Çarşamba, 22 Kasım 2017
Gündemdekiler

Bir yerde devrim anının yaklaştığını gösteren belirteçlerin başında ne gelir? Elbette geniş yığınlarda arttığı gözlenen huzursuzluk, birikmiş öfkenin dışavurumu, insanların bir çok konuda gösterdikleri hesapsız, kitapsız davranışlar; normal zamanlarda olağan karşılanabilecek kimi olayların patlamaya dönüşmesi; yığınların deyim yerindeyse bir saatli bombaymışçasına "vakti-saatinin gelmesini beklemesi" ...Sayısız toplumsal olayın bir bulamaç halinde bir arada olması; toplumdaki kamplaşmalar ve kargaşanın artışı..

Şimdi biz bunları söylediğimizde birilerinin yerlerinden hop oturup hop kalktıklarını biliyoruz. Neden? Çünkü onlar için bırakın devrim anının yaklaşmasını, ondan hızla uzaklaşmanın söz konusu olduğunu biliyoruz. Yaşanan gelişmelere bakıyorlar ve devrim değil ama bir karşı-devrim olduğu sonucuna ulaşıyorlar. Haliyle her devrimci eylem ve kalkışmayı, mutlaka bastırılacak ya da yenilgiyle sonuçlanacak bir "direniş" olarak değerlendiriyorlar. Öyle ki, umutları Melih Gökçek gibi belediye başkanlarının bizzat RTE tarafından istifa ettirilmesine kalmış durumda. Bunun arkasında yatan nedenler üzerine hiç kafa yormadan, iktidar cenahı içindeki parçalanma ve bölünmelerin neden nasıl olduğu üzerinde düşünmeden, bir kişinin gidişine seviniyor, adeta "domuzdan bir kıl kopardık" diye bayram ediyorlar. Oysa iktidar cenahının içinde kaynayan kazanların haddi hesabı yok. RTE'nin "metal yorgunluk" diyerek yumuşatmaya çalıştığı şey, aslında devlet kademesi içindeki bölünme ve parçalanmanın açıktan ifadesidir. Ve hem ağlayıp hem gidenler, acaba neden gerçek düşüncelerini açıktan söylemiyorlar dersiniz? Bunda çatışmaların çok çok derinde olması ve birinin Buz Devri animasyonundaki sincabın meşe palamudunu bir yere sapladıktan sonra yaşanan kırılmaya benzer bir kırılmayı, yıkımı tetikleyebilecek bir hareket yapmaktan korkuyor olması etkili oluyor olmasın sakın? Dikkat edilsin burjuva cephede her ağzını açan "ortamın hassasiyeti"nden vb. bahsediyor. RTE'nin karşı karşıya kaldığı suçlamalar karşısında bir koalisyon halinde korunuyor olmasının başka bir açıklaması olabilir mi? Herkes sistemin nasıl kırılgan dengeler üzerinde durduğunu görüyor ve '90'lı yılların sonuna benzer "bir anayasa kitapçığının fırlatılması" ile başlayan olayların bugün tekrarlanması halinde neler olabileceğini görüyor. Devletin beka sorunu olduğunu görenler, yaklaşan devrim tehlikesi karşısında birliktelik görüntüsü vermeye zoraki de olsa gayret ediyorlar.

Ama artık hiçbir şey dikiş tutmamaya başlamış durumda. Her yerde devrimci bir kargaşa hakim. İktidar cenahında bu durum, bugün söylenenin yarın yalanlanması, ya da bugün yapılanın yarın değiştirilmesi olarak görülüyor. Ulusal ve uluslararası alanda politik keşmekeşlik hiç kimsenin gözünden kaçmıyor. Deyim yerindeyse burjuva sınıf durumu idare etmeye çalışıyor; ama bunu da başaramıyor. Varolan ekonomik krizin somut göstergelerle kitlelere yansıması derinleştikçe yeni isyan hareketlerinin başlayabileceğini onlar da biliyorlar. Şimdi hepsinin bu isyan hareketlerini, olası bir ayaklanmayı nasıl bastırabileceklerine kilitlendiklerine şüphe yok. Rusya'da1905 Devrimi'nden sonra Şubat Devrimi'nden önce Witte tarafından böyle planlar kuruluyor. O zaman kurulan "kitle ayaklanmalarını bastırma komisyonu"na benzer komisyonların burada kurulduğundan hiç kimsenin kuşkusu olmasın. Orada "kitlelerin enerjilerini boşaltacak önlemler" almışlar; "insan coşkusunun kitleleşmiş bilinci, yaşadığı koşulların değişebilirliğinin kolay olmadığı duvarına çarptırılıp, yılgıya dönüştürülmelidir" demişler ve eminiz ki, burada birebir aynı olmasa da Gezi Ayaklanması'ndan beri böyle yöntemler uygulanıyor. Kitlelerin nasıl edilgenleştirilebileceği üzerine yığınla teorinin ortalıklarda dolaştığına şüphe duyulmamalı. Elbette bütün bunları boşa çıkarmak mümkün; işte Bolşevikler bunu başarabilmişler, devrimci kargaşa döneminde devrimci yığınlara önderlik edebilmişler ki bugünlerde 100.yılını kutlamaya hazırlandığımız Ekim Devrimi'ni zafere ulaştırabilmişlerdir.

