Perşembe, 23 Kasım 2017
Gündemdekiler

Çağımız, yeni bir toplumsal devrimler çağıdır. Bu, yeni bir topluma geçiş çağıdır. Bu çağ, 1917 Sosyalist Ekim Devrimiyle başladı. 20. yüzyıl boyunca dünyanın bir çok ülkesinde ve farklı kıtalarda gerçekleşen toplumsal devrimlerle devam etti. Günümüzde de, dünyanın bir çok köşesi devrimlere ve devrimci başkaldırılara sahne oluyor. Dünya devrimi, bir çok ülkede gerçekleşen devrimci patlamalarla ve her kıtadaki milyonlarca insanın etkin katılımıyla ilerliyor ve büyüyor. Dünya devrimi, hedefine doğru durdurulamaz bir güçle ilerliyor. Dünya burjuvazisi ne yaparsa yapsın, dünya proletaryası hedefine ulaşacaktır.

Türkiye ve Kürdistan, uzun süredir, devrim toprağı durumundadır. Bu açıdan, bu topraklar, dünyada, devrime en yakın ülkeler arasında yerini almıştır. Çünkü, bir devrimin olması için, oluşması gereken devrimci durum, bulunduğumuz alanda yıllardan beri varlığını sürdürüyor. Devrimci durum, henüz bir devrime varmadı, fakat sönüp gitmedi de. Nesnel toplumsal koşullar, onun varlığını sürekli besliyor. Öte yandan kitleler, dünyanın en yoğun ve en zengin eylemlerinin, olaylarının yaratıcıları olarak, sürecin devrimci süreç olarak devam etmesi için hiçbir mücadeleden geri kalmıyorlar.

Devrimci durum, bir devrime dönüşmedi fakat, devrimi güncelleştiren bir olgunlaşma göstermiştir. Devrim için gereken koşullar oluşmuş ve bir araya gelmiştir. Bu koşulların varlığına bağlı olarak, devrimin gerçekleşmesi kaçınılmazdır.

Devrimin koşullarının, devrim için ileri derecede olgun olması, kendiliğinden, bir devrime, yeni bir toplumun doğmasına varmaz. Bunun için, eski düzeni altüst eden halk kitlelerinin aktif savaşı gerekiyor.

Devrimin gerçekleşmesi sözkonusuysa, burada sadece öncü güçlerin mücadelesi yetmez. Devrim sırasında, harekete geçirilmesi gereken milyonlardır. Buna rağmın, eski ilişki çerçevesinde, eski ölçütleri kullananlar, ne kadar lafını ederlerse etsinler, onlar gerçekten devrimi hiç anlamamışlardır. Devrimi yapan halk kitleleridir.

Peki devrimi yapan hangi kitlelerdir? Bu soruya bütün devrimlerin deneyimine dayanarak yanıt verebiliriz. Deneyimlerin bize gösterdiği, devrimin devrimci kitleler tarafından gerçekleştirildiğidir. Devrimin, devrimci kitleler tarafından yapıldığı gerçeği geçiştirilemez. Bu noktanın netleştirilmesi, devrimci ayakalanma sırasında büyük bir pratik önem kazanır.

Devrimci kitlelerle birlikte, burjuva iktidarı devirmek için harekete geçireceği kritik bir anda -evet tam da böyle bir anda- tüm reformist ve oportünist hareketin bir blok halinde davranarak, devrimin henüz olgunlaşmadığı ve bütün kitlelerin henüz devrime hazır olmadığı vb. gerekçelerle, büyük devrimci girişimi boşa çıkartmak için öne çıkacaklardır. Biz de, onlara bütün devrimlerin deneyimlerini hatırlatacağız ve yolumuza devam edeceğiz.

İsteyen güncel toplumda, devrimin koşullarının olgunlaşmadığına dair bir çok kanıt gösterebilir. Bütün oportünist ve sosyal-reformistler tam da bunu yapıyorlar. Örnek vermek gerekirse, geri kitlelerin durumunu göstererek koşulların devrim için uygun olmadığını ileri sürebilir ve sürüyorlar. Toplumda ve doğada isteyen istediği kanıtı bulabilir. Marksistler, toplumda giderek artan yığınsal devrimci eylemlerin ve arka arkaya patlayan olaylar dizisinin devrimi oluşturduğunu ya da başka bir anlatımla, devrimin bu olaylarda geliştiğini ileri sürmüşlerdir. Ve daha bir çok canlı mücadele örneğini devrimin koşullarının olgunluğunun kanıtı olarak ortaya koyuyorlar. Bütün mesele, olaylara devrimci bir bakış açısıyla bakmakta.

