Monday, May 21st

Güncelleme:06:11:03 PM GMT

Başlıklar:
Buradasınız: Anasayfa Makaleler Fidel Castro ABD BAŞKANINA MEYDAN OKUMA

ABD BAŞKANINA MEYDAN OKUMA

 

105 gün önce meydana gelen petrol sızıntısı olayıyla ilgili bir kaç gün önce bazı gerçekler ortaya çıktı.

Günümüzde petrol çıkartma teknolojisinin geldiği seviyeye güvenen Başkan Obama, ülkesini yabancı petrol kaynaklarının bağımlılığından çıkartmak için gündemdeki bu petrol kuyusunun açılmasına izin vermişti. Uygarlığın tek taraflı bağlı olduğu petrol ve ona bağlı ürünlerin aşırı tüketimi çevreciler tarafından şiddetle eleştiriliyor.

Alaska’da çıkartılan petrolün ABD’ye taşınması sırasında meydana gelen çevre felaketinden sonra George W. Bush bile bu kadarına cesaret edememişti.

Teknolojinin hızla ilerlediği günümüz tüketim toplumunda taleplere yetişmek için petrol aramaları artık çaresiz bir arayışa dönüşmüş durumda.

Bilimadamları ve çevreciler milyonlarca yıl önce gerçekleşen çevre felaketlerini anımsatarak uyarıyorlar. Metan gazının aşırı şekilde ortaya çıkmasıyla oluşan devasa dalgalar gezegenin büyük kısmına büyük zararlar vermiş. Felaket sırasında oluşan rüzgârın saatteki hızı ses hızının iki katına çıkarken kimi yerlerde 1500 metre yüksekliğindeki dev dalgalar canlı türlerinin %96’sının ölümüne sebep olmuş.

Aynı insanlar bugün Meksika Körfezinde yaşananlarla ilgili çekincelerini ortaya koyuyorlar. Gezegenimizin oluşumu zamanında özel bir bölge oluşturan kıtanın bu kısmında karstik kaya tabakasının altında devasa metan gazı birikmiş durumda. Gelişen teknoloji ile petrol aramaları için aşılabilen bu katmanın zarar görmesi bir felakete sebebiyet verebilir.

British Petroleum şirketinin sorumluluğundaki petrol platformunda yaşanan petrol sızıntısının ardından basında çok çeşitli haberler yeraldı:

"ABD hükümeti petrol sızıntısına karşı yapılan operasyonların olduğu bölgeye insanların yaklaşmasını yasaklarken, herhangi şüpheli bir davranışta bulunan kişilere 40 bin dolar ceza kesileceği belirtildi."

"Birleşik Devletler Çevre Koruma Kurumundan yapılan açıklamaya göre petrol platformundan metan, benzen, hidrojen sülfat ve diğer zehirli gazlar yayılmaya başlamış durumda. Sızıntı bölgesinde çalışan işçiler ordudan tedarik edilen gelişmiş gaz maskeleriyle çalışmakta."

Olağanüstü olaylar şaşırtıcı şekilde sık yaşanmaya başlandı.

İlk ve en önemli nükleer savaş çıkma riski, batan son teknoloji ürünü Cheonan savaş gemisi olayıyla ortaya çıktı. Güney Kore hükümeti geminin Sovyet yapımı bir denizaltıdan atılan yine Sovyet yapımı bir torpido yüzünden battığını iddia etmekte. Son teknolojiye sahip bir savaş gemisinin 50 yıl önce üretilen bir denizaltı ve yine 50 yıl önce üretilen bir torpidodan dolayı batması hiç inandırıcı gelmiyor. Diğer kaynaklara göre ise batmanın tek bir sebebi olabilir; Cheonan’ın gövdesine ABD gizli servisi tarafından yerleştirilen bir mayın. Olaydan hemen sonra Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti suçlandı.

Garip rastlantılar bir kaç gün sonra devam etti. Bu kez Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi aldığı 1929 numaralı kararla İran ticaret gemilerinin karar tarihinden 90 gün sonra aranmasına olanak sağladı.

