sistem 1970’lerde soğuk savaş bahane edilerek kuruldu. İngiltere, Kanada, Avustralya, Yeni Zelanda gibi kapitalist ülkelerin aktif desteğiyle, görünürde Sovyetler Birliği ve diğer sosyalist ülkeleri dinleme, gözetleme gerekçesiyle kuruldu. Yüzlerce kapitalist ülkeye yayılmış binlerce radar üssü, dinleme tesisleri, uydular, uydu sistemleri, internet ağları, kablolu ya da kablosuz bütün telefon sistemleri, radyolar, tv istasyonları, telsiz merkezleri ve akla gelen gelmeyen sayısız kanaldan ve yoldan alan sesler, görüntüler, iletiler durmadan bu büyük “karadelik” tarafından emilir, tasnif edilir, işlenir.
Bu sistemlerde özel olarak hedef alınan kişi veya kurumlar izlenebildiği gibi, çok büyük çapta ve hiç ayrım yapmadan, belirli anahtar sözcükler üzerine odaklanarak da izleme yapılmaktadır. Önceden izleme merkezindeki bilgisayarlardan herhangi birine verilmiş birkaç anahtar sözcük, sabit ya da mobil bir telefondan, internetten ya da herhangi bir fiber optik, mikro dalga iletim aracında aynı cümle içinde ya da belirli bir sıklıkla kullanılır kullanılmaz, bu konuşma ya da iletimin geçtiği kişiler ve/veya kurumlar otomatik olarak izlemeye alınmaktadır. Telgraf, telsiz, telefon, elektronik posta, SMS, görüntülü, yazılı, sesli veya başka bir yöntemle, doğum günü kutlaması, iş anlaşması, arkadaş grupları arasındaki olağan sohbetler, en sıradan olanından, en gizli olanına dek bütün iletilerde bu anahtar sözcüklerden biri ya da birkaçı kullanıldığı anda bilgisayarlar derhal devreye girer ve kayıt başlatılır. Anahtar sözcüklere göre kayda alınan dosyalar daha sonra görevliler tarafından kontrol edilir. Böylelikle “tesadüfen” yakalanan bir iletiden sonra görevlilerin yönlendirmesiyle bu hat düzenli izlemeye alınır.
ECHELON denen bu sistemin “soğuk savaş” bahane edilerek 1970’lerde kurulduğunu belirtmiştik. Bu gerekçe öne sürülerek yerküremizdeki bütün kapitalist ülkelere yayılmış binlerce izleme-dinleme merkezi kuruldu. Ancak “soğuk savaş” biteli yıllar olmasına, Sovyetler Birliği ve sosyalist sistem dağılmasına rağmen, ECHELON dinleme, izleme görevini sürdürdüğü gibi, daha da geliştirip güçlendirdi.
Emperyalist kapitalist sistem, kendi iç işleyişi gereği her zaman kendisine savaşacak bir düşman yaratır. Dün, bu Sovyetler Birliği ve “Sovyet yayılmacılığı” idi; bugün “küresel terörizm ve terörizme karşı mücadele” diye formüle edilmeye başlandı. Ancak emperyalist kapitalist dünyanın efendileri de iyi biliyorlar ki, çelişki ve çatışmalar zaman zaman kendi aralarında sert boyutlara varsa da, asıl olan proletarya ve dünya devrim güçleriyle olandır. Bu nedenledir ki, emperyalizmin yeni evrede içine sürüklendiği sıçramalı çöküş süreci aynı zamanda küresel ölçekte atağa geçen proletarya ve devrim güçlerinin süreklileşen vuruşları karşısında tek güvenceleri NATO ve ABD’dir; ABD’nin, istihbarat, izleme, dinleme sistemleri ve ABD ordusunun kendisidir. 21. yüzyılda kendisini küresel iç savaşa uygun olarak konumlandıran emperyalizmin başka güvencesi kalmamıştır.






