11 yıl önce 19 Aralık günü 20 zindanda birden eşzamanlı yapılan katliamda 28 devrimci tutsak ölümsüzleşti, yüzlercesi de sakat kaldı.
Tarihin en eşitsiz saldırılarından birinde 4 gün savaşan ve başeğmeyen devrimci tutsakları anmak ve katliamı protesto etmek için 18 Aralık Pazar günü Mücadele Birliği Platformu tarafından bir yürüyüş düzenlendi.
Galatasaray Meydanı'nda “Zindanlar Yıkılsın, Tutsaklara Özgürlük – Mücadele Birliği Platformu” yazılı pankartı açılarak saat 14.00'de başlanan yürüyüşte 19 Aralık 2000 tarihinde cezaevlerine yapılan saldırılarda ölümsüzleşen devrim savaşçılarının resimleri taşındı.
Yürüyüş boyunca devletin zindanlara yönelik politikaları ve saldırılarına değinilerek geçmişte zindanlarda yaptığı katliamlar ve 19 Aralık 2000 yılında 20 cezaevinde birden gerçekleştirdiği katliamlar ve F tipi cezaevlerine değinilerek katliamların unutulmadığı ve unutulmayacağına dair ajitasyon konuşmaları yapıldı.
19 Aralık 2000'de ve Ölüm Oruçlarında ölümsüzleşen devrimci tutsakların adları sayılarak “Yaşıyor” denildi. Kızıl bayraklar ve önlüklerle yapılan yürüyüşte, coşkulu bir şekilde “Zindanlar Yıkılsın Tutsaklara Özgürlük”, “19 Aralık Katliamını Unutmadık, Unutturmayacağız”, “Faşist Devlet Hesap Verecek”, “Devrimci Tutsaklar Onurumuzdur”, “İktidar Dışında Her Şey Hiçbir Şeydir”, “Fabrikalar, Tarlalar Siyasi İktidar Her Şey Emeğin Olacak”, “Devrim Savaşçıları Ölümsüzdür” sloganları atıldı.
Yürüyüş sırasında ajitasyon konuşmasının yapılması ve sloganların coşkulu bir şekilde atılması çevredeki halkın ilgisini çekti. Zaman zaman korteje eşlik edenler olduğu gibi yürüyüşü izleyerek alkışlarla destek verenler oldu. Taksim Meydanı'na gelindiğinde yine sloganlar atılarak “19 Aralık Katliamını Unutmadık, Unutturmayacağız” denildi. Basın açıklaması okunurken daha fazla sayıda insan basın açıklamasına ilgi gösterdi.
“19 Aralık 2000 tarihinde tüm dünyanın gözü önünde zindanlarda bir katliam yaşandı 'en güzel şeylerimizi / ümidi, hasreti ve hürriyeti / ve çocukları öldürmek' için yürüyen katiller sürüsü zindanlardaki devrimci tutsaklara saldırdı” denilerek başlanan basın açıklamasında devletin Buca, Ümraniye, Diyarbakır, Ulucanlar cezaevlerinde yaptığı katliamlara değinilerek cezaevlerine yönelik saldırıları teşhir edildi.
Kapitalist sistemin dünya çapında bir Yeni Evre'ye, sıçramalı çöküş evresine girmesiyle devletin de işçi sınıfı ve emekçi halklara ve onların öncüleri olan devrimcilere saldırılarının yoğunlaştığı hatırlatılarak, devletin cezaevlerine yaptığı saldırıların devrimci tutsakları teslim alamadığını aksine onların mevzilerini daha da güçlü hale getirdiklerini, işçi ve emekçilere, yoksul Kürt halkına da moral verdiği belirtildi. Zindanların bu konumunun devam etmesi halinde egemenliğini devam ettiremeyeceğini, ayakta kalamayacağını anlayan devletin arda arda cezaevlerinde katliamlara giriştiği aktarıldı.
