Çarşamba, 21 Şubat 2018
joomla social share plugin
Gündemdekiler

Editör

"SAVAŞTAYIZ"

Efrin’i işgal girişimi, işgalcilerin amaçlarına ulaşıp ulaşmayacaklarından bağımsız olarak, bir “savaştır”. Bunu, Türkiye’nin giriştiği askeri fiilin basit, geçici, kısa sürede bitecek bir “operasyon”, hani şu G. Kürdistan’a sık sık yapılan alışdık operasyonlardan biri olmadığını vurgulamak için söylüyoruz.

Dinci-faşist iktidarın ve faşist devletin başı, bu gerçeği yakın zamanda partisinin bir toplantısında “savaştayız” sözleriyle itiraf etmiştir. Devlet, basınıyla, başka propaganda araçlarıyla bugüne kadar giriştiği askeri fiilin basit, sıradan bir “operasyon” biçiminde algılanması için çaba gösteriyordu. Belli ki artık buna ihtiyaç kalmamış ya da artık mızrak çuvala sığmıyor.

 

Devamını Oku

Geçtiğimiz yıl içersinde Ekim Devriminin 100. yılı vesilesiyle çeşitli etkinlikler yapıldı. Bu etkinliklerde devrimler ve kadın konusu eksik bırakılmıştı. Biz de emekçi kadınlar olarak, bu eksikliği kendi cephemizden tamamlayalım istedik. Ve bir sempozyum yapmaya karar verdik. Gündemin yoğunlu ve sıcaklığı nedeniyle bir günlük bir sempozyum olacak.

Faşist Türk devleti Rojava'dan Defol

Rojava devrimine ve halklara düşman faşist Türk devleti Afrin’e karadan ve havadan saldırdı. Yüksek teknik kullanarak, halkların özgürlük mevzilerini bombaladı. İnsanlık ve halkların düşmanı politik islamcı Tayyip Erdoğan yönetimindeki AKP-MHP koalisyonu, özgür Afrin’e ve Rojava devrimine saldırarak bölge halklarının baş düşmanlarından birisi olduğunu gösterdi.

 

 Dinci faşist iktidar, Rojava Devrimi’ni kanla boğmak için Rojava’nın batıdaki kantonu Afrin’e yönelik uçaklarla, tanklarla, dinci-faşist ÖSO çeteleriyle kolkola bir işgale girişti. Kürt halkının, işçi sınıfının, emekçilerin, gençlerin düşmanı olan dinci-faşizm içerde yasaklamalar, tutuklamalar, baskılar ile susturamadığı devrimi içerde dışarda savaş, dizginsiz saldırganlık ile ezmeye çalışıyor.

 

Münih’te 17 Şubat tarihinde 54. kez düzenlenen NATO Güvenlik Konferansı, uluslararası birçok örgüt, parti ve sendikaların yer aldığı, “NATO Güvenlik Konferansına Karşı Platform”un gerçekleştirdiği eylemle protesto edildi.

 

Faşist TC devleti Rojava devrimini boğmak için Afrin’e saldırıya hazırlanıyor. Rojava devrimi bölgedeki dengeleri değiştirirken, faşist TC devleti bu değişikliğin onu da etkileyeceğini ta başından beri biliyor. Faşist TC devletinin Rojava devrimini boğma girişimleri yeni değil her türlü savaş kışkırtıcılığını yıllardan beri yapıyor.

 

Dinci-faşist iktidar ve onun başındaki adam, Afrin’i işgal etmeye hazırlanıyor. Kanlı bir savaş, Türkiye ve Kürdistan coğrafyasını kan deryasına çevirecek bir savaş kapıda. İki ülkenin emekçi sınıflarını, yoksullarını, ezilenlerini acı ve gözyaşına boğacak bir savaş hazırlanıyor.

İGA (İstanbul Grand Airport) Havalimanı’nda (3. Havaalanı) dün akşam saatlerinde yine hafriyat kamyonlarından kaynaklı kaza meydana geldi.

Hapishaneler, devrimci mücadelenin en kararlı bir şekilde verildiği, bu mücadelenin en sert şekilde yaşandığı yerlerdir. Toplumsal mücadele büyüdükçe, bu mücadele sokaklara yansıdıkça hapishaneler, mücadelenin önemli alanlarından biri haline gelir. Devletin dışarıda kontrolü sağlama politikaları içeriye de yansır.

 

Arap Baharını başlatan ayaklanmanın kıvılcımı Tunus’ta, Muhammed Ebu Aziz’in kendisini yakmasıyla patlak vermişti… Ve geçen 7 yılın ardından Tunus halkı yeniden ayakta…

Afrîn'in saldırı altındaki Cindirêse ilçesinde binlerce kişi toplandı, “Efrîn zaferiyle İmralı sistemini yıkacağız” dedi.