Devrimci bir bakış açısından, Türkiye ve Kürdistan'daki halk kitlelerinin durumu nasıl görünüyor? Hemen belirtelim ki, devrimci kitlelerin sayısı milyonlara ulaşmıştır. Devrimci bir bakış açısına sahip olmayanlar, kitle hareketinin, bu nitel ve nicel gelişmesini göremezler. Bu yüzden, en ileri, en tutarlı ve en mücadeleci olanların bilinç düzeyinden ve genel durumundan değil, en geri kitlelerin bilinçlerinden ve durumundan hareket ederler. Bu geri bakış açısı, 50 yıldır verilen devrimci kavganın ve onun yarattığı sonuçların küçümsenmesi ve önemsizleştirilmesidir.

Bu topraklarda, on yıllardır, dünyanın en yoğun devrimci mücadelelerinden biri sürüyor. Sınıf kavgası yıllardır iç savaş biçimini almıştır. Bu dönemin tümünü kaplayan savaş, uzun iç savaştır. Uzun süreli devrimci savaş, kitleler üzerinde devrimcileştirici bir etki yarattı. Onları dönüştürdü; devrimi gerçekleştirecek etkin bir güç durumuna getirdi. Yeni bir geleceğin güvencesi, savaşan devrimci kitlelerdir.

Devrimci kitleler yeni bir geleceği bize açabilirler. Açabilirler çünkü bunu sağlayacak büyük bir deneyime sahiptirler. Bu deneyim ki, mücadelenin bütün biçimlerini içinde taşıyor. Bu deneyime en son genel halk ayaklanmalarının da birikimi ve dersleri eklendi. Bugüne kadar başarılı ya da başarısız bütün eylemler, kitleler için gerçek bir devrim eğitimi rolünü oynamıştır.

Savaşımda zengin deneyimlere sahip olmak, burjuvaziye karşı bir avantajdır. Bu demektir ki, önümüzdeki mücadelede daha iyi sonuçlar alabiliriz. Fakat deneyim, tek başına kazanmamızı sağlamaz. Kazanmak için daha fazlası lazım. Yeni örnek mücadeleler yaratmalı, örgütlenmede etkileyici ileri örnekler üretmeliyiz. Devrimci halk kitleleri, işçi sınıfının öncülüğünde yarım yüzyıldır, kendi tarihlerini bilinçlice kendileri yapmak için, eski dünyanın altını üstüne getiriyorlar. Bu durum karşısında bize düşen kitlelerin devrimci mücadelesini zafere kadar taşıyacak bir önderlik yeteneği sergilemektir.

Tam da devrimci kavganın zaferi için emekçi kitlelerle sıkı bağlar ve ilişkiler kurmamız gerekiyor. Parti bu noktaya daha önce çeşitli parti platformlarında işaret etmiştir. Ayrıca Parti'nin yayınlarında konunun önemini ortaya koyan çeşitli yazılar çıktı. Fakat anlaşılıyor ki, bu alanda, pratik olarak fazla bir yol almış değiliz. Proleter sınıfla, emekçi kitlelerle, onların sınıf hareketiyle güçlü bağ kurmak ve kesintisiz bir ilişki sürdürmek, devrimci mücadelenin geleceği açısından yaşamsaldır.

Söylediklerimizi canlı mücadeleyle açımlayalım. Bulunduğumuz topraklarda devrimci mücadele uzun bir dönemi alıyor. Devrimci mücadele son çeyrek yüzyıldır, geniş kitlelerin katılımıyla kitlesel bir karakter kazanmıştır. Israrlı ve kararlıca verilen mücadele sonunda en yüksek biçimine, ayaklanmaya kadar vardı. Buna rağmen, ayaklanma, iktidarın ele geçirilmesine dek gitmedi, yani bir devrime dönüşmedi. Büyük tarihsel girişimin devrime dönüşecek bir noktaya kadar yükseltmesi, fakat henüz dönüşemesinin en önemli nedenlerinden biri -ve en başta geleni- Parti'nin kitleleri yönledirmede yetersiz kalmasıdır. Çünkü ayaklananlar daha ileriye ancak devrimci bir komünist partinin önderliğinde gidebilirler. Bu saptama, bu sonuç, bu ders bugüne değin verilen yığınsal devrimci kavganın neden devrimin zaferine varmadığının özü ve özetidir.

