Son dönemde devimci yükseliş tüm emekçilerin mücadelesinde görülüyor. Kır emekçileri, yoksul köylülük, küçük çiftçiler bu devrimci yükselişe katılıyorlar. Bütün her tarafta köylüler sorunları için ayağa kalkıyor. Farklı gerekçelerden yola çıkılsa da bir çok eylemde bu hareket ortaya konuluyor. Sık sık yollara dökülme, mitingler, yol kesme, ürünleri dökme gibi bir çok eylem yapılıyor. İrili ufaklı eylemler ve etkinlikler öyle yayıldı ki, geçmişte önemli bir olay olarak görülen şimdi günlük, olağan, sıradan hale geldi. Her gün gerçekleşen sayısız eylem ve etkinlik ancak dergilerde ve yerel medyada yer buluyor, çoğunluğu hiç bir medyada yer bulamıyor. Ulusal çapta yayınlarda ise çok azı yer buluyor. Eylem ve etkinlikler çok çeşitli. Kırsal alandaki bilinçlenme ve örgütlü hareket etme anlayışının oluşmasıyla değişik sorunlar için, çevre vs. sorular için bile eylemler yayılıyor. Küçük köy ve kasabalara kadar köylülerin sorunları için ve çevre sorunları için yaptıkları eylemler yayıldı, etkinlikler yayıldı. Kırlarda yaşayanları bu mücadeleye iten bir çok sorun var.
Tarımın en gelişmiş olduğu Ege, Marmara, Trakya bölgeleri de içinde olmak üzere her tarafta ilçe hapishanelerinde köylüler aldıkları cezaları yatmak için sıraya girmiş durumdalar. Tarım için aldıkları borçları ödeyemediği için ceza alanların sayısı ilçe hapishanelerine sığmayacak kadar çok. İlçe hapishanelerini dolduranlar çiftçiler ya da küçük üreticiler çoğunlukla. Yer boşaldıkça cezalarını yatmak için sıra bekliyorlar. Küçük üreticiler hızla sefalete sürükleniyor, yıkım yaşıyorlar.
TARIM POLİTAKALARI VE KIRDA MÜLKSÜZLEŞTİRME
Kırda yaşamını tarımla sürdürenler küçük ve orta ölçekli toprak sahipleri bu duruma nasıl geldi? Tarım ve hayvancılık politikaları son yirmi yıldır, özellikle 1998 sonrası AB ile yapılan anlaşmalar sonrası tasfiye politikası oldu. AB’nin, tarımsal alanda yaşayan nüfusun yaklaşık üçte ikisinin tasfiyesini dayatmasıyla köylülerin durumu giderek kötüleşip yıkıma dönüştü. Emperyalist ve işbirlikçi tekelci sermaye tarım alanında daha etkili olmaya başladı. Küçük üreticiler hızla mülksüzleştiler, yıkıma uğradılar. Tekellerin tarım alanında etkinliği hızla artıyor, egemenliği güçleniyor. Tekelleşme arttıkça bunun karşıtı olarak toprağını kaybeden ya da terk eden küçük üreticilerin sayısı da artıyor. Tarıma dayalı olarak yaşamını sürdüren nüfusun tasfiyesiyle bunların pazarı tekellerin eline geçiyor, kendileri ise direk olarak tekellerin sömürüsü altına giriyor, ücretli işçi oluyorlar.
Tarımı ve tarımla yaşamını sürdürenleri tasfiye için bir çok yöntem kullanılıyor. Tarım ürünlerinin fiyatları düşük tutulup köylünün ihtiyacı olan her türü teknik araç gereç, eşya, yüksek fiyatla satılır, köylüler üzerindeki sömürü süreklileşir. Köylülerden alınan vergiler sömürüyü katlanılmaz hale getirir. Marx, Fransız köylüsünün şeytanı vergi memuru kılığında tasvir ettiğini söyler. Bizde de çok değişik yerlerdeki köylerde o köyden birinin yaşadığı olay olarak anlatıla gelen vergi memuru hikayesi var. Köylüler mal müdürlüğü tahsildarı derler. Tahsildarın köye gelişini haber alan köylü, vergi verecek gücü olmadığından eşeği yatağa yatırır. Tahsildar geldiğinde yataktakinin kim olduğunu sorar, köylü “Babam, çok hasta yatıyor” der. Hikayenin her yerde farklı biçimlerde anlatılması köylülerin vergi yoluyla daima ezilmesinin hikayesidir. Bu ezilme şimdi daha beter olarak sürüyor.
