Cumartesi Anneleri 373. haftada Rıdvan Karakoç ve Hasan Ocak'ın failleri soruldu.
İnsan Hakları Derneği Başkanı Baki Boğa, failler hakkında hükümetin hala bir adım atmadığını, faillerin yargı önüne çıkarılancıya kadar mücadele etmeye devam edeceklerini bellirti.
Bugün (19 Mayıs) Galatasaray Lisesi önünde 373. haftada oturma eylemlerini gerçekleştiren Cumartesi Anneleri Rıdvan Karakoç ve Hasan Ocağın failerini sordular. Hasan Ocağın kardeşi “17 yıldır buradayız, Hasanları, Rıdvanları unutmamak için buradayız” dedi.
Rıdvan Karakoç'un kaybedilmeden önce avukatı olan Eren Keskin; Rıdvan Karakoç benim aynı zamanda arkadaşımdı, o süreçlerde hep büroma gelir sohbet ederdik, bana çok sık takip edildiğini söylüyordu. Bu yüzden Rıdvan'a bana bir dilekçe hazırlayıp bana yollamasını istemiştim. Dilekçeyi bir arkadaşıyla ulaştırmıştı. Rıdvan beni hergün iyi olduğunu söylicekti. Rıdvan eğer bir gün arıyamasam bilki başıma bir şey gelmiştir diye bana bilgi vermişti. Rıdvan bir gerçekten aramamıştı ve o gün ben çok kaygılanmıştım. Rıdvan'ı aramaya koyulmuştuk.
Rıdvan Karakoç'un kardeşi Hasan Karakoç eylemde söz alarak, 17 yıldır burda olduklarını gözaltında veya faili meçhul cinayetlerde öldürülen insanlar için yaptıkları eylemlerde hükümet veya devlet kurumlarından bugüne kadar adım atılmadığını bellirti. Hasan Karakoç; “gözaltında veya faili meçhul cinayetlerin tek sorumlusu devlettir, o insanları katleden devletir” dedi.
Basın açıklamasını okuyan Işıl Kurt , 373. buluşmalarında Rıdvan Karakoç davasına dikkat çektiklerini, Rıdvan Karakoç polis tarafından arandığı için eve gelemediğini, ailesi ile telefonla haberleşebildiğini söyledi. Kurt, Gazi mahellesinde ailesinin evinde kalan Rıdvan Karakoç polisler tarafından defalarca basıldığını “Rıdvan'ı bize getirin, yoksa gördüğümüz yerde öldürürüz” diye tehdit edildiklerini altını çizen Kurt; sözlerini şöyle sürdürdü; “Rıdvan Karakoç, ailesini en son 20 Şubat 1995'te aradı. O tarihten sonra bir daha kendisinden haber alınamadı. Ardından polislerin ev basması ve tehtidleri kesildi. Ailesi Savcılık ve Adli Tıp Kurumu başta olmak üzere tüm mercilere başvurdu. Her yerde Rıdvan'ın gözaltına alındığı inkar edildi. Ailesi onu ararken Rıdvan'ın telle boğularak öldürülmüş bedeni Beykoz'da ormanlık bir alana atılmıştı. Bulunduğunda ayakkabı bağcıkları, kemeri yoktu, parmak izi alındığı için parmak uçları mürekkepliydi. Elektirik işkencesinden tırnakları morarmış, filistin askısından koltukaltları yırtılmıştı. Vücudu sigara yanıkları ile doluydu. Tüm bulgulara rağmen Rıdvan'ın işkenceyle öldürüldüğünü kanıtlamasına rağmen ölümü “teröristlerin kendi aralarında çıkan çatışmada öldü” lanse edilerek medyada yansıdı.” dedi.
Güncel
“Rıdvan'ı Bize Getirin, Yoksa Gördüğümüz Yerde Öldürürüz”
“Kendimize Ve İşçi Sınıfına Güveniyoruz”
Adana TEDAŞ işçileri eylemlerinin 77. gününde Cuma günü yürüyüş yaparak taleplerini bir kez daha haykırdılar. Kalabalık bir kitle tarafından desteklenen eylemde “TEDAŞ'ta Direniş Kazancak”, “Biz Haklıyız Biz Kazanacağız”, “TEDAŞ İşçisi Köle Değildir” “Yaşasın Sınıf Dayanışması”, “Yaşasın İşçilerin Mücadele Birliği”, “Direne Direne Kazanacağız” sloganları atıldı.
