Emperyalist-kapitalist sistemin küresel krizi, bütün dünyada emekçi kitleleri her gün daha da artan bir hızla devrim saflarına itiyor. Bilim ve teknolojideki gelişmelerin üretime uygulanmasında bugün erişilen düzey, artık bütün insanlığın gereksinmesini karşılayabilecek düzeyde üretim yapabilmesine olanak verdiği halde, üretim araçlarının kapitalist mülkiyeti bunun önünde tam bir engel olarak dikiliyor. Tarihsel toplumsal gelişme süreci, artık daha ileri bir topluma geçişin bütün koşullarını biriktirdi; insanlık yeni bir sıçramanın eşiğine geldi dayandı. Dünya ölçeğinde ortaya çıkan bu nesnel koşulların bu topraklara yansımasının yanında, Türkiye kapitalizminin yapısal krizi de eklenince, bu coğrafyada devrimin neden yeryüzünde en ileri gittiğini açıklar. Tarihin getirip önümüze koyduğu bu fırsatı değerlendirmek artık tamamıyla proletaryaya ezilen ulus ve ulusal topluluklardan emekçi yığınlara ve onların kararlılıklarını bağlı. Genel olarak bu böyle, ama özelde tamamen öncüye yani Leninist hareketin kararlı, yaratıcı, fedakar, yiğitlik ve bilinç dolu atılgan faaliyetlerine kaldı demek yerinde olur.
Kapitalizm kendi sınırlarına dayanalı çok oldu. Uzun zamandır üretici güçlerin gelişimine engel olduğu için kapitalist üretimi sürdürebilmek için burjuva sınıf devlet terörü ve baskıyı arttırtıyor. Kapitalist sömürü ve uzun yıllardan beri süren faşist baskılar ve devlet terörü nedeniyle geniş emekçi kitlelerde açlık, sefalet ve çürüme büyük bir yıkıma yol açıyor. Burjuva sınıf kendi egemenliğini sürdürebilmek için yalnız zor araçlarına başvurmakla yetinmiyor; her an bin bir yoldan ideolojik ve fiili saldırılarını da sürdürüyor. Bu toplumda yaşayan herkes gibi Leninistler de sürekli olarak bu saldırılara uğruyor. Öyleyse bu ideolojik fiziki saldırılar karşısında hem kendi kendimizi, hem çevremizi hem de ilişkilerimizi korumak zorundayız. Öncelikle yapılacak şey, bu saldırılar karşısında kendimizi bilinç olarak daha fazla donatmaktır, ideolojik, politik, teorik üstünlüğü sağlamak ve sürekli güçlendirmektir.
Kendimizi geliştirip teorik, ideolojik olarak donanımlı hale getirirken, aynı zamanda bir başka önemli görevimiz daha var. Sürekli olarak devrim saflarına doğru itilen kitlelerden özellikle gençlerden çok sayıda insan Leninistlerin saflarına da geliyor. Bunun bir kısmı şu ya da bu nedenle bir süre sonra saflarımızdan uzaklaşsa da asıl sorun bu gençlerin ideolojik, teorik gelişim ve donanımının nasıl sağlanacağıdır.
Her insan için devrimci mücadeleye atılmak, bu yönde bir karar vermek başlı başına devrim niteliğinde bir değişim demektir. Bu başlangıç için yeterli olsa da marksizm-leninizm bilimiyle kendisini donatmayan, bu yönde çaba göstermeyen hiç kimse hem kalıcı olamaz, hem de Leninist bir kadro olamaz. Burada sorulması gereken sosyalizm bilimini, marksizm-leninizmi niçin öğrenmek ve nasıl öğrenmek gerektiğidir. Bu soruların cevabını en iyi Marx’ın kendisi veriyor.
Marx’ın dediği gibi, insanlar kendi tarihlerini kendileri yaparlar. Ancak her şeyde olduğu gibi bunun da diyalektik bir süreç olduğunu unutmamak gerekiyor. Çürüyen, çöküş sürecindeki kapitalizm koşullarında yaşıyoruz. Devrimimizi de bu koşullarda yaşayan, yetişen bugünün insanlarıyla gerçekleştirecek; kendi tarihimizi bugünden başlayarak yapacağız. Biliyoruz ki, hiç bir devrim en uygun koşullarda ve en uygun zamanda olmadı; olmaz da. Bu nedenle öğrenmeye Marx, Engels ve Lenin’in yöntemiyle başlamak gerekiyor.