Diğer bir olay ise yıkıcı etkilere sahip iklim değişikliğinin gittikçe varlığını hissettirmesi oldu. Çevreci kimliğiyle tanınan Yann Arthus-Bertrand tarafından çekilen belgesel film “Home”da konu çarpıcı şekilde işleniyor. Ülkemizin yanıbaşında, Meksika Körfezinde meydana gelen petrol sızıntısından sonra endişelerimiz artmış oldu.

20 Temmuz günü EFE haber ajansı tarafından yayınlanan bir raporda artık hepimizin aşina olduğu, petrol sızıntısının temizlenmesinden sorumlu olan Amiral Thad Allen’in açıklamalarına yer verilmiş. Buna göre Allen, kuyunun sahibi olan ve sızıntının sorumlusu BP’ye sızıntıyı durdurmak için "Macondo" adı verilen yeni bir kapak denemesi için onay vermiştir.

"Resmî rakamlara göre Meksika Körfezi deniz yatağında petrol çıkartıldıktan sonra terk edilmiş durumda bulunan 27.000 kuyu bulunuyor."

"BP platform kazasından 92 gün sonra, ABD hükümetini en çok düşündüren konu petrol kuyusunun zarar görmüş olması ve petrolün çok sayıda farklı noktadan denize sızıyor olması."

Artık kullanılmayan ve terk edilmiş kuyulardan petrol sızıntısının yeniden başlayabileceğine dair endişeleri içeren bu rapor, bu yönde kaygıları dile getirilen ilk resmî belge.

Konuyla yakından ilgilenmek isteyen okuyucular artık sansasyonel haberlerle bilimsel verileri karşılaştırabilecek durumda. Bana göre hala bazı gerçekler ortaya konmamış durumda. Amiral Allen neden yeraltı petrol kuyusunun hasar görmüş olabileceği ve petrolün çok sayıda farklı noktadan denize sızıyor olabileceğine dair bir açıklama yaptı? BP neden denize sızan ve 15 kilometre ötede yüzeye çıkan petrol tabakasından sorumlu olmayacağını açıkladı?

Konuyu inceleyen Kübalı araştırmacılara göre 15 gün daha beklememiz gerekiyor. Petrol sızıntısına sebep olan kuyuya 5 metre öteden paralel bir tahliye kuyusunun açılması bekleniyor. Bu sırada eğitimli çocuklar konumundaki bizler, beklemeye devam ediyoruz.

Paralel bir tahliye kuyusu açılmasına bu kadar güveniliyorduysa, bu önleme neden daha önce başvurulmadı? Bu hareket tarzı da öncekiler gibi başarısız olursa, bundan sonra ne yapılacak?

Kendi ülkesinin içinde bulunduğu durumdan ötürü konuyla yakından ilgili olan adını vermek istemediğim bir kişi ile yaptığım görüşmede, özellikleri ve konumundan dolayı bu petrol kuyusundan metan gazı salınımı riskinin olmadığını öğrendim.

Konuyla ilgili 23 Temmuz günü hiçbir haber yayınlanmadı.

24 Temmuz günü DPA haber ajansından yapılan açıklamada şöyle bir haber yeraldı: "Önde gelen bir ABD’li bilimadamı British Petroleum şirketini suçlayarak, Meksika Körfezindeki petrol sızıntısı ile ilgili araştırma yapan uzmanlara rüşvet verilmeye çalışıldığını belirtti. BBC’ye verilen bilgide şirket, uzmanlardan bilimsel sonuçların geciktirilemsini talep etmiş." Ancak bu haberde de şirketin ahlâksızlığından bahsedilirken, deniz tabanına verilen olası zarardan, farklı noktalardan petrol sızma riskinden ve bölgede olağanüstü metan gazı yoğunluğundan bahsedilmemiş.

26 Temmuz günü Londra kaynaklı önemli basın kurumları olan BBC, Sunday Times ve Sunday Telegraph başta olmak üzere çok sayıda ajans, Meksika Körfezi petrol sızıntısı operasyonlarını ele alış tarzından ötürü BP Yönetim Kurulu Başkanı Haward’ın görevden alınmasının Yönetim Kurulu tarafından ele alınacağını kamuoyuna duyurdu.