Yakıt fiyatı başlı başına bir soygundur. Dünyanın hiç bir yerinde buradaki kadar pahalı akaryakıt yok. Akaryakıta verilen yüksek para (bunun üçte ikisi vergi) ürünlerin dünya piyasasına göre daha pahalıya üretilmesine yol açıyor. Tarım için uygulanan sözde indirim dünyanın en pahalı akaryakıtı olması gerçeğini değiştirmiyor.
Diğer tarım girdileri çok yüksek fiyatlarıyla; her yıl ödenen gübre, ilaçlama, tohum parası sürekli çiftçileri ezen bir sömürü aracı. Emperyalist tekellerin bu alandaki hakimiyeti sonucu tohum her yıl fahiş fiyata alınır oldu. Kimi tohumların gramının altın fiyatıyla yarıştığına tanık olundu. Tohum alan onun için zorunlu(?) olan ilaçları da almak zorundadır. Pahalı tohum, ilaçlama vs. derken elini kaptıran çiftçi kolunu kurtaramıyor.
Çiftçiler bütün sömürüyle pahalı girdilerle vs. baş etse bile bu sefer pazar sorunu çıkıyor önüne. Pazarlarda tekeller egemenlik kurdular. Market zincirlerinde her gün binlerce ton ürünü satıyorlar. Giderek artan bir şekilde pazarın önemli kısmı tekellerin eline geçmiş durumda. Fiyatları istedikleri şekilde aşağı-yukarı çekiyor, spekülasyon yapabiliyorlar. Çiftçinin ürünü pazara sürmesinin önündeki engeller sürekli arttırılıyor. Nakliye sorun, pazarda satabilmek sorun. Geçmiş yıllarda çıkartılan “Hal Yasası” da tamamen üreticinin pazarda ürün satmasını engellemek için çıkartılmıştı. Her şeye rağmen pazara ürünü ulaştırdığında çiftçi bu sefer emperyalist ülke ürünleriyle rekabet edemiyor. Çiftçi ürünü zararına, çaresizlikten tekellere ve tüccarlara satmak zorunda kalıyor, eğer tarlada çürütmezse.
Emperyalist ülkeler sömürüden aldıkları güçle ileri düzeyde üretkenliği yakalamış, daha yüksek verimlilikle ürünlerini daha ucuza üretiyorlar. Tarım alanına daha fazla sermaye yatırıp, büyük ölçekli ve tekniğe dayalı tarım yapmaları bizdeki çiftçiden daha ucuza ürün elde etmelerini sağlıyor. Emperyalist ülkeler tarımda yüksek sübvansiyon uyguluyorlar. Kimi ürünlerdeki sübvansiyon bizdeki çiftçilerin aynı ürünü satarak alacağı miktarı buluyor. Yani emperyalist ülkelerin tekelleri kimi ürünleri daha satmadan bizdeki çiftçinin kazanacağını elde ediyor, satıştan geleni de üzerine ekliyor. Bu ve diğer yöntemlerle emperyalistler dünya pazarlarında üstünlük kuruyorlar. Latin Amerika ve ABD’den gelen tatlandırıcılar nedeniyle bizdeki şeker pancarı üretiminin tasfiye edilmeye başlanması, hayvancılık ve çiftçilikle uğraşan yüz binlerce köylünün yaşam olanaklarını elinden alıyor. Bizde uygulanan sübvansiyon hem düşük hem de asıl olarak büyük toprak sahiplerine, tekellere gidiyor.