Mücadeleci kitlelerin bir kısmı halen küçük burjuva siyasetlerin etkisinde. Bu etki kendini günlük olarak eylemler sırasında gösteriyor. Onlar tam bir anlayış ve işbirliği içinde blok olarak, kitlelerin daha ileriye gitmesini engellemek için çaba gösteriyorlar. Bu alanı bize bırakmayacakları da çok açık. Bu durum karşısında deyim yerindeyse, yapılması gereken kitlelerin önderliğini ele geçirmektir. Bunu yapmak için gereken ideolojik ve politik önderlik niteliklerine sahibiz. Bu yönde ne kadar güçlü olduğumuzu her yoldaş biliyor. TKEP/Leninist savaşçıları, kitlelere bu ileri görüşlerle gidecekler. Görüşlerimiz etkileyici, açıklayıcı ve dönüştürücüdür. Kadrolar, böylesine güçlü teorik silahla donanmış olarak etkileyecek ve partinin önderliğini gerçekleştirecekler.

Oportünist ve reformist hareketler teorik alanda, düşünsel sahada bizim etkimizi önleyemezler. Yeter ki mücadeleci kitlelerle kurulması gereken bağları biran evvel kuralım. Ancak ondan sonra, uzlaşmacı gruplar ne yaparsa yapsınlar, emekçi kitlelerin devrimci önderliğimiz altında hareket etmesini engelleyemezler. Ancak ondan sonra hiçbir güç, işçi sınıfının ve emekçi kitlelerin zafer yolundaki ilerleyişini durduramaz.

Diğerlerine göre kitleleri etkilemede daha avantajlıyız. Bugüne kadar sınıf kavgasının çeşitli sorunları üzerine geliştirdiğimiz görüşler olsun, içinde bulunduğumuz dönemin teorik çözümlemelerimiz olsun ya da karşıtların savaşımının geleceğe yönelmesinin ana çizgilerini verişimiz, bizzat hareketin kendi gelişimi tarafından doğrulanmıştır. Kısaca, yaşam tarafından doğruluğu onaylanmış görüşlerle gidiyoruz kitlelere. O halde pratikte doğrulanmış görüşlerimizin yüksek ikna ediciliğini sonuna dek değerlendirmesini bilmeliyiz.

Ama şu durumu da bilirsek, öncülük görevimizi daha tam olarak yerine getiririz. Görüşlerimizin gücü ve etkisi artık çok iyi biliniyor. Bunu çok bildikleri içindir ki, küçük burjuva siyasetler yıllarca bu görüşleri utanmazca “aşırarak” kendi görüşleriymiş gibi yığınlara taşıdılar. Bunu yapan bir-iki çevre değil, çok daha geniş bir yaygınlığa sahip. Görüşlerimizi ilk onların ağzından duyanlar, bizimle karşılaşıncaya dek, bu şekilde biliyor.

Çoğu kez de geç kalıyoruz. Bizimle hareket edecek bir emekçi, bir ilerici kitle önderi, oportünist ve sosyal reformistler tarafından şekillendirilmiş oluyor. O halde yapmamız gereken, kendi görüşlerimizi ivedi olarak ve doğrudan kitlelere ulaştırmaktır.

Kitlelerin en ileri ve en mücadeleci kesimleriyle vakit yitirmeden, bir an önce ilişkiye geçmek şu bakımdan da büyük bir önem kazanmıştır: Mücadele her geçen gün daha bir sertleşiyor ve yoğunlaşıyor. En kritik bir anda, harekete geçen yığınların gerçek devrimci önderliği izlemeleri halinde hedefe daha çabuk varılır ve hareketin bir sonraki aşamaya varması güvence altına alınmış olur. Bu ancak ayaklanmada önderliği ya da aynı anlama gelmek üzere üstünlüğü ele geçirmemize olanaklı hale gelir. Ayaklanmada üstünlük sağlamak ise devrimci kitlelerle kurduğumuz sıkı ilişkiye bağlıdır.

Kitlelerle ilişki kurma sorunu Parti için öncelikle işçi sınıfı içinde çalışma, onu örgütleme sorunudur. İşçi kitleleri içinde parti çalışması komünist parti için temel bir görevdir. Çünkü komünist parti, bir sınıf partisidir; proletarya partisidir.