Devletin 19 Aralık 2000'de Hayata Dönüş adıyla gerçekleştirdiği katliamlarda 28 tutsak yaşamını yitirirken yüzlercesinin ise sakat kaldığı ve yaralandığı hatırlatılarak; devletin komünist tutsaklara işkence yaparak, onları F tipi zindanlara kapatarak devrimi önlemeye çalıştığı, haklara gözdağı vermeye çalıştığı ifade edildi.
F tiplerinin hayata geçirilmesine 19 Aralık katliamında ve Ölüm Orucunda 122 devrimci ve komünist tutsağın yaşamını yitirmesine rağmen, bütün dünyanın devrimci ve komünist tutsakların irade ve kararlılığını gördüğü ve devrim mücadelesinin F tipi zindanlarda da günden güne büyüdüğü belirtildi.
Devrimci tutsaklara dayatılan saldırılara ve tecrit sistemine karşı dışarıda da bir mücadele birliğinin geliştirilmesi gerektiği ve gerçek özgürlüğün içerideki en son tutsak özgür kaldığında başlayacağı ifadede edilen açıklamada zindanların yıkılıp,tutsakların özgürleşmesinin ancak ve ancak devrim mücadelesinin yükseltilmesiyle mümkün olacağı vurgulandı.
Basın açıklaması “19 Aralık katlimını unutmadığımızı ve unutturmayacağımızı, zindanlardaki devrimci tutsakların yalnız olmadığını, devrimci tutsakların bizim onurumuz olduğunu bir kez daha haykırıyoruz” denilerek sloganlarla bitirildi.
Basın açıklamasının okunmasının ardından bir Ayışığı Sanat Merkezi emekçisi, Ölüm Orucu Savaşçısı Ergül Çiçekler'in "Ölüm Orucu Destanı"nın dört gün savaşlarını anlattığı bölüm üokudu. Grup Emeğe Ezgi de aynı destandan bestelenen “Dört Ateşten Gün” parçasını söyledi.
Sloganlarla sona eren eylemin coşkusu dinmedi. Mücadele Birliği okurları, eylem dağıldıktan sonra "Zindanlar Yıkılsın Tutsaklara Özgürlük" sloganları ile İstiklal Caddesi'nde yürüyüşe geçti. "Kanlı Pazar" ve "Çav Bella" marşları ile cadde üzerinde yürürken halk da coşkuya katıldı. Ağa Camii'nin önüne gelindiğinde "Fabrikalar Tarlalar Siyasi İktidar Herşey Emeğin Olacak" sloganı attıktan sonra dağıldı.
Eylem sonrasında çay molası vermek için Ayışığı Sanat Merkezine çıkan insanları da 11 yıl önce yapılan katliam üzerine bir söyleşi bekliyordu. Zindan katliamını ve dört gün savaşlarını yaşayan eski tutsaklar, genç insanlara o dönemin koşullarını ve yaşanan saldırıyı anlattılar.
"Türkiye ve Kürdistan zindanları her zaman en yoğun saldrrılara sahne oldu. Bugün zindan saldırılarının başlangıcı Diyarbakır zindanı idi" diyerek konuşmaya başlayan Vefa Serdar, 12 Eylül döneminde tüm ülkenin toplama kampına dönüştürüldüğünü, saldırıların amacının da siyasi kimlikten soyundurmak olduğunu söyledi.
"Bizler zindanları verdiğimiz mücadelenin zorunlu bir sonucu olarak görürüz. Bu mücadelenin sonunda zindanlara düşmek, işkence-baskı görmek de var. Bundan gözü korkan, şimdiden vazgeçsin" dedikten sonra zindanlardaki devrimci tutsakları özgürleştirmeden zafere ulaşamayacağımızı, çünkü zindanlara kapatılanların toplumun en ileri devrimci unsurları olduğunu söyledi. Halkın zindanlara kapatılmasıyla geride kalanlara "sizler de böyle yaparsanız sşzleri de içeri kapatırım, özgürlüğünüzden mahrum ederim" demeye çalıştığını söyleyerek "gerçek özgürlük nedir? korku ile yaşamak, zindanını kafanda taşımak mı? Gerçek özgürlük korkularınla da mücadele etmektir" dedi.
