Monday, May 21st

Güncelleme:06:11:03 PM GMT

Başlıklar:
Buradasınız: Anasayfa Makaleler Makaleler DEVRİM KORKUSU SERMAYE SINIFINI SARDI

DEVRİM KORKUSU SERMAYE SINIFINI SARDI

e-Posta Yazdır PDF

Geçtiğimiz hafta, öğrenci gençlik hareketi Türkiye’nin gündemine damgasını vurdu. Olayların gelişimini hatırlayalım. Başbakanın üniversite rektörleriyle yapacağı toplantıyı protesto için toplanmaya çalışan öğrenciler polis tarafından yakalandıkları yerlerde vahşet derecesinde dövüldüler. Kimisi Dolmabahçe’de kimisi daha yoldayken, otobüslerden indirilerek gözaltına alındı. Gözaltına alma operasyonu faşist devletin polisine uygun biçimde gerçekleşti. Henüz burjuva yasalara göre bile oluşmuş bir “suç” yokken, “suç işleme ihtimali” var diyerek öğrenciler tekme-tokat, coplar, yumruklar arasında gözaltına alındılar.

Yerlerde sürüklenen, tekmelenen, coplanan genç kadın öğrenciler, yüzü gözü morarmış erkek öğrenciler, son teknoloji ürünü aletlerle öğrencilerin üzerine biber gazı, savaşlarda bile kullanımı yasak olan portakal gazı sıkan, yere düşen öğrencileri çiğneyerek üzerinden geçen polislerin görüntüleri toplum vicdanını ayağa kaldıracak cinstendi.

Burjuva muhalefet, olası tepkilere burjuva kanallar açmak üzere öğrencilere yarım ağızla da olsa sahip çıkar gibi yaptı. Polisin “aşırı güç” kullanması eleştirildi, İstanbul Emniyet Müdürü’nün istifası istendi, olay Meclis’e kadar taşındı. Burjuva muhalefetin bu ilgisinden sosyal reformistler de memnundu. Ne de olsa “ses getirmişler”di. Burjuva muhalefetin ne yapmak istediği değil, olayın Meclis’e taşınmış olması onlar için önemliydi.

Ama bu sahnenin ilk perdesi henüz kapanmıştı ki ikinci perde açıldı. Devrimci öğrenci gençlik hareketinin sembol okullarından biri olan Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde bir toplantı düzenleniyor. Toplantıya CHP’nin yeni Genel Sekreteri ile devletin faşist politikalarına “yasal kılıf” hazırlamaktan sorumlu hükümet kanadına mensup “Kuzu” soyadlı bir milletvekili katılıyor. Birkaç gün öncesinde devletin faşist terörü ile karşı karşıya gelen öğrenciler, sermaye sınıfının bu temsilcilerinden hesap sormak üzere hazırlık yapmışlardı.

Toplantı başlayınca “kıyamet koptu.” Öğrenci gençler önce CHP Genel Sekreteri’ne tepkilerini göstererek konuşmasını engellediler. Arkasından söz alan AKP’li milletvekili daha konuşmasına başlamadan kafasında kırılan yumurtalar nedeniyle arkasına bakmadan kaçmak zorunda kaldı. Yumurtalar yağmur gibi yağmıştı faşist devletin icraatlarına “yasal kılıf” hazırlamaktan sorumlu milletvekilinin kafasına.

Bu kadarı da fazlaydı artık! CHP’nin “taze gelin” modundaki Genel Sekreteri yüzünde eğreti duran o “sosyal demokrat” maskeyi artık daha fazla taşıyamazdı. Gerçek siyasi çehresiyle ortaya çıkarak salonun ortasında öğrencilere “faşistler” diye bağırmaya başladı. Sürecin ilk aşamasında CHP’nin hükümete, polise karşı zoraki takındığı o “eleştirel” tavır gitmiş yerini gerçek gerici sınıfsal tavra bırakmıştı.