Marksizmin kurucuları, insanın bilgi birikiminin kendilerinden önceki sürecini öğrenerek başladılar işe. Kendilerinden önceki felsefe, ekonomi-politik ve sosyalizm bilgisinin tamamını eleştirel bir anlayışla ele aldılar, incelediler. Ancak bunun üzerinde yükselerek bilimsel sosyalizmi kurabildiler. Kendilerinden önceki bütün birikimi eleştiri süzgecinden geçirip, olumsuz olan yanlarını yadsırken, olumlu yanlarını daha da geliştirdiler. Leninistlerin öğrenme yöntemi de işte bu olmalı. Her bir Leninist kendisinden başlayarak olumsuz yanlarını yadsımalı, olumlu yanlarını geliştirip güçlendirmelidir. Tbii bunu yapmanın tek yolunun eleştiri olduğunu bilerek, eleştiri silahına sarılarak. Eleştiri insanın kendisine yönelttiğinde öz eleştiridir ve daha ileri gitmenin yolu, eleştiri-öz eleştiri silahını kullanmaktır. Unutmamak gerekir ki, proletaryanın eleştiriden daha güçlü bir silahı yoktur. O, kendisinden başlayarak kapitalist sisteme yönelttiği bu silahla kapitalizmi mahkum eder, onun aşılması gerektiğini gösterir ve yıkmaya girişir.
“Marx, çalışmasını, kapitalizm altında ezilen insan bilgisinin sağlam temeline dayandırdığı için onun öğretileri en devrimci sınıfa mensup milyonlarca kişinin kalplerini fethetmiştir. Marx, insan toplumunun gelişme yasalarını incelemiş ve kapitalizmin komünizme doğru gelişmesinin kaçınılmazlığını görmüştür. Ve esas olan şey şudur ki, bunun tam da bu kapitalist toplumun en tam, en ayrıntılı ve en derin incelenmesine dayandırarak, daha önceki bilimin yarattıklarının tümünü iyice özümleyerek tanıtlamıştır. Bir tek noktayı bile ihmal etmeksizin, insan toplumunun yarattığı her şeyi eleştirel bir tarzda yeniden biçimlendirmiştir. İnsan düşüncesinin yarattığı her şeyi yeniden biçimlendirmiş, eleştirmiş, işçi sınıfı hareketiyle sınamış ve burjuva sınırlarla kısıtlanmış ya da burjuva önyargılarla bağlanmış kişilerin çıkaramayacağı sonuçlar çıkarmıştır.” (Lenin, Marx, Engels, Marksizm)
Lenin'in 2 Ekim 1920'de Komsomol'un 3. Tüm Rusya kongresinde'ki konuşmasından aldığımız bu pasaj, Marx, Engels ve Lenin'in yöntemini en açık biçimde bize veriyor. Elbette hiçbirimiz bir Marx, bir Lenin olma iddiasında edğiliz. Üstelik biliyoruz ki, insan bilgisinin, bilimin bugün geldiği düzey, öyle bir kişinin üstesinden gelebileceği bir iş olmaktan çıktı. Ama buradan çıkarılacak sonuç, nasıl olsa bu işi bir kişi yapamaz deyip okumaktan, araştırmaktan vazgeçmek değildir, olmamalıdır. Çünkü öğrenmenin başka yolu yoktur. Kulaktan dolma hazır bilgiler, hiçbir zaman marksizm-leninizm bilimini öğrenmeye, kavramaya yetmez. Olsa olsa bir dogma, bir şablon haline getirerek, marksizm adına marksizmi katleder. Marksizmin kendisi, insanın binlerce yıllık bilgi birikiminden nasıl yararlanılacağının en somut örneğidir Bu nedenle marksizm-leninizmin ulaştığı sonuçların somut koşullarla bağını kurarak onu bir eylem kılavuzu olarak kullanma yerine, bunları birer slogan olarak tekrarlama marksizm-leninizmi kısırlaştırır.
Buraya kadar söylediklerimizden çıkarılması gereken sonuç her Leninistin, Leninist olmaya aday her insanın sadece temel bilgilerle ve genel doğrularla yetinmemesi, tam tersine her birini daha çok öğrenmesi, kendisini geliştirmesi, teorik birikimini ve ideolojik, politik kavrayışını güçlendirmesi gerektiğidir. Elbette bunu yaparken, her Leninistin kendi gayreti, çalışmaları önemlidir, ama en az o kadar Leninist hareketin bu çalışmaları organize etmesi, planlaması, yaptırması, örgütlü çalışmanın bir parçası olarak yerleştirmesi de önemlidir. Çünkü eğitim çalışması Leninist hareketin, örgütlü çalışmanın olmazsa olmaz yanlarından biridir.
