Pazar, 20 Ağustos 2017
Gündemdekiler

Bağımlılık ilişkilerinin abc’sidir: Son tahlilde efendi uşağa boyun eğdirir. Güncel siyasetin boşluklarında sınırlı hareket alalında gezinip duran bağımlı ülke siyasetçilerinin tavırlarını “emperyalizme kafa tutmak/bağımsızlaşmak” olarak okuyup bunun üzerinden değerlendirmelere dalan aklı evvellere bu gerçeği tekrar tekrar hatırlatmak zorunda kalıyoruz. Çünkü emperyalist ülke-bağımlı ülke ilişkileri alanına indiğimizde, bilgiçlik havasından geçilmeyen liberal takımının, ki bunların arasında “sosyalist” geçinenler de var, en çok unuttukları ya da es geçtikleri basit gerçek bu.

“Avrasyacılık” şarlatanlığı böyle bir şeydir. Dinci-faşist iktidara açıktan yaranma cesaretini gösteremeyenlerin gizli kapaklı yaranma ve mesaj yollama yönteminin şimdiki geçer adı “Avrasyacılık”tır. Bu kavramın “mucit”leri şimdi dinci-faşist iktidarın sularında kulaç atıyor olsalar da liberal/sosyalist geçinen kimi kesimler için ne gam.

Oysa bu görüşler, her önemli gelişme tarafından çürütülüyor. Almanya-Türkiye arasındaki gerilim ve ilişkilerin vardığı boyut bunun son örneği oldu. Almanya, “efendi” bir emperyalist devlet olarak, bir süredir kendisine efelenen dinci-faşist iktidar yönetimindeki Türkiye’ye boyun eğdirmeye başladı.

Ne zaman? Ekonomik alandaki çıkarlara dokunmadığı sürece, emperyalist devlet, bağımlı ülkenin kimi işe yaramaz çıkışlarını tolere edebilir ve ediyor da. Bunu hem ABD-Türkiye; AB-Türkiye ilişkilerinde hem de başka emperyalist devlet-bağımlı ülke ilişkilerinde görebiliyoruz. Tolerasyonun sınırları, ciddi ekonomik ya da hayati askeri çıkarlardır.

Bir süredir, içerdeki dinci-faşist tabanı motive etmek için Almanya’ya -öteki Avrupalı emperyalistleri bir tarafa bırakıyoruz- çıkışlar yapan dinci-faşist iktidar ve onun başındaki adam, nerede durması gerektiğini bilmeyince olanlar oldu. Altıyüz küsur Alman firmasının ismini soruşturulmak üzere Almanya’ya bildirince Almanya, “mülkiyet hakkı”nı ve bu hakkın Türkiye’de bir süredir “kayyım” yöntemiyle keyfe-kader durumda olduğunu hatırladı.

Dinci-faşist iktidar ve onun başındaki adam, günah işledikleri yerde çarpılacaklardı. Dinci-faşist kitleyi motive edeyim derken mülkiyet hakkıyla ilgili şu altın kuralı unutuvermişlerdi:

“Resmi İngiliz Kilisesi, 39 kuralın 38’ine yapılan saldırıyı, gelirinin 1/39’una yapılan saldırıdan daha kolay bağışlar. Bu gün bizzat tanrıtanımazlık, mevcut mülkiyet ilişkilerinin eleştirisi ile karşılaştırılırsa culpa levis’tir (küçük günah).” (Marx)

Emperyalist devletlerin, tekellerin ekonomik çıkarlarına dokunmaya kalkışmak, Alman Şansölyesi Merkel’i küçük düşürecek davranışlarda bulunmaya benzemez. Cahil cesareti çoğu kez başa beladır. Dinci-faşist iktidarın başındaki adam, mülkiyet ilişkileri alanına girmenin emperyalist efendilerinde nasıl bir öfkeye yol açacağını bilecek bilgi ve birikimden yoksundu.

Almanya, sabrının taştığını açıkladı ve yaptırımlara başvuracağını ilan etti. Bu bile, dinci-faşist iktidarın nedamet beyanlarına yetti. Soruşturulmak istenen şirketler listesi anında geri çekildi. Listenin “iletişim kazası sonucu” verildiği gibi komik bir gerekçe uyduruldu. İktidarın Bekir’i, Türkçe meali, “olmuş bi eşeklik hoşgörün” anlamına gelen şu açıklamayı yaptı:

“Maalesef sorumluluk makamında bir boşluktan kaynaklanan bir durum. Almanya veya İnterpol aracılığı ile diğer ülkelere yansıtılmasında bir sorumsuzluk, bir anlık bir boşluk diyelim. Bununla ilgili düzeltmeler, düzenlemeler yapıldı. Bir daha böyle bir hata asla ve asla söz konusu olmayacaktır.”

Ama bu nedamet bildirimi emperyalist efendilere yetmezdi. Bu sefer üç “ağır top”, Başbakan Binali Yıldırım, Avrupa Birliği Bakanı Ömer Çelik ve Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci Alman şirket yöneticileri önünde nedamet getirmek için sıraya girdi. İşte o nedamet beyanlarından bir demet:

Başbakan Yıldırım, “Sizin, yaşanan gelişmelerden dolayı herhangi bir zarar görmemeniz, bu gerilimin bir parçası olmamanız bizim açımızdan çok önemli. Çok açık söylüyorum, biz sizi Alman şirketi olarak görmüyoruz. Biz sizi bu ülkenin şirketi olarak görüyoruz”

Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekçi, "Sorumluluk makamında bir boşluktan kaynaklanan bir durum bir daha böyle bir hata asla olmayacak.” Diğer Bakan’ların açıklamalarını aktarmaya gerek yok. Noktayı, Alman şirketlerinin yatırımlarını takip etmekle görevli olduğunu iddia eden ve Alman şirketleri adına konuşan bir avukat koyuyor. Şöyle: "Endişelerimizin Türkiye Cumhuriyeti tarafından kabul gördüğünü, bunların giderilmesi yönünde çalışmalar yapmak konusunda çok istekli olduklarını gördük... Şimdi gördüğümüz kadarıyla hükümetimiz de bu işin ciddiyetini görmüş... Bütün söylediklerimizi not aldılar.” Bir avukat konuşuyor ve başbakan not alıyor. Başka söze gerek var mı?

Peki, ya sonuç? Boğayı her zaman kuyruğundan değil, boynuzlarından tutmayı ilke edinmiş Alman emperyalistleri lafa kanacak değiller ya. Alman hükümeti, dinci-faşist iktidarın boynunu büken mengeneyi sıkıştırmaya devam ediyor.