Pazartesi, 22 Ocak 2018
Gündemdekiler

 

Bu sıralar gözleri ABD'ye çevirmekte fayda var. Hemen belirtelim, kastettiğimiz Zarrab, FETÖ, PYD meseleleri değil. Çünkü bu sıralar ABD deyince ilk akla gelenler bunlar oluyor. Türkiye'den ABD okuması, bu başlıklara indirgenmiş durumda. Bizim kastettiğimiz ise, Trump-Rusya arasındaki ilişkiye dair yürütülen FBI soruşturması.

Bu soruşturmanın amacı, başkanlığa layık görülmeyen Trump'ı koltuğundan uzaklaştırmak değil. Bu sonuç, olsa olsa bir yan ürün olarak düşünülüyor olabilir. Çünkü, o koltuğa oturan ilk moron Trump olmadığı gibi, Amerikan sermayesinin de pek umurunda değil. Hatırlanacağı üzere, Trump'ın moronlukta eline su dökemeyeceği Bush, o koltukta uzun zaman oturdu.

Mesele seçimlerin şaibeli olması mı? Yapmayın canım, bu ilk kez mi oluyor. Bush'un Florida'daki sandıkların sayımına hile karıştırarak elde ettiği seçim zaferini unuttuk mu? Bu durum, Amerikan sermayesi için üzerinde tepinilecek bir sorun olmamıştı o zaman. Demokratlar işin peşinde biraz koşturduktan sonra, Amerika'nın prestiji öne çıkarılarak mesele kapatılmıştı. Ama bu sefer böyle olmuyor. İşin ilginci(!) herkes saldırıyor Trump'a. Yani sadece demokratlar değil, cumhuriyetçileri destekleyen sermayenin önemli bir kesimi de. Bu yıllar önce Bush vakasında yaşananlardan farklı bir durum olduğunu gösteriyor. O zaman, ABD'yi hangi sermaye grubunun yöneteceği çekişmesi vardı ve buna rağmen, demokratları destekleyen sermaye kavgayı bir noktada keserek, rezaletin büyümesini önlemişti. Demek ki mesele Trump'ın moronluğu olmadığı gibi, cumhuriyetçi demokrat kavgası da değil.

Peki Rusya'nın dolaylı destek verdiği birisi olduğu için şaibeli olması mı? Yıllar yılı Amerikan sermayesini başarıyla temsil etmiş, Amerikan sermayesinin değerlerine bağlı kalmış birinin, Rus ajanı olabileceğini düşünecek aklı başında tek bir kişi bile çıkmaz. Olsa olsa, bu bitirim iş adamı, Rusya'nın desteği ile seçmeni manipüle etmiş ve bunun karşılığında ekonomik rüşvet vermiş olabilir. Bunda ne var ki! Bu durum Amerikan sermayesinin hiç de yabancısı olduğu bir şey değil. Eh Trump, Rusları işin içine katmakla sınırları biraz zorlamış olabilir. Ama bu, deşifre edilmesini, kurcalanarak ABD'nin tüm dünya nezdinde küçük düşürülmesini etkilemez. Bu durum, bu denli eşelenmeseydi, olsa olsa Kremlin’in salonlarında alay konusu edilirdi ve Amerikan sermayesi önümüzdeki maça bakacağız diyerek bunu sineye çekebilirdi. Hatta yıllar önce Yeltsin'in Kremlin'in başına getirilmesinin rövanşı olarak görüp anlayışla(!) bile karşılayabilirdi.

Ama Amerikan sermayesi bunu alenileştirip, kanıtlamaya devam etti. Sağır sultanın bile duyabileceği hale soktu. Peki niye?

ABD kendisini küçük düşürme pahasına şu mesajı veriyor uluslararası sermayeye: Rusya; ABD'nin içini dizayn etmeye kalkacak kadar tehlikeli, fütursuz, cüretli hale gelmiştir. Bugün bunu bana yapan, kimbilir yarın size ne yapar. Belki de yapıyordur! Benim ardımda sıraya girin, Rusya'ya karşı mücadele edelim.

ABD niye kendini küçük düşürerek bunu yapıyor diyenler olabilir. Tek cümle ile cevap verip geçelim bu soruyu: Oyunun kurallarını belirleyen ve gidişatını denetleyen olmak için.

ABD'nin bunu ilk yapışı değil. Yine kendini küçük düşürme pahasına, 11 Eylül 2000'de ikiz kuleler saldırısını düzenlemiş-göz yummuş da. O zamanda tüm dünyayı ardında sıralanmaya çağırmıştı. Bu bir süre işe yaradıysa da, uluslararası sermayenin arasındaki çelişkiler, skandallar ve halkların bu ittifaka tepki duyması nedeniyle (11 Eylül'ün arka perdesi anlaşıldıkça), bu birlik zamanla dağıldı.

İşte ABD bunu yeniden, daha sağlam ve uzun erimli sağlamak için, kendini, 11 Eylül'le kıyaslanmayacak ölçüde küçük düşürerek çok daha büyük düşman yaratmaya çalışıyor.

ABD son 30 yılda hiç olmadığı kadar büyük oynuyor. Oynamak zorunda. Çünkü 11 Eylül 2000'de dediğimiz gibi, hegemonya krizi yaşıyor. Ve bu krizi durduramıyor.