Emperyalist ve işbirlikçi sermayenin tarım alanındaki politikaları, küçükleri tasfiye politikasıdır. HES (Hidroelektrik Santrali) projeleri de bu politikanın ürünü. 600’den fazla HES projesi kararı alınıp 500’den fazlası uygulamaya geçirilmiştir. HES yapımıyla dereler, nehirler ve diğer su kaynaklarının suları buralarda toplanacak. Kuşaklar boyu dereler, nehirler ve diğer su kaynaklarından yararlanarak çiftçilik yapanlar artık çiftçilik yapamaz hale getiriliyor. Su yatakları değişeceği için bu sulardan beslenen tarım çökecek, doğal bitki örtüsü kuruyacak. Eskiden su alan tarım alanları su alamayacak ya da yüksek maliyetli kanallar gerekecek. Doğa, tarih ve kültür tahrip edilecek. Nem oranı değiştiği için yetişen geleneksel ürünler ya hiç yetişemeyecek ya da kalitesi bozulacak. Yoğun tepkiler nedeniyle HES için toplanan suyun paralı olmayacağı açıklanıyor, ancak bir süre sonra paralı hale gelecektir. Dolaylı ya da direk olarak para alınacaktır.
Tüm sömürü ve tasfiye politikalarıyla küçük üreticiler mülksüzleştiriliyor. Topraklar ve tarım araçları daha az elde toplanıyor. Mülksüzleşenler proletarya saflarına ya da işsizler ordusuna katılıyor.
Köylülerin sorunlarının çözümünde toprak reformuna nasıl yaklaşmalıyız? Feodalizmin yıkılması ya da tasfiyesi süreçlerinin bir politikası olarak toprak reformu bir çok ülkede gerçekleşti. Hala dünyanın bazı bölgelerinde toprak dağıtımı gündeme geliyor. Bolivya’da Morales iktidarının köylüye küçük bir toprak dağıtma kararına burjuvazi şiddetle karşı çıkmıştı. Hayvancılık yapan büyük burjuvaların geniş otlaklarında, bir inek için düşen toprak miktarından daha küçük bir toprak parçasının mülksüz bir köylü ailesine verilmesini istemiyorlardı. Burjuvazinin beslediği bir ineğe verdiği değer bir köylü ailesinden daha fazlaydı. Brezilya’da Topraksızlar Hareketi yoksul, yaşamdan dışlanmışların yürüttüğü güçlü bir hareket. Toprak talebiyle işgaller eylemler yapıyorlar yıllardır. Bazı Asya ülkelerinde de toprak talebi görülüyor. Bizde durum nedir? 1960’lı yıllarda toprak reformu toprak talebi köylülerin önemli istemleri arasındaydı. Bu amaçla örgütlenmeler ve mücadeleler gerçekleşti. Toprak talebi giderek zayıfladı. Aradan geçen süre içerisinde üretim ilişkilerinde gelişmeler yaşandı. Son yirmi yılda kırsal kesimlerden şehirlere akan nüfusla kırsal bölge nüfusu azaldı, şehir nüfusu çok arttı. Bizde yaygın olarak küçük ölçekli toprak parçalarında tarım yapılıyor. Köy nüfusunun çoğunluğu küçük topraklara sahiptir. Bu yüzden de mülksüzleştirilen nüfus sayısı yüksektir. Kapitalist sömürü çiftçileri öyle bir hale getirdi ki, kimileri toprağını terk edip kentlere taşındı. Terk edilen bu topraklar boş duruyor. Çünkü yapılan üretimden elde edilen gelir, üretim giderlerinden daha düşük. Şimdi köylerde çiftçilik yapanlar daha verimli topraklarda yarım yapanlar. Onlar da aşırı sömürü karşısında çöküşü yaşıyorlar. Köy nüfusunu oluşturanlar, verimli toprakları, sulak toprakları işleyenler, bol merası olup hayvancılık yapabilenler, emekli olup köyüne dönenler, hem kendi toprağında hem de geçici mevsimlik işlerde çalışanlar, kentlerdeki, yurtdışındaki yakınlarından destek alanlar, köy bölgesindeki işletmelerde çalışanlar ve çoğunlukla da yaşlılardan oluşuyor. Bunlar dışındakiler tutunamayıp göç edecek olanlardır. Açıkçası, köylünün, çiftçinin en önemli sorunu toprak sahibi olmak değil. En verimli topraklarda tarım yapanlar bile kapitalist sömürü nedeniyle çöküş yaşıyorlar. Bu koşullarda köylüye toprak dağıtımı doğru bir çözüm değil. Büyük topraklarda tarım yapılması tarihsel gelişmenin gereğidir. Büyük toprakların parçalanıp dağıtılması geri bir yaklaşımdır. Küçük ve orta köylünün mülksüzleşmesi tarihsel gelişmenin, üretici güçlerin gelişmesinin kaçınılmaz bir sonucudur ve bizim üzüleceğimiz bir durum değildir.