Burada önemli olan proletaryanın bu süreçte geniş yığınlara önderlik etmesidir. Eğer proletarya kararlı bir tutum alırsa ve "Biz kendi dünyamızı kurmaya, zincirlerimizi kırmaya kararlıyız" derse, bu ezilen ve yoksullardan oluşan toplumun büyük bir kısmını potansiyel gücünden çok daha büyük bir güçle harekete geçirecek ve deyim yerindeyse dağılmaya yüz tutmuş burjuva toplumu yerle bir edecektir. Devrimci kargaşa dönemlerinde birilerinin büyük bir kararlılıkla öne geçip yol, yordam göstermesi gerekir. Yığınlarda artan huzursuzluğu gözlemleyecek, yaşamın her alanında bu huzursuzluğu, öfkeli kabarışı doğru kanallara akıtabilecek, doğru hedeflere yöneltebilecek bir öncülük gerekiyor. Yığınların kişilere ya da sisteme duyduğu tepkileri örgütleyebilmek için de komiteler gerekiyor; "toplumsal muhalefeti örgütlemek için" değil, devrimi örgütleyebilmek için; iktidarı ele geçirebilmek için; geniş yığınları daha büyük bir savaşıma hazırlamak için. Bu konuda elimizi çabuk tutmalıyız; komiteler şeklinde örgütlenmek için her zamankinden daha uygun koşullara sahibiz. Geniş yığınlar, bir kahretme, bir şey yapamama, elinden bir şey gelmemesi duygusuna sahipler; onlara güven verecek, önlerine gerçekten devrimci bir program koyacak bir siyasi hareketin başarısız olması için hiçbir neden yok. İnsanların önüne somut, anlaşılabilir hedefler konulur ve bu hedeflere ulaşmak için nelerin nasıl yapılması gerektiği onlarla birlikte kararlaştırılırsa, eminiz ki düzene karşı isyan duygularıyla dolu olan yığınlar kendilerine akacak bir kanal bulmuş olacaklardır.

Devrimci kargaşa döneminde ne yapılması gerektiğini bilen, bildiğini kitleler içinde onların düşüncesi haline getirebilen, yeri geldiğinde onlardan da öğrenebilen, nasıl yapılması gerektiğini bizzat yaparak gösteren, pratiğin sorunlarını masa başında değil, bizzat pratiğin içinde yer alarak çözen insanlardan oluşan bir kolektif, mücadelede sonuç alabilecektir; yaşadığı koşulları değiştirebilmek için insanların elinde bir manivela olabilecek, insanlar bir arada, kolektif bir önderlik altında neler yapabildiklerini yaşayarak gördükçe daha büyük hedeflere yöneleceklerdir.

Devrimci kargaşanın devrimci bir iktidara dönüşmesi için yapmamız gereken tek şey örgütlenmek, örgütlenmek ve yine örgütlenmek. Bu konuda somut ve iyi örnekler yaratmak. Bunu başarmak için harekete geçtiğimizde kendi önümüze koyduğumuz engellerden birini daha aşmış olacağız. Var olanla yetinmeyecek, her defasında gücümüzü kat kat artıracağız. Ve o zaman "göreceğiz milyonların yaratıcı gücünü".

Ali Varol Günal

ÖNSÖZ

           Tüm Sayılar

Arşiv

Sitemizin eski içeriğine ulaşmak için logoya tıklayınız...

E-Kitap

Tüm E-Kitaplar için resme tıklayınız...