İşbirlikçi sendikacıların Tekel eylemini satmak, hükümeti rahatlatmak ve kendi üzerlerindeki baskıyı hafifleterek günü kurtarmak için aldıkları iş bırakma eylem tarihi yaklaşıyor.
Bilindiği gibi dört konfederasyon Şubat ayında, Tekel eylemini zafere taşımak üzere hemen yapılacak, ciddi, çaplı bir eylem kararı alacaklarına günü kurtarmak için, işçilerle alay edercesine, üç ay sonrasına bir “genel eylem” kararı almışlardı.
İşbirlikçi burjuva sendikacılar böyle bir kararı alırlarken bunun hayata geçeceğine dair en ufak bir beklentileri yoktu. Zaten kendileri de bu eylem kararını bu amaçla almamışlardı. Amaç işçileri oyalayarak bir yandan hükümete nefes aldırırken bir yandan da günü kurtarmaktı. Nasıl olsa, “Üç ay sonrasına Allah kerim”di!
Ama işler bekledikleri gibi gelişmedi. İşçi sınıfında devrimci eyleme duyulan istek, zafer umudu, kurtuluş isteği, işbirlikçi sendikacıların “laf olsun diye” aldıkları eylem kararını dahi işçilerin ciddiye almalarına yetti. İşçi sınıfı ve diğer emekçi kitleler şimdi 26 Mayıs eylemine hazırlanıyorlar.
Eylem Bayrağına Ne Yazmalı?
Bu durumda işbirlikçi burjuva sendikacılar nasıl davranırlar? Öncelikle şunu tespit etmek gerekiyor: tüm isteksizliklerine rağmen eylemi tümden erteleme ya da iptal etme ihtimalleri son derece düşük. Çünkü böyle bir davranış onları ayakta tutan en geri işçiler nezdinde bile gözden düşmelerine yol açacak. Kendilerini yıpratacak böyle bir davranışta bulunmayacak kadar bu işin erbabıdırlar.
Bunun yerine iki şey yapmaya çalışacaklar. Birincisi, katılımı düşürmek, sıradan bir eyleme dönüştürmek, eyleme olan ilgiyi en aza indirmek için ellerinden geleni yapacaklar. 1 Nisan eylemi buna örnektir. O zaman başvurdukları yöntemler 26 Mayıs’ta ne yapacaklarının göstergesidir.
İkincisi, eylemi talepler yönünden güdük, sınırlı, olabilecek en dar sınıf çıkarlarıyla sakatlanmış bir eyleme dönüştürmeye çalışacaklar. 4C’nin iptal edilmesi, işçilerin özlük haklarının verilmesi vb. öne sürecekleri en ileri talepler olacaktır.
İşbirlikçi sendikacıların bu oyununu bozmanın yolu var ve bu oyun bozulmalıdır. Bu konuda en büyük görev sınıf bilinçli öncü işçilere düşmektedir. Öncü devrimci işçilerin, eyleme katılımı artırmak için tüm çabayı göstereceklerini bildiğimiz için, üzerinde durmaya gerek görmüyoruz.
Üzerinde durmak istediğimiz ve asıl belirleyici nokta olarak gördüğümüz şey, işçilerin önüne sürülecek talepler konusudur.
Bütün önceki eylemlerde olduğu gibi Tekel eylemi de bize şunu gösterdi: dar, sınırlı, güdük, düzen içi bütün istemler, tek tek öne sürüldüklerinde sermaye sınıfının ve devletin işçileri aldatmasının bir aracı haline dönüşebiliyorlar. Yine Tekel eylemi gösterdi ki, işçi sınıfının, işsizlik dâhil, tüm temel sorunlarının çözümü iktidar sorununa gelip dayanmıştır.
Sadece işçi sınıfının değil, ezilen Kürt halkının, diğer emekçi sınıfların ve ulusal topluluk halklarının temel yaşamsal sorunlarının çözümü de aynı şekilde, sermaye iktidarının yıkılarak yerine demokratik bir Halk İktidarının kurulmasına bağlıdır.
Böyle devrimci bir iktidar kurulup tüm büyük üretim araçlarına, bankalara, büyük topraklara, zenginliklere el koymadan artık ne işsizlik, ne yoksulluk ne de başka bir temel sorun çözülebilir. Bir Devrimci Demokratik İktidar kurulmadan bu sorunların çözülebileceğini söyleyenler -işçi sınıfının bilinçli düşmanları değillerse- sadece işçileri ve kendilerini aldatmış olurlar.
Ve en önemlisi, artık böyle bir iktidar mümkün olmaktan da öte bir zorunluluk halini almıştır. Tekel eylemi, 1Mayıs’ta alanlara akan milyonları bulan kitle, Newroz, Kürt halkının yiğitçe mücadelesi, işçi sınıfının artan devrimci kitle eylemleri, hükümetin, Meclis’in, devletin, tekelci kapitalist ekonominin içinde bulunduğu ağır bunalım, bütün bunlar, toplumun kurtuluşu için işçi sınıfının öncülüğünde bir Halk İktidarının mümkün ve zorunlu hale geldiğini gösteriyor.
İşçi sınıfı, toplumun en devrimci, öncülük yeteneğine sahip tek sınıf olarak, toplumu sermaye sınıfının zulmünden kurtarmak üzere bayrağına işte bu devrimci istemi yazmalıdır. Bu konuda en büyük görev sınıf bilinçli devrimci öncü işçilere düşmektedir. Sınıf bilinçli devrimci öncü işçiler, işçi sınıfına iktidar bilincini götürerek, sınıfın tarihsel devrimci rolünü oynamasının yolunu açmalılar.
Ama sınıf bilinçli öncü işçiler, bunu başarabilmek için her şeyden önce kendilerini sosyal reformist ve oportünist etkilerden kurtarmalıdır. Çünkü, sosyal reformist ve oportünist güçler, devrim ve iktidar sorununu bilinmez bir geleceğe erteleyerek işçi sınıfına düzen içi bir “aşırı muhalefet” partisi olarak kalmayı öğütlemekte, sınıf bilinçli işçileri umutsuz ve karamsar bir ruh haline iterek onların devrimci bilincini sakatlamaktalar.
Sermaye sınıfının iktidarını yıkmak, yerine Halk İktidarını kurmak mümkündür. İşçi sınıfı ve diğer emekçi sınıfların, ezilen halkların buna hazır olmadığı iddiası koca bir yalandır. Atina’dan Londra’ya kadar Avrupa başkentlerini ateşe vermeye hazır işçi sınıfı en güncel ve somut kanıtımızdır. Türkiye ve Kürdistan işçi sınıfı Avrupa işçi sınıfından daha geri, daha bilinçsiz, daha az mücadele istekli değildir. Aksine, Avrupa işçi sınıfı uyurken Türkiye ve Kürdistan işçi sınıfı yeri göğü birbirine katıyordu.
İşbirlikçi sendikaların oyununu bozmanın, onların işçi sınıfı üzerindeki etkilerini kırmanın yolu, işçi sınıfının önüne geri talepler sürmek değil, sınıfın karşısına devrimci taleplerle çıkmaktır. Şimdi bir avuç işçinin bile Halk İktidarı hedefiyle öne çıkması büyük önem kazanmıştır. Çünkü böyle bir çıkış, kitlelerin gürül gürül akacağı bir kanalı açmış olacaktır.
Leninist Parti, sınıf bilinçli devrimci öncü işçileri bu tarihsel sorumluluklarını yerine getirmeye çağırıyor.