Meksika’da yayın yapan Notimex ve El Universal haber ajansları ise BP’nin henüz yönetim değişikliğine karar vermediğini, durumun bugün öğleden sonra yapılacak olan yönetim kurulu toplantısında ele alınacağını duyurdu.

27 Temmuz günü ise haber ajansları BP Yönetim Kurulu Başkanının görevden alındığını duyurdu.

28 Temmuz günü ise aralarında ABD hükümeti ve müttefiklerinin de yeraldığı 14 ülke yönetimi ve 12 haber ajansı Afganistan’da sürmekte olan savaşa dair gizli belgelerin Wikileaks tarafından yayınlanmasına dair açıklamalarda bulundular. Belgelerin ortaya çıkmış olmasından dolayı endişeli olduğunu kabul eden Barack Obama bilgileirn eski olduğunu ve yeni bir şey içermediğini öne sürdü.

Bu ikiyüzlü bir açıklamaydı.

Wikileaks kurucusu Julian Assange ise ortaya çıkan belgelerin ABD askerleri tarafından işlenen savaş suçlarına delil olduğunu belirtti.

Belgeler o kadar doğruydu ki ABD gizlilik sistemini temellerinden sarstı. Kamuoyuna ilan edilmemiş sivil ölümleri gibi belgeler de buna dahildi. Afganistan’daki savaşı ve kıyımı sürdürenler arasında yarılmalar ortaya çıkmaya başladı bile.

Terkedilmiş petrol kuyularında meydana gelen metan yoğunlaşması ile ilgili ise tam bir sessizlik hakim.

29 Temmuz günü AFP haberleri ise inanılmazdı. Usama bin Laden eskiden ABD istihbaratının adamıymış: "Wikileaks tarafından deşifre edilen gizli belgelere göre Usama bin Laden Afgan-Pakistan sınrında hala aktif olan ve değerli bir ajan olarak tanımlanıyor."

Sovyet işgali sonrasında patlak veren Afgan Savaşı sırasında Usama’nın ABD ile işbirliği yaptığı biliiyordu. Ancak tüm dünya yabancı devletin işgali sırasında zorunluluktan ötürü ABD ve NATO ile işbirliği yaptığını ve ülkesi işgalden kurtulunca, yabancı müdahalesini reddedip, ABD’ye karşı El-Kaide’yi kurduğunu düşünüyordu.

Küba da dahil olmak üzere çok sayıda ülke sayısız masum insanının hayatına mal olan terörist yöntemleri reddediyor. El-Kaide’nin ABD tarafından kurulduğunu öğrenince dünya kamuoyunun ne kadar şaşıracağını siz tahmin edin.

El-Kaide’nin varlığı Afganistan’daki Taliban rejimine karşı başlatılan savaşın gerekçesiydi. Sonrasında ABD ve müttefikleri tarafından işgal edilen Irak için de aynı gerekçe kullanılmıştı. Bu iki ülkede binlerce ABD genci hayatını kaybetti, onbinlercesi sakat kaldı. 150 binden fazla ABD askeri ve onların yanısıra savaşa destek olan Avustralya ve Güney Kore gibi müttefik ülke askeri sonu belirsiz bir maceraya gönderildi ve hala oradalar.

29 Temmuz günü Wikileaks internet sitesine 240 bin gizli belgeyi yükleyen 22 yaşındaki ABD’li istihbarat uzmanı Bradley Manning’in resmi basında yayınlandı. Suçluluğu veya suçsuzluğu konusunda bir açıklama yapmadı. Ancak kimsenin ona dokunabilceğini sanmıyorum. Wikileaks üyeleri gerçekleri dünyanın her yerine taşımaya hazırlar.