18 Mayıs Cuma akşamı Atatürk Parkı'nda “TEDAŞ'ta Direniş Kazanacak” pankartıyla bir toplanan işçiler, aileleri, Enerji-Sen üyeleri, üniversite öğrencileri, Mücadele Birliği, Kızılbayrak, ve TKP, ÖDP, ESP temsilcileri sloganlarla TEDAŞ önüne yürüdü.
TEDAŞ önüne gelindiğinde Enerji Sen Genel Başkanı Kamil Kartal, 76 gündür kendileri ve çocuklarının geleceğini savunmak için burada olduklarını ve sorunun çözümü için Adana Valisi ile de görüştüklerini fakat “Bu memlekette yasalar var, gidin hakkınızı arayın” cevabını aldıklarını hatırlatarak, sendikasız işyerine sendika girince örnek teşkil edeceğinden örgütlenmenin önünü kesmek istediklerini belirtti. Yasal ve fiili sonuçları ne olursa olun mücadeleye devam edeceklerini ifade eden Kartal, bu memleketi yönetenlerin, işçilerin yılacağını sandıklarını fakat işçilerin sonuna kadar direneceğini belirterek “Biz yaşamımızda iki şeye güvendik; kendi gücümüze ve işçi sınıfına. Mahmut Nimet Dalkır artık inat etmemelidir. Mamut Nimet Dalkır 'ya ben giderim ya işçiler gidecek' demiştir. Bu iş yerinin sahibi işçilerdir. Gidecek biri varsa o da Mahmut Nimet Dalkır'dır diyerek sözlerini tamamladı.
Dev Sağlık-İş Sendikası Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu ise işçilere emekçilere insanlık dışı çalışmayı, açlık sınırında yaşamın reva görüldüğünü ve insanlık düşmanı bir sistem olan taşeronlaştırmanın egemen hale gerilmeye çalışıldığını belirterek taşeron çalışma tamamen ortadan kalkıncaya kadar mücadele edeceklerini belirterek ortak bir mücadele yürütülmesi gerektiğini vurguladı. Birlikte mücadele edildiğinde nasıl Adana'da Balcalı ve Numune işçileri kazanmışsa burada da TEDAŞ işçilerinin kazanacağını belirtti. Çerkezoğlu sözlerini “Direniş ekmeğimizdir, direniş özgürlüğümüzdür. Direnişinizi selamlıyorum” diyerek sözlerini tamamladı.
Eylemin ardından işçiler işyeri önündeki çadırdan ayrılmayarak birlikte geceyi çadırda sohbet ederek geçirdiler.
İbrahim Kaypakkaya İzmir’de Anıldı…
Anmada “İbrahim Kaypakkaya’yı Unutmadık” yazılı pankartının yanı sıra “Agıre Bedane We Buye Ronahıya Gele Kurd”, “Hun Bun Kulilken Meha Gulane”, “Hun Bun Sterken Şeven Tari” yazılı ve ölümsüzleşen savaşçıların fotoğrafı bulunan pankartlar taşındı. Kitle Basmane’den eski Sümerbank önüne yolu tek şerit kapatarak yürüdü. Anmada sık sık “18 Mayıs’ı Unutmayacağız”, “Yaşasın Devrim ve Sosyalizm”, “Devrim Savaşçıları Ölümsüzdür”, “Yaşasın Devrimci Dayanışma”, “Şehit Namırın”, “Ey Şehit Riyate Riyame Ye”, “Kürdistan Faşizme Mezar Olacak”, “Önderimiz İbrahim İbrahim Kaypakkaya”, “Deniz Yusuf İnan Savaşa Devam”, “Zindanlar Yıkılsın Tutsaklara Özgürlük”, “İbrahim Kaypakkaya, Haki Karer, Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan, Hüseyin İnan, Mahir Çayan, Gurbet Aydın/Ölümsüzdür” sloganları atıldı. Eski Sümerbank önüne gelindiğinde tüm Özgürlük ve Devrim Savaşçıları için 1 dakikalık saygı duruşunda bulunuldu. Saygı duruşunun ardından Partizan adına basın metni okundu. Basın metninde şunlara değinildi; “2012 yılının Mayıs ayı İbrahim Kaypakkaya’nın Amed zindanında “Ser verip sır vermeyen bir yiğit” olarak, işkencede katledilişinin 39. yıl dönümüdür. Katledilmesinin üzerinden 39 yıl geçmesine rağmen bu günde İbrahim Kaypakkaya, hâkim sınıflar tarafından tehlike olarak görülmeye devam ediyor! 