Olaylar, sermaye sınıfının gerici/faşist partileri arasındaki o zorlama ayrımı bir çırpıda ortadan kaldırmıştı. Düne kadar “ileri demokrasi”yi ağzına pelesenk eden Başbakan polisin vahşetini aklamaya çalışırken öğrenciler için “Onları biz mi davet ettik” diyordu. “Bunlar kadrolu elemanlar” demeye başladı; “bunlar gizli örgüt üyesi” diye savcılara göz kırptı. CHP’nin “taze” Genel Sekreteri’ne gelince… O bir adım daha ileri giderek devrimci öğrencilere “faşist” dedi; Öğrencilere “beyinsiz” diyerek hakaret eden AKP milletvekiline göğsünü siper etti. Kısacası, devrimci öğrenciler kafalarına birkaç yumurta fırlatınca hemen oracıkta bir kardeşleşme ortaya çıkıverdi.

AKP ile CHP arasında devrimci bir eylem karşısında doğan bu kardeşleşmeye faşist MHP’nin Genel Başkanı da katıldı. Bahçeli, hükümete en küçük bir laf söylemeden, tek bir eleştiri yöneltmeden “68 Olayları” benzeri bir “oyundan” sözederek “herkesi” yani tüm sermaye sınıfı cenahını uyanık olmaya çağırdı. Sermaye sınıfının içini saran korkuyu ortaya sermek bu faşiste düşmüştü.

Burjuva düzenin bu sadık bekçisi, diğer gerici-faşist burjuva partilerle aralarındaki rekabeti bir kenara bırakarak öğrenci eylemlerinin 68’ olaylarını andırdığını, bunun bir rastlantı olmadığını söyleyerek düzenin tüm kurumlarını “birlik ve beraberlik” içinde hareket etmeye çağırdı.

 

Burjuva Partiler Kardeşleşiyor!

MHP Genel Başkanı’nın diğer rakip burjuva partilere bu “kardeşçe” yaklaşımı yeni değil, biraz daha geçmişe uzanıyor. Örneğin, WİKİLEAKS sitesinin yayınladığı belgeler sonucu Başbakan Erdoğan’ın İsviçre’de sekiz hesabı olduğunun ortaya çıkması üzerine AKP’ye yüklenmesi beklenen Bahçeli, “Biz bu ülkenin Başbakanını yıpratacak iddialara değer vermeyiz” türünden bir yaklaşımla Başbakanı korumaya aldı.

Düne kadar seçim meydanlarında birbirlerinin üzerine idam ilmiği atanlar bugün birbirlerini yıpratacak bir politika izlememeye özen gösteriyorlar. Düne kadar meydanlarda birbirlerine olmadık hakaretler yağdıranlar, olmadık nitelemeler yapanlar bu gün aynı partinin mensuplarıymış gibi birbirlerini korumaya özen göstermeye başladılar.

Benzer tavır CHP ile AKP arasında da ortaya çıktı. Başka zamanda birbirlerini Yüce Divana gönderme nedeni olacak skandallar karşısında bu gün CHP Genel Başkanı, “Başbakan İsviçre’de hesabım yok desin biz ona inanırız” diyebiliyor ve Başbakanı, bir iki mızmızlanma dışında korumaya özel bir dikkat gösteriyor. Neden? Sermaye sınıfının gerici-faşist partileri arasında bu kardeşleşmeye yol açan nedir ve neden şimdi?

Bunun nedeni sınıflar arasındaki ilişkilerde ve sınıf savaşının geldiği düzeyde bulunuyor. MHP’li faşist Bahçeli, Türkiye’nin bir dağılma-çözülme sürecinde olduğunu uzun zamandır söyleyip duruyordu. O bu tespitini hiçbir bilgi ve olguya dayanmadan yapıyor değildi. Kürt halkının özgürlük savaşı bir yana artan emekçi sınıfların içinde bulunduğu ayaklanmacı ruh hali, işçi sınıfının uzun zamandır artış halindeki eylemleri, kamu emekçilerinin eylemlerinde ve devrimci kitle eylemlerinin sayısında görülen büyük artış; bunların hepsi sermaye sınıfını derin bir endişeye itiyordu zaten.

Şimdi bunlara öğrenci gençliğin kararlı, militan eylemleri eklenmiş durumda. Bahçeli, 68’li yılların eylemlerine gönderme yaparak bu gelişmeden duyduğu büyük korkuyu açığa vurmuştur. Çünkü bu eylemler büyüme eğilimi içindeler ve bunun için gerekli nesnel koşullar fazlasıyla mevcut. İşte bu eğilim sermaye sınıfındaki korkunun gerçek kaynağıdır. Burjuva basının, hükümetin, sermaye sınıfının atılan yumurtalar karşısında kopardıkları gürültü, kapıldıkları korku başka türlü izah edilemez. Burjuva partilerin bu korku karşısında şimdilik gösterdikleri refleks, aralarındaki tepişmeyi geri plana atarak, kardeşleşmektir.