İşçileri etkilemek, dönüştürmek ve Partiye kazanmak bugüne kadar yapıldığı gibi, yalnızca işçi eylemlerine katılmak, orada konuşma yapmak, bildiri dağıtmak, slogan atmak vb. değildir. Bu atılması gereken ilk adımdır.

Fakat başka adımların bunu izlemesi gerekiyor. Onlarla birebir ilişkiye geçerek eğitim grupları kurarak, marksist eğitim vermek, Partinin temel görüşlerini kavratmak ve örgütlemek atılması gereken adımlar olmalıdır.

Ama bu soruna mekanik değil, somut ve yaratıcı biçimde yaklaşmalıyız. Tüm bunlar yapıldığı zaman, kitlelerle sağlam ve kalıcı ilişki kurmuş oluruz. Nesnel toplumsal koşulların, devrimci mücadelenin ve dünyadaki devrimci yükselişin vb. etkisiyle, her gün çok sayıda insan mücadeleye atılıyor. Devrime yönelen, sosyalizmi benimseyen insanların sayısı çığ gibi büyüyor. Devrimci kitlelerin yoğunlaşması sadece bir-iki kentle sınırlı değil.

Hepsinde aynı derecede olmasa da, hemen hemen tüm kentlere yayılmış durumda. Bu durum, devrimin zaferi için büyük bir gelişmedir. 31 Mayıs 2013'te görüldüğü gibi, ayaklanma bir yerde patlak verse de, anında bütün kentlere yayılabiliyor ve genel halk ayaklanmasına dönüşebiliyor. Tüm bunlar devrimin gücünün ne kadar yaygın olduğunu ve savaşta üstünlük anlamına geldiğini ortaya koyuyor.

Burada Partimiz açısından örgütlü komünist mücadele açısından sorulması gereken soru şudur: Parti bu kadar yaygın ve bu kadar çoğalan devrimci kitleleri ne kadar etkileyebiliyor ve onlarla doğrudan ilişki içine girebiliyor? Kitle içinde parti çalışmasında pek de başarılı olduğumuz söylenemez. Sürekli bunun üzerinde durulmasına karşın, ilerleme elle tutulur değil. Daha ileriye gitmek isteyen, dönüp yürüdüğü yola bakmalıdır.

Kendi toyluklarını, zayıflıklarını, yetersizliklerini ve varsa hatalarını görmesini bilmelidir. Kendi durumunu değerlendirmek, yapıcı bir biçimde eleştiride bulunmak bir partinin gücünü, canlılığını ve hedeflerine ulaşmada ısrarını, kararlılığını gösterir. İşte partimiz TKEP/Leninist böyle bir partidir ve böyle devam etmelidir.

Kitle içinde örgütlü komünist çalışma yapma her şeyden önce, komünist partililiği ve onun öncülüğünde devrimi gerçekleştirme görevini, yani proletaryanın tarihsel görevlerini içtenlikli olarak yerine getirmeyi kavrama sorunudur. Pratikte yüz kat daha enerjik çalışma ve gecemizi gündüzümüzü birbirine katarak kitlelerle bağ kurma çabası, amacı bilinçli olarak kavramayla doğrudan doğruya bağlantılıdır.

Dolayısıyla görevinin bilincinde olan her partili kadro, kendisine birebir söylenmemiş olsa da örgütlü olmanın bir gereği olarak davranmalı ve ulaşabildiği insanlara ulaşmaya bakmalıdır. Her militan, her örgütçü kendi sosyal çevresinden başlamak üzere, gidebildiği her yere gitmeli ve orada insanları Parti ile ilişkiye geçirmelidir. Yetenekli ve yaratıcı bir örgütçü, bağ kurduğu ve ikna ettiği her insana dayanarak, onun da sosyal çevresine ulaşmasının yollarını bulur ve Partinin çevresini genişletir.

Her yoldaşın gerçekten yaygın bir çevresi var fakat onlarla ilişki kurmada, onları Parti çevresi haline getirmede çekingen, pısırık ve edilgen davranıyor. Şu an hemen yapılması gereken, içinde bulunduğumuz bu duruma son vermektir. Kuşkusuz her partili disiplinli ve örgütlü bir davranış sergiler. Fakat partili davranış, bürokratik tarzla karıştırılmamalı.

