Pentagon destekli düşünce kuruluşu Stratfor, Yunanistan’a ilişkin oldukça dikkat çekici bir rapor hazırladı. Rapora göre en çok üç yıl içinde bu ülkede şiddetli alt üst oluşlar gerçekleşecek ve tüm Avrupa’da bir deprem etkisi yaratacak. Emperyalistlerin dilini artık tanıyoruz; onların şiddetli alt üst oluş dediklerinde, bir devrimden bahsettiklerini biliyoruz.
Yunanistan emperyalist-kapitalist dünyanın “deney alanı” haline geldi; şiddetli bir krizde alınacak şok tedbirleri, bunların toplumsal sonuçlarının hangi yöntemlerle göğüslenebileceği orada test ediliyor. Buradan, Yunanistan’da süre giden ekonomik yıkımın bir emperyalist tezgah olduğu sonucu çıkartılmamalı. Kapitalist gelişmenin tüm dinamikleri bu krizi olgunlaştırdı ve patlattı. Ancak oldukça güçlü bir komünist parti, onun kontrolündeki sendikalar ve mücadele yetenekleri hayli diri bir işçi sınıfının bulunduğu Yunanistan, bir anda emperyalist dünyanın işçi sınıfı karşısında direncini ölçmenin laboratuvarı haline geldi.
Krizi Değil Devrimi Önleme Hazırlığı
Gerçek şu ki, emperyalist kapitalist dünya, yaşamakta olduğu son büyük krizde ikinci dalgaya hazırlanıyor. Hatırlanacaktır; ilk büyük dalga Lehmann Brothers ve daha pek çok şirketi yutmuş; hükümetler neredeyse 40 trilyon dolarlık küresel bir operasyonla bu ilk dalganın daha fazla şirketi yutmasını önlemişti. Böyle davranarak, namludaki son kurşunu da harcadılar. Oysa ki krizi olgunluğa taşıyan, hızlandıran ve yaygınlaştıran ne kadar etmen varsa, şimdi tüm şiddetiyle ikincisini hazırlıyor ve hükümetlerin önünde ekonomik bir kurtarma paketi yok. Şimdi burjuva dünyası, yalnızca ikinci dalgayla ortaya çıkacak muazzam proleter dalgaya karşı kendisini hazırlamakla meşgul.
İlk dalga, dünyanın en büyük bankalarını götürmüştü, ikincisinin ise en güçlü görünen hükümetleri bile iflas ettireceğini herkes görüyor. Yunanistan bunun ilk örneği ve son değil. Avrupa’da Portekiz, İspanya, İrlanda, Macaristan hatta İngiltere, sular az daha yükselse batacak olan gemiler. Ve hemen onların ardında ABD ve Japonya gibi sistemin iki temel direği bulunuyor.
Hükümetler, şirketleri kurtarmak adına trilyonlarca dolarlık mali operasyonlara girişince, bütçe açıklarını dengelemek için harcamalarını dramatik ölçülerde kısma yoluna girdiler. Borcu borçla kapatma devri artık kapandı. Bu döngüyü besleyen dünya ticaret hacmindeki genişleme, son iki yılda negatif bir rakama sahip. Artık hiçbir ülke, ürettiğinden daha fazlasını harcama lüksüne sahip değil. Kriz bu çılgın partinin sonunu getirdi. Şimdi hükümetler, kocaman bir delik gibi bütçelerindeki her şeyi yutan borç servislerini besleyebilmek için vergileri yükseltiyor, sosyal harcamaları buduyor, asgari ücretleri kesiyor, emeklilik yaşını yükseltiyor. Bütün bu tedbirlerin büyük bir kalkışma ile sonuçlanacağını bilmemek imkansız. (İmkansız değil, ortalama sol hiç böyle düşünmez). Bir küçük burjuva gibi dar kafalı olmayan tekelci kapitalistler ise bu büyük kalkışmayı önlemenin deneyine şimdiden Yunanistan ile girişti. Avrupa’da devrim dinamiklerinin en güçlü olduğu bu ülkede ayaklanmayı bastırabilirlerse, diğerlerinde daha rahat olacaklarını tahmin ve umut ediyorlar.
İsyan Dünya Çapında
Gerçekten de, koca emperyalist dünya karşısında tek başına olsaydı, Yunanistan proletaryası isyanını birkaç aydan fazla sürdüremezdi. Fakat Avrupa’nın diğer ülkelerinde de beliren krizle birlikte proleter hareket, Yunanistan işçilerini isyanlarında yalnız bırakmayacaklarını çoktan kanıtladı.
Bu büyük destek sayesinde Yunanistan işçi sınıfı, yılbaşından bu yana altı kez genel greve çıktı. Hükümet “seferberlik” ilan etmek ve orduyu işin içine sokmak zorunda kaldı. Bu ülkede mücadele, hızla iç savaşa evrilmeye başladı. Bir anda Yunanistan, Avrupa gibi sendikaların ve komünist partilerin güçlü olduğu bir kıtada, işlerin ne denli hızlı biçimde bir iç savaşa dönüşebildiğinin laboratuvarı oluverdi. Şimdi sırada benzer koşullara sahip Portekiz, İtalya, İrlanda var. Ama bu ülkelerden “rol çalanlar” yok değil. Romanya’da hükümet onbinlerce memurun işine son verecek paketi görüşmeye başladığı gün, binlerce emekçi parlamentonun kapılarını kırmak üzereydi. Anayasa mahkemesi söz konusu paketi iptal ederek, son dakikada çok ciddi bir devrim tehlikesini savuşturdu. Romanyalı emekçiler devrimin eşiğinden dönseler de, eylem alanlarını terk etmediler.