Sadece öğrenci eylemleri değil ama devrimin toplumsal güçlerini oluşturan tüm kesimlerin devrimci kitle eylemleri büyüme eğilimi içindeler. Bu durum iç koşullar tarafından olduğu kadar dış koşullar tarafından da besleniyor. Geçtiğimiz hafta İngiltere’de öğrenci gençliğin ayaklanmaya yaklaşan eylemleri, Yunanistan ve Avrupa’nın öteki ülkelerindeki öğrenci gençliğin olsun emekçi sınıfların eylemleri olsun bunun kanıtıdır.

 

İşçi Sınıfıyla Leninist Parti Arasındaki Bağların Önemi

Türkiye ve Kürdistan’da işçi sınıfının eylemlerinde gözle görülür bir artış ve süreklilik ortaya çıkmıştır. Eylemler süreklilik gösteriyor ve işçiler eylemlerinde kararlı davranıyorlar. Ve daha önemlisi, işçiler eylem içinde önemli bir bilinç ediniyor, kendilerini eğitiyor, daha büyük eylemlere bilinç ve örgütlülük anlamında hazır hale geliyorlar.

Bu süreç içinde Leninist Partinin işçi sınıfıyla, eylem halindeki işçilerle ciddi, önemli bağları gelişti. Bu olgu, eylemlerin sayısındaki artış ve süreklilik kadar önemli, hatta bundan daha önemli bir gelişmedir. Çünkü işçi sınıfı hareketini zafere taşıyacak, iktidarla taçlandıracak tek güç Leninist Partidir.

Leninist Parti bu duruma nasıl geldi? Sosyal reformistler ve oportünist hareketler, işçi sınıfı içinde güç toplamak için işçilerin güncel istemlerine boyun eğmeyi, bu eğilim önünde diz çökmeyi, kendini ve sınıfı bu istemlerle sınırlamayı, daha genel bir ifadeyle işçilere dalkavukluk yapmayı geçer yol sandılar.

Leninist Parti tüm bunların tersini yaptı. İşçilere devrimci hedefleri göstermekten bir an olsun geri durmadı. İşçilere devrim ve iktidar dışındaki tüm istemlerin, bu istemlerin karşılanması günlük yaşamlarını kolaylaştırsa da, geçici, geri alınabilir haklar olduğunu anlattı. Bu yüzden, bir devrimin gerekliliğini ve kaçınılmazlığını, politik ve ekonomik iktidarın fethinin önemini sabırla ve inatla anlattı.

Leninist Parti, “Bütün İktidar Emeğin Olacak” sloganını işçilere götürürken güncel mücadelede onların yanında yer almaktan geri durmadı. İşçiler her eylemde, kapitalistlere karşı her mücadelede Leninist Partiyi yanlarında gördü. Ama Leninist Parti onlara “diğerleri”nden farklı şeyler söylüyordu. Komite ve konseylerde örgütlenin, sendikacılara güvenmeyin, kendi öz örgütlülüğünüze dayanın diyordu.

İşçiler Leninist Partinin kendilerine söylediklerini başta şüpheyle karşılasalar ve “aşırı” bulsalar da kısa zamanda söylenenlerin doğruluğunu ve haklılığını anlıyorlar. Tutulan yol doğrudur. Ama şimdi bu yolda daha hızlı koşmaya ihtiyaç var. İşçiler ağır ağır da olsa komite konsey düşüncesinin ne kadar doğru olduğunu eylemin içinde yaşayarak öğreniyorlar. Kendi gerçek sınıf partilerinin Leninist Parti olduğunu kavrıyorlar.

Yapılacak şey, işçi sınıfıyla kurulan bağların sayısını on katına yüz katına çıkarmak; parti düşünce ve programını her fabrikaya, her işletmeye, her mahalleye götürmektir. Sermaye sınıfının korkularını gerçeğe dönüştürmenin tek yolu budur. Şimdi bu mümkün ve bunu başaracağız!