Çarşamba, 22 Kasım 2017
Gündemdekiler

Doğu Kürdistan’da (Rojhilat) 1946’da kurulan Mahabad Cumhuriyeti’nden bu yana, Kürdistan tarihinde önemli olaylar yaşandı. Mahabad Cumhuriyeti’nin çok kısa sürmesi, onun Kürdistan’ın bütünlüğü üzerinde derin bir etki yaratmasını engelleyememiştir. Cumhuriyet’in kısa varlığı, Kürdistan’ın tümünde özgürlük mücadelesine bir itiş vermiştir. Kürdistan tarihinin diğer önemli bir olayı, 70’lerde Güney Kürdistan’ın (Başur) özerkliğinin Irak tarafından kabul edilmesi, fakat kısa süre sonra yok sayılmasıdır.

Bundan şu sonuç çıkar ki, Kürt halkının ulusal taleplerinin, ulusal kendi kaderini tayin hakkının güvencesi, ilhakçı ülkelerin anayasaları vb. güvenceleri değil, Kürt haklının kendi mücadelesi ve örgütlülüğüdür. Kürdistan tarihinin önemli bir olayı da Rojava Devrimi’dir. Rojava Devriminin Kürdistan ve bölge halkları üzerinde devrimcileştirici bir etkisi oldu. Ama ondan önce, Kuzey Kürdistan’da (Bakur) ortaya çıkan gelişmeler var.

Kuzey Kürdistan, Kürdistan’ın geneline göre, kapitalizmin uzun süre önce egemen olduğu ve üretici güçlerin gelişmesinin daha ilerde olduğu bir konumdadır. Bu tarihsel koşullar, Kuzey Kürdistan’da ulusal-sınıfsal (toplumsal) mücadelenin içiçe gelişmesini getirdi. Bu zeminler üzerindeki kurtuluş ve sosyalizm mücadelesi, Kürdistan emekçilerinin mücadele stratejisi oldu. Kuzey Kürdistan’da proletaryanın bağımsız devrimci bir güç olarak sahneye çıkması ve devrime önderlik etmesi, Kürdistan tarihinin en önemli olayıdır. Çünkü, Kürdistan’ın emekçi kitlelerinin mücadelesini daha ileri bir noktaya taşımıştır. 80’lerden bu yana süren devrimci mücadele, Kürdistan geneli üzerinde önemli bir etki yaratmıştır.

Güney Kürdistan’ın bağımsızlık referandumu, Kürdistan tarihi açısından önemli bir gelişmedir. Bu nedenle bunun çeşitli yönleri üzerinde durmamız gerekiyor.

Güney Kürdistan’ın bağımsızlık yönünde attığı adımları değerlendirirken, girişimin demokratik içeriğiyle, hareketin önderliğinin durumu birbirine karıştırılmamalı. Böylesi bir demokratik istemin gerçekleşmesi, bölgedeki ilhakçı ülkelerin bölgede yarattıkları statüko ve baskının zayıflamasına yol açar. Bu nesnel sonuç, oradaki hareketin önderliğinden bağımsız olarak ortaya çıkar. Böylesi bir sonuç, bölgede halkların devrimci mücadelesi için daha uygun ortam yaratır.

Ulusların Kendi Kaderini Tayin Etme Hakkı, bağımsız devlet kurma da içinde, ayrılma tam hakkını içerir. Kürt halkı, bu hakkını tam da pratikte kendi iradesi doğrultusunda kullanmak istediği bir sırada, hareketin liderliğinin durumunu göstererek, buna karşı çıkmak, ulusların kendi kaderini tayin etme hakkını lafta kabul edip, pratikte yadsımaktır.

Güney Kürdistan’ın bağımsızlık çabaları karşısında tereddüt edenlerin ya da karşı duran sol hareketlerin en çok öne çıkardıkları, PDK ve YNK’nin, Barzani ve diğerlerinin emperyalist devletler ve diğer kapitalist devletlerle, uluslararası tekellerle kurdukları ilişkileridir.

