Monday, May 21st

Güncelleme:06:11:03 PM GMT

Başlıklar:
Buradasınız: Anasayfa Makaleler Makaleler ALEVİLER ÜZERİNDEKİ BASKILARA SON

ALEVİLER ÜZERİNDEKİ BASKILARA SON

e-Posta Yazdır PDF

 

Yüzyıllardır Aleviler yok edildi, baskı uygulandı, hala bu devam ediyor. Katliamcılık ve baskılar farklı biçimlerde sürdü. Selçuklular zamanında da Osmanlı zamanında da Alevilere baskı, katliam uygulandı. Yavuz Selim (1512-1520) zamanında en büyük ve kitlesel katliamlar gerçekleşti. Osmanlı egemenliği boyunca bu hep devam etti. Pir Sultan Abdal’ın asılması ve daha bir çok olayda katliam ve baskı görülür. Aleviler dağlık bölgelerde yaşayarak, çoğu zaman gizlenerek varlıklarını sürdürebilmişlerdir. Osmanlı Sünni mezhebin iktidarıydı. Bu iktidarın sonuna kadar Alevilere baskı, katliam uygulandı. Cumhuriyetin kurulması, Alevilerde geçmişteki baskıdan kurtulma umudunu doğurdu.

Cumhuriyet daha kurulmadan Koçgiri’de Aleviler katledilmiştir. Cumhuriyetin daha ilk başlarında, 1925’te çıkartılan kanunlarla Alevilerin ibadet yerleri, tekke ve dergahlar kapatıldı. Osmanlıl’nın Sünni mezhepli iktidarı Cumhuriyet döneminde Alevilere getirilen yasaklarla sürdü. Osmanlı’da Halifelik Sünni mezhebin simgesel bir kurumuydu. Cumhuriyet Halifeliği kaldırıp yerine Diyanet'i koyup halifeliğin yaptığını Diyanet üzerinde sürdürdü. 1938’de Dersim’de yapılan katliam bugünlerde de açık görüldüğü gibi bir soykırımdır. Cumhuriyet dönemi böyle başladı. Cumhuriyet döneminde kapitalizmin gelişimiyle emek-gücü ihtiyacını karşılamak için çoğunlukla dağlık bölgelerde olan Alevilerin şehirlere yerleşmesinin önü açılmaya başlandı. Aleviler, şehir yaşamına girse de eşitsizlik, baskılar ve katliamlar sürdü. Selçuklu’dan Osmanlı’ya oradan da Cumhuriyet dönemine aynı politikalar sürdü. 1978’de Maraş katliamı, 1980’da Çorum katliamı ve bu dönemlerde Sivas’ta, Malatya’da Alevilere saldırılar yapıldı. Maraş Katliamı'nın vahşeti katliamcı sermaye sınıfının gerçek yüzünü gösterdi bir kez daha. Ve 1993’te Sivas Katliamı oldu. Sivas Katliamı sonrasında bir MİT’çinin daha küçük bir şey planlanmış demesi, katliam günü saatler boyu tüm devlet yetkilileri durumu bildiği halde engellenmemesi ve katliam karşısında devlet yetkililerinin tavırları bunun da devletin işi olduğunu gösterdi. 1995’te Gazi’de yaşanan katliam zaten direk olarak devlet güçlerince yapıldı. Katliamların yanı sıra yaşamın tüm alanlarda Aleviler üzerindeki baskılar ve aşağılamalar sürdü ve sürüyor.

Bu baskılar, katliamlar ve ayrımcılık neden yapılıyor ve sürdürülüyor? Bunun en önemli nedeni sömürücü egemen sınıfın, dini, egemenliğini sürdürmek için araç olarak kullanması ve kullanmak istemesidir. Dinin bir egemenlik aracı olarak, egemenlik kurumu olarak egemen sınıfın hizmetinde olması istenir. Egemenlik altında tutulan halkların inançları yoluyla üzerlerindeki egemenliği ve sömürüyü gönüllü olarak kabul etmesi ya da boyun eğmesi için çalışılır. Aleviler baskı ve katliamlarla yok edilmeye çalışıldı ve egemenlerin hegemonyasını kabul etmediler.

1970 devrimci çıkışıyla Denizler yeni bir dünya kurmak, devrim yapmak için mücadele başlatınca, bu, Aleviler için de bir umut oldu. Yüzyıllar süren eşitsizlik, baskı ve katliamlara son verecek yeni bir toplum mücadelesi Aleviler içinde büyük bir sempatiyle karşılandı. Deniz Gezmiş’e duyulan büyük sevgi bugün de geleceğe olan ümitle birlikte Aleviler içinde sürüyor. Devrim mücadelesi Aleviler içinde geniş taraftar buldu. Alevi olarak ayrıca yaşadıkları baskı ve katliamlarla birlikte azgın kapitalist sömürü altında olmaları bu düzene karşı mücadelede etkin olarak yer almalarına yol açtı.