Rusya bu iş için iyi bir malzeme. Çünkü, hem Almanya, hem de Fransa’nın tarihsel düşmanı. Aynı zamanda ortodoks olarak, katolik Avrupa’nın karşıtı. Üstüne üstük 70 yıllık sosyalist sisteme karşı üretilmiş bir yığın olumsuz olgunun merkezindeki ülke. Ve tüm bunların üzerine, son on yıldır doğu Avrupa'da, AB'yi rahatsız eden ortamlar artmakta. Amerika için, uluslararası sermayeyi Rusya ile korkutmaktan daha iyi hangi seçenek olabilirdi ki!

Hollywood vari senaryo şu: Başkanlık seçimi manipüle edilmiş mazlum ABD, tüm hür dünyayı, temsili demokrasiyi ayakları altına alan Rusya'ya karşı uyarıyor. Bu asiyi dize getirmeliyiz yoksa halimiz harap! Ardımda sıralananın kahraman kovboy bir kez daha öne atılıyor.

Bu senaryonun tüm inandırıcılığıyla sahnelenebilmesi için Amerika sermayesinin hemen her kesimi eline sopayı almış, Trump'ı dövüyor. Trump'tan ağızlarını tatlandıracak şekeri çıkarma uğraşındalar. Ve Trump, bu gidişatla daha çok dayak yiyeceği kesin.

Peki sadece Trump mı bu dayağı yiyecek. Elbette hayır. Amerika Trump'a attığı dayağın boşa gitmemesi için, “ardımda sıralanın” komutuna uymayan herkese yöneliyor. Özellikle de bağımlı ülkelere. Trump'ın ikide bir sağa sola sopa sallaması (ekonomik, diplomatik, askeri), orayı burayı kurcalaması moronluğundan kaynaklanmıyor yani.

Türkiye egemen güçleri bunu kavrayabilmiş değil. Halen kendi sıkıntılarını, beka meselesini ABD'nin önüne koyuyor, anlayış bekliyor. Bulamayınca da, bu Amerika bizimle uğraşıyor diyerek salya sümük ortalıkta dolanıyor.

ABD'nin yolsuzluk operasyonu, 15 Temmuz darbesi, Zarrab davası, vize meselesi, NATO'da M. Kemal'in resmini hedefe koymasındaki hoyratlığını anlayabilmek için, ABD'nin durumunu ve bu durumdan çıkış için ortaya koyduğu politikanın bilincine varmak gerekiyor. Amerika’yı, arkasında durulması kesmiyor. Sıralanılmasını ve bire bir ayak izlerinin takip edilmesini istiyor. Yani amansız, şartsız-şurtsuz uyum istiyor.

Türkiye elbette ABD'nin arkasında duruyor. Lakin mesele Ortadoğu olunca, hep kendi sıkıntılarını ortaya koyarak esneklik talep etmiş, bunu zorlamıştır. Ömrü kısa süren BOP'u bir kenara koyarsak, 1. Körfez savaşından beri durum hep böyle olmuştur. Ve gelinen noktada, ABD'nin bu nazı kaldıracak hali yok. Üstüne üstük ABD Türkiye'ye dahi sözünü dinletemezse, Rusya üzerinden batı ittifakına çeki düzen vermesinin mümkün olmayacağını biliyor. Dolayısıyla ABD, sanıldığından daha fazla bir güçle ve tüm bağımlı ülkelere ders olacak bir hoyratlıkla Türkiye'ye yükleniyor. Başbakanı üç gün boyunca Amerikanın parklarında gezdirtmesi de bundan. Türkiye üzerinden tüm ittifaklarına ve arka bahçesindekilere mesaj veriyor. Dolayısıyla daha anlayışsız ve acımasız olacak.

ABD'nin bir ölüm kalım mücadelesi içinde olduğunu hala anlamayan Türkiye egemen güçleri, ABD'yi, 'beni küstürme Rusya'ya kaçarım'la tehdit etmeye çalışıyor. Tarihi bir tekerrür sanıyor! Defalarca denenmiş Rusya resti, yine işe yarayacak sanıyor. Oysa bu ABD'yi iyice çıldırtıyor. Gözünü karartıyor. Bu ayak direme, nazlanma, ABD'nin çıkarları için kendi çıkarlarından vazgeçmeme hali devam ederse; ABD elindeki son seçeneği gündemine alacaktır. Nedir bu seçenek? Benim değilsen kimsenin olamazsın magandalığı. 15 Temmuz, Zarrab vs vs, işin bu noktaya varmadan çözülmesi içindi. ABD şimdiye kadar istediğini elde edemedi ve gün geçtikçe 'kimsenin değilsin öyleyse' noktasına ilerleniyor.

Ve son bir şey daha, “ABD zaten güçten düşüyor, ne yapabilir ki demeyin. Çünkü, güçten düşen istihbaratıyla, ordusuyla, ekonomisiyle, diplomasisiyle bir süper güç. Ve ona maraz çıkaran Türkiye, her şeyi ile ABD'ye bağımlı. Yani sözün özü, 'kimsenin olamazsın' sözünün gereğini yaracak gücü fazlasıyla var halen. NATO eski genel sekreteri Rassmussen, NATO'nun Türkiye'nin güvenliği için oluşturduğu garantinin temelinde ABD'nin çok büyük ağırlığı olduğunu hatırlatıyor ve ekliyor: “Türkiye, ABD ile ilişkilerinin kötüleşmesinden endişe duymalı!”

İ.Cevat Çetiner

ÖNSÖZ

           Tüm Sayılar

Arşiv

Sitemizin eski içeriğine ulaşmak için logoya tıklayınız...

E-Kitap

Tüm E-Kitaplar için resme tıklayınız...