En geniş kitleleri Partiyle ilişkiye geçirmede ve Parti önderliğinde harekete geçirmede, kendimizden kaynaklanan engeleri ivedi olarak aşalım ve bu alanda en ileri örnekleri yaratalım.

Asıl gitmemiz, bağlar, ilişkiler kurmamız, örgütlememiz gereken kitleler, fabrikalarda, irili ufaklı atölyelerde, tarım işçilerinin arasında, okullarda, kamu emekçilerinin olduğu her yerde, kısacası toplumsal üretimin ve yaşamın her alanındalar. Kitleler bulundukları alanda hızla kendi sosyal örgüt ağlarını, komite ve konseylerini örgütlüyorlar.

Komünistler tüm olanaklarını, tüm araçları ve ilişkileri harekete geçirip, yığınların olduğu her yere gitmelidir. Ayaklanmanın ve devrimin toplumsal güçleri buralardadır. Buradan başlayıp daha ileriye, daha derine, örgütlenmenin ileri ve en yüksek biçimine, politik örgütlenmeye varmalıyız. Parti örgütlenmesi, sınıf örgütlenmesinin en ileri ve diğerlerini yönlendiren, işçi sınıfının öncü gücüdür, yönetici gücüdür. Kurduğumuz işçi ilişkilerini Parti ilişkisi durumuna getirmek için ısrarlı ve bilinçli bir çaba içinde olmamız gerekiyor.

Bu yönde gösterilen çabaların yeterli olduğu söylenemez. Belli bir çaba sonucu kurulan ilişkilerin ise, örgütlü ilişki düzeyine çıkarılmasında ya da daha iyi bir ifadeyle, Parti ilişkisi, kadrosu düzeyine yükseltilmesinde tutuk davranılıyor. Bu yüzden çevremize gelen ilişkiler, Partili düzeye getilmediği için, bir süre sonra çekip gidiyorlar. Birebir ilişki, en çok da bu tür ilişkilerde kurulmalı. Onlarla, kitle çalışmasından tamamen ayrı ve farklı bir düzlemde ilişki sürdürmemiz gerekiyor. Gerek uzun görüşmeler yoluyla, gerek eğitim yoluyla, bilinçlerini Parti görüşleriyle, devrimci dünya görüşüyle biçimlendirmemiz gerekiyor. Üstelik bu çalışmayı en büyük ciddiyetle sürdürmeli ve en büyük önemi vermeliyiz. Gösterdiğimiz ısrarlı çaba ve çalışmalar kendi sonuçlarını mutlaka verecektir. Üzerinde durduğumuz, uğraştığımız her insan komünist partili olmaz. Fakat Parti kadroları bu insanlar arasından çıkar.

Bu konuda sonuç almanın öyle kolay olmadığını biliyoruz. Kolay ve anlık çabaların bir sonuç vereceği beklentisi içinde olamayız. İçinde bir çok anın, dönemin vb. olduğu uzun süreli bir çalışma gerekeceğini akıldan çıkarmamalıyız. Bunun için ikna edici, etkileyici, örgütçü bir yetenek gerekiyor. Tüm bu çabalar daha kısa sürede de sonuç verebilir. Önemli olan usanmadan ve işi kendi haline bırakmadan etkin ve bilinçli bir çaba içinde olmaktır. Sonra tüm bu çabaların meyvelerini toplayacağımız açık.

Çabalarımızın bir yönü yeni gelen insanları Partiye kazanmak ise, diğer yönü de gelenleri Parti yapısında ya da çevresinde tutmak olmalıdır.

Gelen insanların kalması için, güçlü bir ideolojik potansiyele sahip olmamız gerekiyor. İdeolojik olarak ne denli güçlüysek, insanları ikna etmede o kadar başarılı oluruz. Bunun için her insanla ayrı ayrı ilgilenmeli ve durumuyla çok yakından ilgilendiğimizi göstermeliyiz. İlişkilerimiz her zaman içten, sıcak ve kazanıcı olmalıdır. Böyle bir ilişki içinde daha fazla insan, kalarak mücadele etmeye karar verecektir.

Kitle içinde çalışmanın ileri ve etkileyici örneklerini yaratalım! Parti önderliğini kitleler içinde güçlendirelim!

Ufuk TAYLAN

ÖNSÖZ

           Tüm Sayılar

Arşiv

Sitemizin eski içeriğine ulaşmak için logoya tıklayınız...

E-Kitap

Tüm E-Kitaplar için resme tıklayınız...