Yüzyıllar boyu egemenlerin baskı ve katliamları nedeniyle yaşamın örgütlenmesi ve sürdürülmesinde devletten ayrı bir kültür ve sosyal yaşam kurdular, egemenlere karşıtlık gelişti. Egemenlerin kadısına da mahkemesine de uzak durdular. İnançlarını devletten gizleyerek sürdürdüler, Cem törenleri gözcü (nöbetçi) konularak yapıldı. 1970’li yıllarda silahlı nöbet tutulan cem çok yaygınlaştı. Hep gizli yapılan cem, nüfusun şehirlerde yoğunlaşmasıyla son 20 yıllık süreçte aleni yapılmaya başlandı. Yüzyıllardır Alevilere uygulanan baskı ve katliamları egemenler artık eskisi gibi sürdüremiyor. Alevilerin 70’li yıllarda devrimci mücadeleye verdiği destekten korkan sermaye önce 80’li yıllarda Alevilerle ilgili yayınlanan kitaplara dokunmadı. 90’lı yıllarda cemevleri yaygınlaşmaya başladı. Son yıllarda ise yüzyıllardır yaşanan baskılar ve yüzyılların ezilmişliğinin birikiminin sonucu mücadele yükseliyor. Onur Öymen’in Dersim Katilamı’nı savunması öfkeyle karşılandı, sokaklarda protesto edildi. Din dersine karşı, cemevlerinin yok sayılmasına karşı ve Diyanetin kaldırılması için son dönemde yaygın olarak eylemler yapıldı. Sivas Katliamı'na Alevilerin giderek artan ve kitleselleşen protestoları, ölenleri anmaları, Hrant Dink’in Ermeni olduğu için katledilmesine karşı yüzbinlerin sokağa çıkması, Kürt halkının baskı ve katliamlar karşısındaki büyük mücadelesi devlet için baskı ve katliamların kendini vuran silaha dönüşeceğini gösterdi.

Alevilerin eşitlik istemleri karşısında devlet engelleme çabalarını sürdürüyor. Bu bütün politikalarında görülüyor. Din dersi ve Diyanet Alevilere kabul ettirilmeye çalışılıyor. Alevi dedelerine maaş bağlanarak devlet memuruna dönüştürmek isteniliyor. Alevilik devletin Aleviler üzerinde bir aracı haline getirilmeye çalışılıyor. Ordu ve Hatay’da dedelere hakkullah (Alevilerin dedelere gönüllü olarak verdikleri para, gıda vs.) verilmesini yasaklama girişimi dedelerin devletin maaşlı memuruna dönüştürülmesi adımlarındandır.

Aleviler üzerindeki baskılar ve Alevilerin yaşadığı sorunların anlatımı çok geniş, yaygın olduğundan bu sorunları ayrıntılandırmak yerine çözümleri üzerine düşüncelerimizi belirtelim.

Aleviler üzerindeki baskı ve eşitsizliğin kalkması için sınıfı mücadelesi yükseltilmelidir. Sömürü altında ezilen emekçilerin sınıf çıkarları birdir ve kurtuluşları sınıfı mücadelesinin zaferiyledir. Tüm emekçilerin birlikte mücadelesi her türlü eşitsizliğin ortadan kalkmasının yolunu açar.

Sermaye sınıfı sömürüyü sürdürmek için emekçiler içinde bölünme yaratmak ister. İşçi sınıfının sınıf birliğinin bozulması, içlerinde güvensizlik oluşması için inançlar üzerinden ayrımcılık ve aşağılamayı da daima körükler. Sınıf içinde bağnazlığı, gericiliği sokarak işçi sınıfının kendi içindekilere inançlarından ya da ezilen ulustan olmaları nedeniyle güvensizlik aşılamaya çalışır. Egemen sınıf olarak örgütlenmiş sermaye sınıfı emekçileri parçalayarak güvensizlik oluşturarak emekçilerin kendi kurtuluşları için birlikte devrimci mücadeleyi yükseltmesini önlemeye çalışır. Alevilerin aşağılanması ve baskı altında tutulmasıyla sınıf içinde güvensizlik oluşturmayı da amaçlar. Sınıf mücadelesinin yükselmesi şovenizmi, bağnazlığı ve bu tür ayrımları yok etmenin yoludur. Sınıf mücadelesi tarihi bunun örnekleriyle doludur. TEKEL işçilerinin Ankara’da 78 gün süren eyleminin deneyimi de bunu bir kez daha açıkça gösterdi.

Aleviler Kadıköy’de yüzbinlerin katıldığı mitingdeki gövde gösterisiyle burjuvaziye gözdağı verdiler. Burjuvazi artık geçmişten beri Alevilere karşı süren baskı ve katliam politikalarını uygulayamıyor. Şimdi eski politikalarını yeni biçimlerde Alevilere kabul ettirerek sürdürmeye çalışıyorlar. Kadercilik ve bağnazlığa sürükleyerek sömürü düzeninin hizmetine sokmak istemekteler. Hızır Paşalar bu oyunun gönüllü uygulayıcılığına soyunmuşlar. Aleviler içinden çıkan burjuvalar da bu oyunları Alevi emekçilere kabul ettirmeye çalışıyor. İşbirlikçilerin Alevileri oyuna getirme çabaları arttı.

“Bozuk düzende sağlam çark olunmaz.” Bozuk düzen yıkılıp sömürücülerin egemenliğine son verilmedikçe din ve inançların insanları köleleştirme, boyun eğdirme aracı olarak kullanılması hep sürer. Sömürü düzenini ortadan kaldıracak devrim için mücadele büyütülmelidir. İşçi sınıfı ve emekçilerin iktidarı alması ancak dinin baskı ve sömürü aracı olarak kullanılmasına son verir. Sosyalizm bilime dayalı bir toplumsal sistem olarak din ve inançların sömürü-baskı aracı yapılmasının da koşullarını ortadan kaldırmaya başlar.

Alevi inancından emekçiler yaşadıkları tüm baskı ve aşağılamalardan kurtulmak için emekçilerin kendi iktidarını kurmaya yönelmeli, devrim mücadelesine katılmalıdır. İşçi sınıfı ve emekçilerin iktidarı, demokratik halk iktidarı kurulduğunda gerçek özgürleşmenin yolu açılmaya başlar.