Kürt basınına yönelik olarak “KCK operasyonu” adıyla yapılan operasyonla gözaltına alınan ve 36'sı tutuklanan 44 gazetecinin iddianamesi hazırlandı. Gazeteciler iddianamede “örgüt üyeliği ve yöneticiliği”yle suçlanırken “delil” olarak gösterilen gerekçeler dikkat çekiyor.
Gazetecilerin haber merkezleriyle ve meslektaşlarıyla yaptıkları telefon görüşmeleri, e-posta üzerinden yapılan haberler, haberlere ilişkin görüşmeler, facebook üzerinden yazışmaları, gazetecilerin işleri gereği yurtdışına çıkışları Roj TV'ye bağlanarak gündemdeki haberleri aktarmaları vb. meslekleri gereği yaptıkları işlemler “suç unsuru” olarak görülüyor.
İddianamedeki bir başka dikkat çeken konu ise geçmiş tarihlerde gerçekleşen bir takım olayların konuyla ilgisi olmamasına rağmen iddianameye konması.
Tutuklu Özgür Gündem Gazetesi yazarı Nurettin Fırat'ın 2002 yılında bir ihbar üzerine evinden gözaltına alınmış olması, yine Fırat'ın 2008 yılında Ramazan Peköz'le DTP'nin kapatılmasına ilişkin yapmış olduğu bir telefon görüşmesinde “Boşver lo kapatıyorlarsa kapatsınlar şerefsizler. Kapatıyorlarsa bu devleti ne edelim?” sözlerine yer verilerek bu sözler, iddianamede “devlete hakaret niteliğinde beyanlarda bulunmak” şeklinde suç unsuru olarak yer aldı.
İddianamede yine geçmişteki olaylara ilişkin aktarımlar yapılırken savcının yorumu da yer alıyor. Yine Ramazan Peköz ile Nurettin Fırat arasındaki Tayyip Erdoğan'ın Diyarbakır ziyaretine ilişkin telefon görüşmesi konu edilerek “Nurettin Fırat'ın devletin Başbakanına ağır küfürlerde bulunduğu, Diyarbakır iline ne yüzle geldiğini söylediği görülmektedir” şeklinde değerlendirmeye tabi tutulmuş.
Gazetecilerin yurtdışına çıkmaları da “suç unsuru” olarak sayılıyor. Nurettin Fırat'ın 2007 yılında 13 Temmuz tarihinde Şırnak-Habur Kara Hudut Kapısı'ndan çıkış yapmış olması PKK'nin aynı tarihlerde yapılmış olan Konferansı'yla ilişkilendiriliyor ve bu “bulgu” üzerinden “Örgüt kamplarında gerçekleştirilen Basın Yayın Konferansı'na katıldığı anlaşılmıştır” yorumu yapılıyor.
İddianamede gizli tanıkların ifadeleri de delil niteliğinde yer alıyor. Batuhan Yıldız isimli gizli tanık DİHA çalışanlarından Ertuş Bozkurt hakkında “Bu şahsın 2009 yılında YRD'nin 5. konferansına katıldığını duydum” ifadesi suçlanması için yeterli görülüyor. Bozkurt'un haberlerinde kullanmak üzere bulundurduğu bazı fotoğrafların incelenen dijital malzemeler arasında yer alması ise iddianame “suç unsuru” olarak sayılıyor. Bu kapsamda PKK lideri Abdullah Öcalan ile Kemal Pir ve Mazlum Doğan'ın fotoğraflarının bilgisayarında bulunması da “PKK-KCK örgüt propaganası yaptığı” şeklinde değerlendiriliyor.
Yine tutuklu DİHA muhabir Çağdaş Kaplan'la ilgili iddianamede de ilginç “deliller(!)e” yer veriliyor.
Çağdaş Kaplan'ın PKK'li Ebru Muhikancı'nın cenazenin gelişine ve defnedilişene ilişkin bilgi almak amaçlı yaptığı telefon görüşmesi savcılık tarafından “suç” olarak kabul edilirken bazı telefon görüşmelerinin ise nasıl bir mantıkla iddianameye dahil edildiği anlaşılamıyor.
Çağdaş Kaplan'ın izlediği YDGM davasının başlama saatine ilişkin İsmail Yıldızla yaptığı telefon görüşmesi iddianamede yer alıyor.
Yine Çağdaş Kaplan'ın avukatların tutuklanmasına ilişkin Roj TV'ye canlı yayında bağlanarak haberi aktarması ve avukatların Kürt kimliğine dikkat çekmesi “suç” kabul edilerek, Kaplan'ın tutuklamalara ilişkin operasyonu“terör örgütüne yönelik” operasyon değil de “Kürt avukatlara yönelik operasyonu” olarak ifade etmesi “belli amaçla tercih edilen illegal dil” olarak değerlendiriliyor.
İddianamede hayrete düşüren bir başka yön ise gazetecilerin facebook sayfalarında çalıştıkları haber ajansının ismini belirtmelerinin suç unsuru kabul edilmesi.
ANF muhabiri İsmail Yıldız'ın “Rawin Sterk” adıyla hazırladığı facebook hesabındaki profilinde
“ANF'de Çalışıyor” ibaresinin bulunması iddianamede suç delili olarak gösteriliyor.
Ayrıca yine Yıldız'ın buradan yaptığı bir paylaşımda bulunduğu bir yazıda kullandığı “Türkiye Foseptik Millet Meclisi” ifadesi “Türkiye Cumhuriyeti Başbakanına ve 545 milletvekiline hakarette bulunduğu tespit edilmiştir” yorumuyla ele alırken yine Yıldız'ın aynı facebook sayfasında yer alan “İnsanlarımızı Öldürüyorlar” yazısı ve paylaştığı fotoğraf da “örgüt mensubunu övücü mahiyette” değerlendirilerek diğer “suç”lara ekleniyor.
Gazetecilerin açıkça mesleklerinin yargılandığı bu iddianamelerde buna benzer bir çok “örgüt üyeliği ve yöneticiliği”ne ilişkin “suçlar(!)” ve “deliller(!)” ve tabii değerlendirmeler yer alıyor.