Kızıldere’de katledilişlerinin 40 yılında Mahir Çayan’la birlikte katledilen ON’ları; İdam edilerek katledilişlerinin 40 yılında Denizleri; Katledilişinin 39 yılında İbrahim Kaypakkaya’yı; Dörtler, Haki Karer ve Hasan Ocak’ı anıyoruz.
Hem de onları anmanın, onların mücadele ruhlarını kuşanmak olduğunu bilerek anıyoruz. Onları anmanın işçi ve emekçilere yönelik emek düşmanı politikalara onların militan ruhuyla karşı çıkmak anlamına geldiğini bilerek anıyoruz. Onları anmanın, Kürt halkına yönelik imha, inkâr ve katliamcı politikalara karşı mücadele etmek olduğunu bilerek anıyoruz” denildi.
Partizan’ın ardından YAK-DER basın metnini okudu. Okunan metinde şunlara değinildi;
“6 Mayıs’ın 40 yıl dönümünde Deniz, Hüseyin ve Yusuf Aslan’ın şahsında tüm Mayıs şehitlerini minnetle anıyoruz. Mayıs ayı Kürt mücadelesi açısından da şehitler ayıdır. Biz mayısı şehitler ayı olarak anıyoruz. Bu ayda DENİZLERİN ASILMASI, İbrahim KAYPAKKAYA’nın katledilmesi, HAKİ’nin katledilmesi, cezaevinde Ferhat KURTAY ve üç arkadaşının Amed zindanındaki baskıları protesto etmek için bedenlerini ateşe vermesi, Mehmet KARASUNGUR ve İbrahim BİLGİN’in katledilmesi, binlerce gencin ve yurtseverin Mayıs ayında şehit düşmesi, Mayıs ayını hem mücadele inancının iradesini şehitler şahsında geliştiği hem de mücadelenin yükseldiği bir ay haline getirmiştir” denildi.
Okunan basın metninin ardından İbrahim Kaypakkaya’nın katledilişi ile ilgili kısa bir tiyatro gösterimi yapıldı. Tiyatro gösterimi ardından Anma sloganlarla sona erdi. Anmaya bizde Mücadele Birliği Platformu olarak destek verdik.
Mücadele Birliği/İzmir
Zindanda Mayıs Coşkusu
Merhaba Değerli Basın Emekçileri,
1 Mayıs işçi ve emekçilerin kapitalizme karşı savaş günü dünyanın her yerinde coşkuyla kutlandı. Türkiye ve Kürdistan proletaryası da Newroz'dan sonra 1 Mayıs'ta devrimi ve sosyalizmi haykırdılar. Bu coşkunun duvarları aşmaması düşünülemezdi. Ve 1 Mayıs zindanlarda da coşkuyla kutlandı. Taksim Kızıl Meydanı dişle tırnakla savaşla kazanmanın coşkusuydu bu. Türkiye ve Kürdistan'ın devrimci halk önderleri Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan, Hüseyin İnan yoldaşları da andı halklarımız. Bizler de Mardin'de bulunan TKEP/L davası tutsağı ve PKK'li tutsakları olarak 1 Mayıs ve 6 Mayıs'a ilişkin etkinlikler düzenledik. Bu etkinlikleri sizlerle emekçi halklarımızla paylaşmayı önemli buluyoruz.