Emperyalist merkezlerde durum daha rahat değil. Kriz, daha ikinci büyük dalgayı vurmadan önce, mevcut hükümetleri hızla yıpratıyor. Fransa’da Sarkozy hükümeti, son yerel seçimlerde adeta vurgun yedi. İngiltere Merkez Bankası başkanı, yeni seçilen hükümetin bir daha onlarca yıl kitlelerden oy alamayacak kadar yıpranacağı ikazını yapıyordu. Japonya başbakanı “Durumumuz Yunanistan’dan farklı değil” sözleriyle nasıl bir yangının ortasında olduklarını itiraf etmişti. ABD’de Obama yönetimi bir yıl içinde kamuoyu desteğinin yarısını yitirdi, hemen her hafta Wall Street’te eylem yapan sendikaların öfkesinden korunmak için göstermelik düzenlemeler yapmak zorunda kalıyor ve bu arada eyalet yönetimleri iflas noktasını aştıklarını ilan ediyorlar. Almanya’da Merkel, son cumhurbaşkanlığı seçiminde görüldüğü üzere artık bir azınlık hükümetidir. Ve giderek sola kayan Alman işçi sınıfını durduracak gücü bulunmuyor.
Dünyanın geri kalanı bu tablonun dışında değil. Kolombiya’da FARC’ın başını çektiği boykot cephesi, son seçimlerde katılımı % 40’lar seviyesine düşürdü. Güney Amerika’nın geri kalanı zaten biliniyor. Hindistan’da yoksul köylülerin isyanı pek çok eyalete yayılmış durumda ve şiddetli çarpışmalar yaşanıyor. Yemen’de eski sosyalist güney bölgesinin emekçileri silahlı bir isyanın hızla etkisi altına giriyorlar. Bangladeş’te tekstil işçilerinin eylemleri, hükümete darbe anayasasını iptal ettirdi. Buna benzer daha pek çok ülkede ortaya çıkan isyanlar, silahlı ayaklanmalar, grevler, sokak eylemleri dünya proletaryasını, yaklaşan ikinci büyük kriz dalgasına hazırlıyor.
2008’de gelen ilk kriz dalgasında eylemler bu denli yoğun değildi. Ama ikinci dalgayı dünya emekçileri ve proletarya çok yoğun bir eylemlilik süreci içinde karşılıyor olacak. Bu dalga hükümetleri iflas noktasına getireceği için, kimi ülkelerde devrimin zaferini görmek şaşırtıcı olmayacak.
Örneğin Gücü
Küresel dengeleri allak bullak eden bu büyük dalgalanmaların Türkiye ve Kürdistan’ı “teğet” geçeceğini sananlar hala var mıdır, bilinmez. Ancak kesin olan şu ki, bu topraklarda ekonomik kriz, çifte darbe etkisinde yaşanacaktır. Hem ilk krizde paçayı sıyıran banka ve şirketlere hem de hükümete iflas bayrağını çektirecek bir çifte darbedir bu. Ve adeta, bu çöküş şiddetli olsun diye, şu günlerde Türkiye piyasalarına “sıcak para” akışı olağanüstü hızlandı. Dünyadaki en yüksek faiz oranı, en çok yalpalanan borsa ve döviz piyasası burada. Kısa süreli kazançlarını hızla yükseltmek isteyen uluslararası emperyalist sermaye, adeta talancı çekirge sürüsü gibi akmaya başladı. News Week, Wall Street Journal gibi sermaye sözcüsü gazetelerde abartılı bir Türkiye övgüsü almış başını gidiyor. Her şey, Arjantin’i yere seren 2001 krizi öncesine benziyor. O zaman da Arjantin bu gazeteler tarafından inanılmaz övgülere boğuluyordu.
Türkiye ve Kürdistan emekçi sınıfları bu yıkım darbesini sokakta karşılıyor. Bu topraklarda sınıf mücadelesi hep çok sert oldu. Ancak, yirmi yıl önce hemen yanı başımızdaki sosyalist sistemin dağılmasını bire bir gördük. Geniş emekçi kitleler açısından, örneğin gücünden daha etkili hiçbir şey yoktur. Hemen burnumuzun dibindeki sosyalist sistemin dağılması, proleter hareketin ideolojik mücadele kanalına telafisi güç darbeler vurmuştu. Şimdi tam tersi bir süreçten geçiyoruz. Yunanistan, Romanya, Kırgızistan vd. buralardaki ciddi sarsıntılar hemen yanı başımızda yaşanıyor. “Örneğin gücü”, belki hiçbir yerde olmadığı denli etkili bir güç olarak devrim yürüyüşümüzü hızlandıracaktır.