Bu düşüncelerle Kürdistan’ın ayrılma hakkına karşı çıkanlar, öncelikle PDK ve YNK’nin burjuva hareketler olduğunu unutuyorlar. Bu hareketler, burjuva ulusal hareketlerdir. Burjuva toplumsal doğaları, onları, uluslararası burjuvaziyle ilişkiye vb. götürür. Onlardan, proletaryanın koyması gereken bağımsız devrimci tavır beklenemez, beklenmemelidir. Konunun açıklığa kavuşması için dünyada iki örneğe başvurmakta yarar vardır. Bunlardan biri İrlanda’dır. Kuzey İrlanda, İngiltere’den ayrıldığında, bunda ABD’nin özel çabaları olduğunu herkes biliyor. Sonuçta diğer kapitalist ülkeler de Kuzey İrlanda’nın yeni durumunu kabul ettiler. Bu destek anlamına gelir. Hiçbir aklı başında komünist, hiçbir demokrat, uluslararası burjuvazi destekliyor diye Kuzey İrlanda’nın ayrılmasına karşı çıkmamıştır, karşı çıkamazdı. Kaldı ki, emperyalist-kapitalist süreçlerin, bu tip hareketlerle ilişkiye geçerek, onları kendi egemenliği altına almak istedikleri, bilinmez bir durum değildir. Halen sürmekte olan Filistin hareketinde de aynı sorunla karşılaşıyoruz. Filistin’in kurtuluşu için mücadele veren tüm hareketlerin ya emperyalist ülkelerle ya da burjuva devletlerle ilişkileri var. Ama bu durum, bizim Filistin Devrimi’nin yanında yer almamızı, bizzat Filistin halkıyla birlikte savaşmamızın önünde engel oluşturmadı.

Bizler, bu hareketlerin haklı davalarının yanında yer alırken, onların politikalarını, emperyalizmle, gerici güçlerle kurdukları ilişkileri eleştirmeye devam edeceğiz. Ezilen halklar da görecektir, emperyalizmin özgürlükler değil, egemenlik peşinde koştuğunu. Ve yaşayarak öğreneceklerdir, Komünistlerin, halkların ulusal ve toplumsal kurtuluşu için savaşan asıl güçler olduğunu. Bu da, sonuçta komünizmin ezilen halklar üzerindeki etkisini artıracaktır.

Ezilen ulusun ulusal hareketinde, belli bir etkisi ve ağırlığı olan liderlerin, partilerin işbirlikçi, burjuva karakterleri gerekçe gösterilerek, Kürt ulusunun kendi kaderini tayin hakkı, bu haklı dava karşısında ne kayıtsız kalınabilir ne de yadsınabilir. İyi ve haklı bir dava kötü ellere düştü diye, iyi ve haklı bir dava olmaktan çıkmaz. Yapılması gereken iyi ve haklı bir davayı, kötü ellere bırakmamaktır.

Güney Kürdistan’ın ayrılma hakkını kullanmasına karşı çıkmak, Kürdistan’ın bugünkü durumunu, yani Kürdistan’ın bugünkü durumunu, yani Kürdistan’ın ilhakçı devletlerle bugünkü durumunu örnek bir model olarak, kabul etmek, yani bugünkü durumun en iyi durum olduğunu söylemektir.

Bu, egemen ulusların, ilhakçı devletlerin bakış açısıdır, şovenizmdir. Bir sosyalistin bu bakış açısıyla hareket etmesi ise sosyal-şovenizmdir.

Komünistler, TKP’nin 1920-1945 arasında (ve daha sonralarda) Türkiye’nin, Kürdistan ilhakı, işgali ve katliamları karşısında düştükleri duruma düşmemelidir. O zaman da Kürt ulusal isyanlarına, egemen ulus bakış açısıyla, Kemalizmin bakış açısıyla bakıldı. Ve bunun Kürt halkında yarattığı güvensizlik yıllarca devam etti.

Bu bakış açısı Leninist Ulusların Kendi Kaderini Tayin Etme Hakkı ilkesini yadsıyan bir bakış açısıdır.

İleri sürülen gerekçelerden biri referandumun, Barzani ve diğer burjuva önderlerin, kendi zayıflayan konumlarını yeniden güçlendirmeye yönelik olduğudur. Evet, böyle bir yön vardır. Ezilen ulusun bağımsızlığına önderlik edenler, bunun sonucunda, bir süre daha konumlarını korur ve hatta güçlendirirler. Fakat bu durum, Kürt ulusunun özgürlüğünün yanında çok önemsiz kalır. Kaldı ki, ulusal hareketin, ulusal sorunun çözümüyle gideceği en ileri nokta, kendi devrimci-demokratik potansiyelini açığa çıkarıp tüketmektir.

Şu gerçek görülmüyor: Barzani’nin, Talabani’nin Kürt Halkı üzerindeki etkisi, Kürdistan sorununun halen çözülememesinden ileri geliyor. Kürdistan sorununun çözülmesi, tam da Barzani’nin, Talabani’nin bu etkisini ortadan kaldıracaktır. Hareketin zaferi, burjuva önderliğe öncelikle güç verecektir fakat sonra, bu gücü onların ayağının altından çekip alacaktır. Çünkü ikinci planda görünen etkenler, tam da bu süreçte öne çıkacak, serpilip gelişecektir. Bu, Kürdistan proletaryasıdır, onun toplumsal kurtuluş kavgasıdır.