“Dünyada coşkuya karşılanan 1 Mayıs İşçi ve emekçilerin kapitalizme karşı savaş günü Türkiye ve Kürdistan proletaryası tarafından da coşkuyla kutlandı. Newroz'u ayaklanmalarla geçiren halklar 1 Mayıs'ta da meydanlarda devrim bayrağını dalgalandırdılar. Elbette ki, bu bayrak faşizmin duvarlarına takılacak değildi. Bizler TKEP/L davası tutsağı ve PKK davası tutsakları olarak 1 Mayıs ve Devrimci Önderler Deniz, Yusuf, Hüseyin yoldaşların 6 Mayıs ölümsüzlük gününde çeşitli etkinlikler gerçekleştirdik.
1 Mayıs'ta Türkiye ve Kürdistan şehitleri için saygı duruşuyla başladı etkinlik. Daha sonra TKEP/L ve PKK tutsakları adına yazılan bildiriler okundu. TKEP/L adına hazırlanan bildiride kısaca şöyle denildi:
'Dünya Halkları Devrime Yürüyor!
Genelde dünya halkları, özelde Türkiye ve Kürdistan halkları sokakları işgal etmiş durumdalar. Dünyanın bütün meydanları halkların özgürlük çığlığı ile yankılanıyor. (...) Halklarımız şehitlerinin yolundan devrime yürüyor. (...)
Yoldaşlar,
Halkımızın tarih yazdığı ulusal sınıfsal özgürlüğüne olan özlemini haykırdığı alanlarda faşist devlet güçlerine ağır darbeler vurduğu Newroz sürecinden sonra, halklarımız, 1 Mayıs işçi ve emekçilerin kapitalizme karşı savaş gününü karşılıyor.
Tükiye ve Kürdistan proletaryası Newroz'un zafer coşkusuyla 1 Mayıs'ta da ülkelerimiz devrimini büyüterek, gerçek kurtuluşu olan sosyalizme yürüyecek. Halklarımız proletarya enternasyonalizmi anlayışıyla mücadele birliğini örecek ve 1 Mayıs alanlarını kapitalistlere dar edecektir. (...)
Değerli Dostlar,
Halklarımız uzun yılları alan içsavaş sürecinde en yiğitlerin verdi toprağa. Tarihi katliamlarla dolu olan faşist devlet en yiğitlerimizi aldı bizden. Devrimimiz şehitlerimizin cesareti ve fedakarlığı üzerinde yükseliyor. Onların yarattığı değerlerle yürüyoruz zafere...
2 Mayıs'ta şehit düşen PKK kadrolarından Mehmet Karasungur hevalleri ve 6 Mayıs'ta ölümsüzleşen Türkiye ve Kürdistan devriminin halk önderleri Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan yoldaşları saygıyla anıyoruz.
Tüm bu düşüncelerle 1 Mayıs işçi ve emekçilerin savaş günün kutluyoruz. Şehitlere olan bağlılığımızı yineliyoruz. Onların bıraktıkları bayrağı zafere kadar onurla taşıyacağımızı belirtiyoruz. Anıları mücadelemize ışık tutuyor.
Yaşasın 1 Mayıs! Biji 1'ê Gulanê!
Yaşasın Proletarya Enternasyonalizmi!
Yaşasın Partimiz TKEP/L!'
Bildirilerin okunmasının ardından halaylara durduk. Şarkılar eşliğinde coşkuyla 1 Mayıs'ı Taksim'in Kızıl Meydan coşkusuyla kutladık.
6 Mayıs'ta ise devrimci önderlerimiz için saygı duruşunda bulunduk.
Mardin'den Bir Leninist Tutsak
"Onlar Yaşadıkları Döneme Öncülük Ettiler"
İbrahim Kaypakkaya, Dörtler olarak tarihe geçen Ferhat Kutay, Eşref Anyık, Mahmut Zengin, Necmi Öner, ve Armenak Bakırcıyan (Orhan Bakır) ve Haki karer ölümlerinin yıldönümünde 78'liler Girişim tarafından İbrahim Kaypakkaya'nın okuduğu okul önünde anıldı.
78'liler Girşimi üyeleri 18 Mayıs günü saat 12.30'da Çapa Anadolu Öğretmen Lisesi (Eski Çapa Yüksek Öğretmen Okulu) önünde İbrahim Kaypakkaya, Dörtler'in ve Diyarbakır Cezaevi'nin resminin olduğu “İbrahim Kaypakkaya'dan Dörtlere...” yazılı pankart açtı ve ölümsüzleşen Haki Karer ve Armenak Bakırcıyan'ın resimlerini taşıdı.
