Pazar, 20 Ağustos 2017
joomla social share plugin
Gündemdekiler

Kurucu Meclis Görev Başında

arrow_forward

Nuriye ve Semih Sloganları Kadıköy Sokaklarında...

arrow_forward

Mahalla’da Grev Büyüyor

arrow_forward

Barcelona’da IŞİD Saldırıları

arrow_forward

Yüksel'de Slogan Sesini Bastırmak İçin Siren Sesi

arrow_forward

Editör

OLDU BİR HATA, OLMAZ BİR DAHA!

Bağımlılık ilişkilerinin abc’sidir: Son tahlilde efendi uşağa boyun eğdirir. Güncel siyasetin boşluklarında sınırlı hareket alalında gezinip duran bağımlı ülke siyasetçilerinin tavırlarını “emperyalizme kafa tutmak/bağımsızlaşmak” olarak okuyup bunun üzerinden değerlendirmelere dalan aklı evvellere bu gerçeği tekrar tekrar hatırlatmak zorunda kalıyoruz. Çünkü emperyalist ülke-bağımlı ülke ilişkileri alanına indiğimizde, bilgiçlik havasından geçilmeyen liberal takımının, ki bunların arasında “sosyalist” geçinenler de var, en çok unuttukları ya da es geçtikleri basit gerçek bu.

“Avrasyacılık” şarlatanlığı böyle bir şeydir. Dinci-faşist iktidara açıktan yaranma cesaretini gösteremeyenlerin gizli kapaklı yaranma ve mesaj yollama yönteminin şimdiki geçer adı “Avrasyacılık”tır. Bu kavramın “mucit”leri şimdi dinci-faşist iktidarın sularında kulaç atıyor olsalar da liberal/sosyalist geçinen kimi kesimler için ne gam.

Devamını Oku

“Gandi Kemal” elinde bir dövizle düştü yola. Yürüyor Ankara’dan İstanbul’a. Gandi’nin “Tuz yürüyüşü”ne göndermede bulunan bulunana. Bir şişirme, bir allayıp pullama! Cümle reformist yapışmış eteklerine.

İşe bakın. Eskiden yürüyüşler Ankara’ya doğru olurdu. Sembolik de olsa burjuva devletin kalbine, iktidarın merkezine yürürdü eylemciler. Şimdikiler sembolik de olsa iktidardan kaçıyor köşe bucak!

Marx, 18 Brumaire’e, Engels’in mektubundan aktarmayla başlar: “Hegel, bir yerde, şöyle bir gözlemde bulunur: bütün tarihsel büyük olaylar ve kişiler, hemen hemen iki kez yinelenir. Hegel eklemeyi unutmuş: birinci kez trajedi olarak, ikinci kez komedi olarak.” Şimdilerde ülke gündeminin tepesine oturan “adalet yürüyüşü” bu saptamayı getiriyor akla.

Şu burjuva dünyanın haline bakın! Gündüz vakti elinde fenerle sokakları arşınlayan Diyojen’e nazire yaparcasına yollara düşmüş “anamuhalefet partisi lideri” Kılıçdaroğlu, adalet arıyor!

Meclis denen müsamere salonu tümden işlevsiz olduğunu çoktan açık etti en geniş yığınların gözünde. Adına saraylar inşa edilen “adalet”in en kof sözcüklerden biri olduğu ise cümlenin malumu. Bütün düzen kurumları, kutsal bellenen tüm burjuva kavramlar ve değerler inanılmaz bir hızla yıpranıyor, çözülüp dağılıyor.

Göz boyama, oyalama, tepkileri absorbe etme, toplumsal öfkenin denetimli boşaltılması... “Gandi Kemal”in “adalet yürüyüşü”nün asıl içeriği budur.

Ama çöküş öylesine hızlı ve derin ki, emekçi yığınları düzen içinde tutmak adına yapılan eylemler bile düzenin bekası için bir sorun haline geliyor. Dinci faşist iktidarın koltuk değneği CHP’nin böyle bir yürüyüş düzenlemek zorunda kalması bile, koşulların ne kadar devrimden yana olduğunu anlatmaya yeter. Sermaye düzeni devrimin önünü almaya çalışırken  kendi kurumlarını, politik güçlerini teşhir ediyor, güçten düşürüyor ve devrimin önündeki engelleri kaldırarak yolu düzlüyor!

Reformizm tüm gücüyle burjuva kulvarlarda ilerliyor. Her adımda defalarca gördük, emekçi yığınları burjuvazinin kuyruğuna takmaya çalışıyor. Bu şartlarda ayaklanma ruhu taşıyan ezilen halkların ve emekçi sınıfların karşısına devrimci programla, devrimci taleplerle çıkmak gerek. Burjuva güçlerin kuyruğuna takılmadan işçi sınıfının bağımsız sınıf çıkarlarını korumanın yolu budur. Burjuvaziden kopuş, devrimci ayaklanma ve iktidar için ileri! Anın görev ve yönelimi budur.