Bilindiği gibi, ulusal duygu emekçilerin sınıf bilincini baskı altında tutar. Ulusal sorunun çözülmesiyle birlikte, bu baskı da ortadan kalkar, en azından çok zayıflar. Bunun etkisi bölgesel olacaktır. Bölgenin önemli bir sorunu olan Kürdistan sorunu çözülmezse, proletaryanın sınıf hareketi engellenecek, geciktirilecek ve gelişimine ket vurulacaktır. Ama Kürt ulusal sorununun çözülmesiyle, emekçi sınıfın devrimci hareketi, bu ortamda en hızlı gelişimine kavuşacaktır. Sınıf savaşı yalnız hızlanmakla kalmayacak, aynı zamanda keskinleşecektir.

Güney Kürdistan’ın bağımsızlık referandumuna karşı çıkanlar ya da kayıtsız kalanların ileri sürdüğü diğer bir gerekçe de Kürt halkının özgür iradesi için, tam özgür bir ortamın oluşmadığıdır. Bu konuda şunlar söylenebilir: Halklar, tarihle, hiçbir zaman kendi tarihlerini yaparken, istedikleri koşulları bulamadılar. Tarihi her zaman verili koşullarda yaptılar. Bu koşullar Kürdistan somutunda görüldüğü gibi, sürekli bir savaş ortamı, sürekli çatışma ve ağır saldırı altında biçimlenmiştir. Kürt halkı, Kürdistan’ın genelinde, bugünkü ileri noktaya on yıllarca savaşarak, büyük acılarla, büyük bedellerle geldi. Tabi ki burada durmayacak ve daha ileri gidecektir. Özcesi, Kürt halkı tüm bu çatışmacı ortama rağmen ve çatışmanın ortasında özgürlüğünü ileri sürebilir.

Özgür Kürdistan’ın rolünün açıklığa kavuşturulması gerekmektedir. Güney Kürdistan’da PDK çevrelerinin, bölge ve dünya devletlerini Kürdistan’ın bağımsızlık adımlarına ikna etmek, onların desteğini almak için, en sık başvurdukları argüman şudur: Kürdistan bağımsızlığı bölge ve dünyanın yararınadır. Aynı argüman daha önce Kuzey Kürdistan için de kullanıldı. “Kürt sorunu demokratik olarak çözmüş bir TC, bölgenin en etkin gücü olur. O halde Kürt sorununun çözümü, egemen ulusun yararınadır.” Bu yaklaşım, Kürt-Kürdistan sorununun, egemen ulusla uzlaşma içinde çözümü için ileri sürülüyor. Oysa Kürt halkının onyıllarca süren mücadele deneyimi, Kürdistan sorununun ancak devrimci tarzla çözülebileceğini ortaya koymuştur. Bu, şu anlama gelmektedir ki, Kürt sorununun gerçek çözümü, ulusal ve toplumsal kurtuluşu, emperyalizme ve bölgedeki tüm gerici ve ilhakçı devletlere karşı devrimci mücadelenin sonucu olabilir. Özgür Kürdistan, bölge ve dünya devriminin yeni bir mevzisi olmalıdır. Ulusal sorunun, halkların eşit, özgür, gönüllü birliği temelinde çözülmesi, bu ilkeyi değiştirmez. Bu durumda, birleşik cumhuriyet, dünya devriminin daha güçlü bir mevzisi olur. Kürt halkı yalnızca kendi devrimci amacını gerçekleştirmekle kalmamalı, dünya devrimine karşı enternasyonal görevlerini de yerine getirmelidir.

Gerçek devrimci komünistler olarak, yalnızca ulusal sorunun çözümüne yönelik görüşlerimizi ortaya koymakla yetinmedik. Çünkü sadece bu düzeyde bir yaklaşım, devrimci-demokrasinin sınırlarını aşmaz. Komünistler bunun ötesine varırlar. Komünistler, Kürdistan’da ulusal-toplumsal (sınıfsal) kurtuluşu savundular. Kürdistan’ın demokratik ve sosyalist temelde yeniden örgütlenmesini savundular. Çünkü, demokrasi mücadelesi, sosyalizme dönüşmelidir ve ancak tutarlı bir demokrasi, sosyalizmde olanaklıdır. Yine ancak, sosyalist bir ulus, egemen olarak kalabilir, yeniden bağımlılık ilişkisine girmez. Bu hedef ise ancak proletaryanın öncülüğünde gerekleşebilir.

Kürt ulusunun ulusal kendi kaderini tayin hakkı son yarım yüzyıl içinde, Türkiye Komünist hareketi ve sol hareketler içinde hep popüler oldu. Fakat, Kürdistan sorununun devrimci çözümünün-adını Kürdistan sorunu olarak koyarak üzerine düşünce geliştirenler devrimci komünistler oldu.

 

C.DAĞLI

 

ÖNSÖZ

           Tüm Sayılar

Arşiv

Sitemizin eski içeriğine ulaşmak için logoya tıklayınız...

E-Kitap

Tüm E-Kitaplar için resme tıklayınız...