Mahkemeler, rüşvetler, offshore hesaplar, milyon dolarlar, milyon avrolar, avantalar, rantlar, sıfırlanamayan milyoncuklar, gemicikler… Zarrab davası, Man adası, her tür kaçakçılık haberleri, iliğine kadar mafyalaşan bir devlet ve iktidar… Dinci-faşizm ve onun Reisini çevreleyen “hale”nin dayanılmaz kokusu yayıldıkça yayılıyor. Çürümenin boyutları korkunç. Sermaye sınıfı açısından bile taşınamayacak boyutlara ulaşmış durumda.

Çürüme ve yozlaşma, sermayenin genetik özelliğidir. Işıltılı plazalar, zarafet ve “saygınlık” tekellerin reklam yüzüdür! Doğuşundan bugüne yerküreyi kana ve her tür vahşete boğan sermayenin bizzat kendisidir. En vahşi çıkar ilişkileri onun tek gerçek özüdür. Karanlık dehlizlerinde her tür insanlık suçunu, çeteleşme, mafyalaşma kol gezer. Dinci faşizm bu iğrenç karanlık tarafın yüzeye vurmuş halinden başka birşey değil!

Mevcut iktidar piramidinin “bağırsak ortaklığı”, uzun süreli iç savaşın ve bir türlü bastırılamayan devrimin baskısı altında ve bizzat bu baskının etkisiyle çoktan iç uyumunu yitirdi, paramparça olmakta. Işlenen suçların ve yozlaşmanın belgesi olan dosyalar saçılıyor ortalığa. Çıplak gerçeklik hiçbir şeyle örtülemeyecek denli şeffaflaşıyor. Yaşanan süreç en geniş kesimlerin gözünü açıyor. Mevcut düzenin gerçek yüzünü herkes görüyor.

Bu durum sermaye egemenliği açısından da sürdürülemez hale geldi. Emperyalist tekeller açısından dinci-faşizm ve reisinin ömrü çoktan doldu. Belli bir süredir bir yenisiyle değiştirilmesi gerekiyordu. Başka koşullarda kolayca halledilebilecek bu sorun, mevcut şartlarda dört başı mamur bir “doruk bunalımı” haline gelmiş bulunuyor.

Üstüne basa basa tekrarlayalım. Mevcut durum bir “doruk bunalımı”dır. Bir burjuva iktidarın en zayıf, en dayanaksız durumunun adıdır doruk bunalımı. “Yıkmadıkça yıkılmayacak olan hükümet bunalımı” denen şey işte budur! Emekçi sınıfların darbeyi vuracakları dönem işte budur!

Gelişmeler tüm iradelerin dışında bizi bu noktaya getirdi. İşçi sınıfı örgütleri, emek örgütleri, sosyalist parti ve çevreler, devrimci güçler hala içinden geçmekte olduğumuz dönemi kavramaktan çok uzaklar. Kendi kabuğunda yaşayanlar, her tür liberal sapmalar, iktidar irade ve iddiasından uzak duranlar içinden geçmekte olduğumuz süreçle birlikte çürüyüp iyice yozlaşacaklar. Hala Atlantik ötesinden dökülecek belgelerle Reis’ten kurtulma sığlığını aşabilmiş değiller. Anti-emperyalizm adına kendini dinci faşizmin yanına yedekleyenlere hiçbir sözümüz yok. Onlar katıksız sosyal-şovenler olarak devrimin karşısında konumlanıyorlar. Ama bu tarafta, emek saflarında olup hala “tepedeki tepişmeyi” salt izleyici konumda seyretmeyle yetinen, kendi güç ve konumuna hiç güvenmeyen dostlara hatırlamak zorundayız. Kendi öznel güçlerimizin yanılsamasına düşmeksizin ileri atılmak zorundayız. İnisiyatif, girişkenlik ve kendine güven... Ya şimdi emeğin iktidarı şiarıyla sürece müdahale için harekete geçeriz, ya da bu çelişki ve çatışmanın burjuva “çözümünün” basit seyircileri olarak çok gerilere düşeriz. İnisiyatif ve girişkenlik yoksunluğu her devrim döneminin en ölümcül hastalığıdır. “Şimdi devrim zamanı!” sloganı bugün hiç olmadığı kadar güncel hale gelmiştir.

ÖNSÖZ

           Tüm Sayılar

Arşiv

Sitemizin eski içeriğine ulaşmak için logoya tıklayınız...

E-Kitap

Tüm E-Kitaplar için resme tıklayınız...