78'liler Girişimi adına basın açıklamasını Yunus Bircan okudu. Tarihi bir dönemi anlamak için o dönemin tarihi kişiliklerini incelemek gerektiğini, devrimcilerin yaşadıkları tarihi dönemin kuşaklarında cisimleştiğini ve yaşadıkları döneme öncülük ettiklerini hatırlatan Bircan bu nedenle de toplumsal ve siyasal hareketleri anlamanın başlangıç noktası olduklarını belirtti.
Türkiye'nin 60'lı yıllarını, 68 kuşağının 71 devrimciliğine dönüşme sürecini, 71'li yılları, 78 devrimciliğine doğru geçirdiği evrimi anlamak için Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan, Hüseyin İnan, Sinan Cemgil, Mahir Çayan ve İbrahim Kaypakkaya'ya bakmak gerektiğini vurgulayan Bircan, 71 devrimciliğinin 78 devrimciliğine geçişin son ölümsüz isminin ise İbrahim Kaypakkaya olduğunu söyledi.
İbrahim Kapyakkaya'nın tarihsel süreç ve bilinç açısından kısa bir zaman aralığında yürüttüğü ideoloik örgütsel çalışmalar ve polemiklerde Doğu Perinçek hareketinin rolünü ve geleceğini isabetle değerlendirmiş olduğunu, kemalist kadronun T.C. Devletini kurarken solun bir kesiminin onun aydınlanmacılık örtüsü altında nasıl girdiğini, solcuyu devlet derinliğine nasın sürüklediğini o günlerde işaret ettiğini aktaran Bircan, Kaypakkaya'nın kemalist hareketi incelerken devletin 2. Dünya Savaşı, 12 Mart Darbesi süreçlerini çok iyi incelediğini ve Milli Mesele adlı makalesini yazdığını belirtti.







18 Mayıs 1973 yılında gördüğü işkence sonucunda ölümsüzleşen Kaypakkaya'nın ölümünden 9 yıl sonra 1982 yılında İbrahim Kapakkaya'nın ölümyıldönümünde Diyarbakır Cezaevi'nde Kürt halkının özverili devrimcileri Ferhat Kutay, Eşref Anyık, Mahmut Zengin ve Necmi Öner'in bedenlerini ateşe verdiklerini hatırlattı.
Yine 18 Mayıs 1978 günü Kürt özgürlük hareketinin emekçi kişilerinden olan ve aslında Türk olan enternasyonal devrimci Haki Karer'in Antep'te pusuya düşürüldüğünü ve İbrahim Kaypakkaya ile aynı günde ölümsüzleştiğini belirtti.
Bircan, anılması gereken ve yine yakın tarihlerde ölümsüzleşmiş bir enternasyonalist devrimci daha olduğunu belirtti. Bu enternasyonalist devrimci Armenak Bakırcıyan'dı Okumak için geldiği istanbulda TKP/ML ,TİKKO saflarına katılan Bakırcıyan'ın yoldaşlarına bir zarar gelmemesi ve rahatça devrimci mücadeleyi sürdürebilmek için adını Orhan Bakır olarak değiştirdiğini hatırlatan Bircan Bakırcıyan'ın 1978'de Elazığ Karakoçan'da 13 Mayıs günü henüz yirmili yaşlarında bir eylem sırasında ölümsüzleştiğini belirtti.
Bircan sözlerini “İbrahim Kaypakkaya'yı unutmayalım, saygıyla, sevgiyle hatırlayalım. Ferhatlar'ın bugünleri de ısıtan ateşini karalım, su dökmeyelim ve onları sevgiyle ve saygıyla analım. 18 Mayıs 1977'de bir provokatör tarafından katledilen enternasyonalist savaşçı Haki Karer'i sevgi ve saygılya analım, ihaneti ise unutmayalım. Orhan Bakır/Armenak Bakırcıyan'ı bu enternasyonalist devrimciyi ve Ermeni kardeşliğini hep hatırlayalım. Tümümün aziz hatıraları önünde saygıyla ve sevgiyle eğilelim.” diyerek sözlerini tamamladı.
Diğer Makaleler...
Sayfa 2 / 238