Bütün bu gerçeklik, köylünün, çiftçinin yaşadığı sorunların boyutunu gösteriyor. Sorunları ortaya koymak doğru çözümlerin anlaşılması içindir. Mücadelenin büyük bir yükseliş içinde olduğu bu koşullarda devrimci çözümlerin emekçiler tarafından anlaşılması, ikna olması gerekiyor.
DEVRİMİN ÇÖZÜMÜ
Sorunların asıl kaynağının kapitalist sömürü olduğunu ortaya koyduk. Kapitalist sömürüyü, yoksul köylünün, küçük çiftçinin ezilmesini ortadan kaldıracak önlem ve politikalarımızı bir kez daha belirtelim. Gerçek çözümler sömürücülerin, işbirlikçi tekelci sermayenin egemenliğinin yıkılmasıyla gerçekleşir. Devrim olmadan öne sürülen her “çözüm” ve politika yüzeysel ve aldatmaya yönelik olacaktır. Mülksüzleşen, sömürülen köylüler işçi sınıfının sermayeye karşı mücadelesinde işçi sınıfını izlemeli, kavgaya işçi sınıfının yanında girmelidir. İşçi sınıfını da orta, küçük ve yoksul köylüyü de ezen, sömüren aynı kapitalist güçtür. Tekelci sermayenin egemenliğini yok edecek olan işçi sınıfıdır, bu yüzden işçi sınıfının devrim mücadelesine katılmalılar.
Devrimin ilk hükümeti, Geçici Devrim Hükümeti küçük köylünün, küçük çiftçinin bankalara ve kredi kuruluşlarına olan tüm borçlarını silecek, ipotekleri kaldıracak. Emperyalist ve işbirlikçi tekellerin tüm varlıklarına el konulup toplumsallaştırılacak. Büyük topraklar zor alım yoluyla el konulup ulusallaştırılacaktır. Bütün büyük kapitalist işletmeler ve bunun içindeki tarım işletmelerine el konulduğu zaman buraların yönetimini çalışanları yürütür. Toplumsallaştırılan toprakların kullanım hakkı, tasarruf hakkı Devrimci Köylü Komitelerince yürütülür. Devrimle birlikte toplumsallaştırılan topraklar ve üretim araçları, işletmeler Devrimci Köylü Komitelerinin tasarrufuna girer. Üretimde planlama başlayacağı için bir ürünün kıt ve pahalı, diğerinin ucuzluktan çürümesinin, spekülasyonun, emek israfının önüne geçilebilecektir. Üreticilere her türlü bilimsel, teknik olanaklar sağlanır. Bilimsel çalışmayla her toprak için uygun ürün, tohum, gübre ve diğer gereklilikler yerine getirilerek verimlilik arttırılır. Üretim bilimsel olanaklardan yararlanılarak gerçekleşir. Boş bırakılan toprakları işlemenin yolu açılır.
Sosyalizmde toprakların birleştirilmesiyle yapılacak büyük ölçekli tarımda üretim artmış olacak. Küçük ölçekli toprakların bütün zorlukları ortadan kalkacağı için yakıt tüketimi azalacak, bilimsel destek kolaylaşacak, emek üretkenliği artacak. İlaçlama, gübreleme, tohum ekimi, sulama gibi işler de kolaylaşarak verimliliği arttıracak. Toprak mülkiyeti yerine toprağı işleme esas alınacak. Tarımsal sanayi işletmeleri tarım bölgelerinin ihtiyacına göre yaygınlaşacak.
Demokratik Halk Devrimiyle emperyalist ve işbirlikçi tekellerin köylünün yıkımına yol açması son bulacak. Devrim öncesi ezilen, sömürülen kır emekçileri artık sömürüsüz bir yaşam kurabilecek.
Bütün bunlar için, yaşadığımız tarihsel koşulları devrime dönüştürmek için, büyük mücadeleler verilip zafere ulaşmak için Geçici Devrim Hükümeti kurulmalıdır.