Kürt halkının korkuyu nasıl yendiğini soran Serdar, "Kemal Pirler, 'biz yaşamı uğrunda ölecek kadar çok seviyoruz' dedi ve başı dik ölüme gitti. Bugün peşinden onbinlerce kişi gidiyor" dedi. 96 Ölüm Orucunu, Ümraniye, Buca zindan katliamlarını hatırlattıktan sonra da "Bugün biz sokakta eylem yapıp devrim şarkıları söyleyebiliyor sloganlarımızı atıyorsak, 19 Aralık katliamı başarısız olmuş demektir. Evet bombaladılar, gaz bombaları, silahlarla, köpüklü sularla saldırdılar" diyerek katliamda yaşananları kısaca anlattı.
Serdar içeriden başı dik çıkmalarının dışarıdakilere moral olduğunu, insanlarda "onlar içeride elleri bağlı iken boyun eğmiyor savaşıyorsa, biz de dışarıda daha fazlasını yapabiliriz" algısını yarattığını söyledi. Ölüm Orucu savaşçısı Gülnihal Yılmaz'ın bir mektubunda "Biz nasıl burada devrim için her gün, her saat ölmesini biliyorsak, dışarıdaki yoldaşlarımız da her gün devrim için yaşamalılar" dediğini aktardıktan sonra "Umut, devrim için canını veren yoldaşlarımızda, onlar bizim için yaşamlarını verdiler. Devrim mücadelesi şimdi bizim omuzlarımızda. Bunu taşıyıp taşıyamayacağımızı tarih gösterecek. Biz yoldaşlarımıza layık olmak için çalışacağız" diyerek bitirdi konuşmasını.
Vefa Serdar'ın herkesi etkileyen konuşmasının ardından saldırıyı Bayrampaşa zindanında yakılmak istenilen Fatma Yıldırım söz aldı. O da saldırının başlangıcını anlatarak, o saatlerde yaşadıklarını aktardı. Gaz bombası atan silahlarla, kurşunlarla tarandıklarını, lav silahlarıyla üzerlerine alevler püskürtüldüğünü anlattı. "Bize 'teslim olun' diyorlardı, sanki biz zindanda değildik. 6 kadın arkadaşımız böyle yakıldı, çoğu yaralandı, çok az insan yara almadan çıkabildi oradan. Bakırköy Kadın Cezaevine götürüldük oradan. Ve içeriden girerken bizi tartıp muayene ettiklerinde, herbirimizin 5'er kilo verdiğimiz ortaya çıktı. Bilimsel olan herşeye aykırıydı bu, nasıl bir saldırıyla, kimyasallarla karşılaşmışsak... Ve götürüldüğümüz zindanlarda tüm tutsaklar sözleşmiş gibi aynı anda açlık grevine başladık, ardından Ölüm Orucuna çevirdi bazılarımız" dedi.
"F tiplerinde bile devrimci tutsakların ayakta durması, devletin yenildiğinin göstergesi" diyen Yıldırım, günümüzde zindanların ve zindanlarda yaşanan saldırıların yeniden gündemde olduğunu söyledi ve devletin Kürt halkını, bütün bir halkı zindanlara kapatmaya çalışmasının acizliğinden kaynaklandığını dile getirdi.
19 Aralık'ı dışarıda karşılayanlar söz aldı ardından. Ailelerin cezaevleri önünde bekleyişlerini, gözaltına alınışlarını, Taksim'de her gün yaşanan eylemleri, Fransız Konsolosluğu'nu işgal edişlerini anlattılar ve "biliyorduk ki hiçbir yoldaşımız teslim olmayacaktı" dediler. En son da Ölüm Orucu eylemidne ölümsüzleşen Sibel Sürücü'nün ölümsüzleşmeden birkaç hafta önce söylediği "yoldaş biz yaşayacağız, zaferi göreceğiz" sözleri hatırlatıldı.
Bu kısa söyleşi, duygu yüklü bir şekilde sona erdi.