Eğer bir Leninist ciddi ve disiplinli bir aydınlanma, öğrenme çalışması yapmadan marksizm-leninizmi kavrayabileceğini sanıyorsa; edindiği hazır bilgiler ve sonuçlarla yetiniyorsa, büyük bir yanılgı içindedir. Böyle yüzeysel bilgiler kesinlikle tehlikelidir; en zor zamanda ve yerde sizi yalnız bırakır, en hayati anda tereddüde düşmenize yol açar. Bir Leninistin görevi az bildiği her konuda daha fazla öğrenmeye çabalamak, hem kendisini hem de birlikte çalıştığı yoldaşlarını bu yönde örgütlemek, harekete geçirmektir.
Sadece teorik çalışma elbette yetmez. Ama bu olmadan da hiçbir şey olmaz. Leninist yayınlarda, makalelerde hiçbir zaman marksizmin genel doğruları, yüzelli yılı aşan proletaryanın mücadelesinin sonuçlarıyla, bulgularıyla yetinme yoktur. Çünkü bütün yazılanların, o andaki güncel pratikle, faaliyetlerimizle ve önümüzdeki sorunlarımızla doğrudan bağlantısı vardır. Eğer pratik faaliyet olmazsa, mücadele olmazsa marksist, leninist klasiklerden edinilen teorik bilgi entelektüel gevezelikten öte bir anlak taşımayacak, bir değeri olmayacaktır.
Böyle bir durum, yani teorinin başka yerde, pratiğin başka yerde üretilmesi, bilimsel sosyalizmin, marksist hareketin ilk çıkışı için olağan olsa da, artık bu dönem çoktan aşıldı. Bunun zaman zaman bir karikatürüne bizde de rastlanıyor. Diyorlar ki, “Parti söyler, ben yaparım”. Bu kesinlikle kabul edilemez. Bu, kafa emeğiyle kol emeği arasındaki karşıtlığın Leninistlerin arasında yeniden üretilmesi olur ki, buna asla izin verilmemelidir.
Teorik faaliyetle pratik faaliyetin birliği bizi her iki alanda da yetişkin Leninist kadrolar yapacaktır. Bunun nasıl başarılacağı, başarıldığı Leninist mücadelenin kendisinde verilidir: Teorik olarak edindiğimiz her bilgiyi, her birikimi proletarya ve emekçi yığınların, ezilen ulus ve ulusal toplulukların kapitalizme karşı, sömürüye karşı vardığı özgürlük mücadelesiyle birleştirmek. Her Leninist, sürekli olarak okuyup kendisini geliştirirken, ulaştığı her sonucu, marksizmin öğretisini kendi günlük faaliyetiyle birleştirmelidir. Fabrikada, atölyede, mahallede ya da okulda her nerede faaliyet gösteriyorsa orada, öğrendiklerini diğerlerine öğretir, kendisiyle birlikte çevresindekileri de geliştirerek, mücadeleyi kazanarak bunu başarabilir.
Kapitalizmi yıkmak, binlerce yıllık sınıflı topluma kapitalizmle birlikte son verip sınıfları ortadan kaldırmak amacıyla harekete geçtik. Bunu başarmak için, insanlık bilgisinin özümlenmesi gereklidir. Bu yetmez, milyonlarca ve milyonlarca sömürülen, ezilen, aşağılanan emekçinin kendilerini açlığa, sefalete ve acılara boğan bu sisteme karşı duydukları öfkeyle bu birikimi birleştirmeli, milyonların öfkesini, iradesini tek bir çatı altında tek bir irade olarak toplamalarını sağlamalıyız Bu tek irade bu birikmiş öfke ve güç olmaksızın devrim davası, sosyalizm davası başarıya ulaşamaz.
Her Leninist bunları iyice kavramalı, bu bilinçle öğrenmek için harekete geçmelidir. Öğrenmek, öğrenilen öğretiyi pratik olarak buluşturup örgütlü güç haline getirmek, emekçi milyonlarla buluşmak, uğruna mücadeleyi geliştirmek; işte devrime yürüyen proletarya ve emekçi yığınlara, ezilen ulus ve ulusal topluluklara önderlik etmenin tek yolu budur. Devrim davasının, sosyalizm, davasının neferleri olmanın yolu budur. Bu yoldan yürüyerek milyonların yüreklerini ve beyinlerini kazanmadan devrim davası ve sosyalizm davası zafere götürülemez.
Az ya da çok demeden hergün mutlaka, okumak, öğrenme faaliyetini günlük yaşamın olağan bir parçası haline getirmek gerekiyor. Nazım Hikmet'in aşağıdaki dizeleri her Leninistin kulağına küpe olmalıdır.
“Komünistler bir çift sözüm var size:
İster devlet başında olun, ister zindanda
İster sıra neferi, ister parti sekreteri
Lenin girebilmeli her zaman, her mekanda
İşinize, evinize, bütün ömrünüze
Kendi işi, öz evi, kendi ömrüymüş gibi...”