30 Temmuz günü Brezilyalı ilahiyatçı Frei Betto, "Grito de la Tierra, Clamor de los Pueblos" (Dünyanın Çığlığı Halkların Feryadı) adlı makalesini yayınladı. Yazının özünü iki paragraf çok güzel özetliyor:

"Antik Yunanlılar işin sırrını keşfetmişler: Gaia, yani dünya aslında yaşayan bir canlı. Hepimiz ondan geliyoruz, 13.700 milyon yıllık bir evrimden sonra. Ancak son 200 yılda, ona nasıl bakmamız gerektiğini öğrenemedik; onu satılabilen bir mal haline getirdik, en yüksek parayı verene satıyoruz."

"Bugün, insan dahil olmak üzere gezegenimizdeki tüm canlıların üçte ikisi yoksulluk seviyesinin altında yaşıyor ve dünyanın kendisi tehdit altında. Kıyamet senaryolarının önlenebilmesi için modern çağların efsanelerinin üzerine gitmek gerekiyor; serbest piyasa, gelişme, ulus devlet ve mantıksızlık."

Aynı gün AFP şu haberi geçti: "Çin Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Juang Yu tarafından açıklamaya göre Çin Halk Cumhuriyeti, İran’a karşı tek taraflı olarak uygulanan Avrupa Birliği yaptırımlarını kabul etmiyor."

Benzer şekilde Rusya da İran’a karşı ABD’nin etkisiyle yürürlüğe konan yaptırımları şiddetle eleştirdi.

30 Temmuz günü AFP bu kez, İsrail Savunma Bakanının açıklamasına yer verdi: "İran’a karşı Birleşmiş Milletler tarafından uygulanan yaptırımlar, bu ülkenin atom bombası yapabilmek için yürüttüğü uranyum zenginleştirme çalışmalarını askıya almasını sağlamayacaktır."

1 Ağustos günü ise AFP, İran Devrim Muhafızları sözcüsünün yaptığı açıklamada ABD’yi İran’a olası saldırısı konusunda uyardığını bildirdi.

"İsrail, sürmekte olan nükleer programını durdurmak amacıyla İran’a karşı yapılması olası bir askeri müdahaleyi gündeminden çıkartmamış durumda."

"Vaşington öncülüğündeki uluslararası toplum, sivil bir nükleer program kisesi altında sürdürdüğü silahlanma çabası güden İran üzerindeki baskıları artırıyor."

"ABD Genelkurmay Başkanı Michael Mullen Pazar günü yaptığı açıklamada, İran’ın nükleer silahlara sahip olmasını engellemek için ABD’nin bir saldırı planı bulunduğunu belirtti."

2 Ağustos günkü AFP haberinde ise diğer haberlere benzer bir haber dikkat çekiyordu:

"Devlet televizyonundan yayınlanan açıklamasında Ahmedinejad şunları söylüyordu: Birleşmiş Milletler Genel Kuruluna katılmak için New York’a gideceğim. Obama ile karşılıklı başbaşa oturup, dünya medyasının da tanıklığında en iyi çözüm yollarının aranmasına varım."

"Ahmedinejad, diyalog sürecinin karşılıklı saygı çerçvesinde yapılması gerektiğini de vurguladı."

"Eğer gelip bize kabul etmemiz gerekenleri söyleyip çekileceklerini sanıyorlarsa bunun hiçbir zaman olmayacağını belirteyim. Batılı devletler dünyada bazı şeylerin değiştiğini anlamak istemiyor."

"Yüzlerce atom bombası olan bir ülkeyi desteklerken, ileride mutlaka bunlara sahip olacak olan İran’ı durduracağınızı söylüyorsunuz."

İranlılar, herhangi bir İran ticarî gemisinin ABD ve İsrail gemilerince aranmaya çalışılması durumunda yüzlerce füzenin fırlatılacağını açıkladılar.

Böylece, Obama Birleşmiş Milletler Güvenlik konseyi kararının uygulanması emrini verince bölgedeki ABD savaş gemilerinin batırılmasını da emretmiş olacak.

Daha önce hiçbir ABD Başkanı böyle dramatik bir karar verme aşamasında olmamıştı. Bunu öngörmesi lazımdı.

Bu sefer, hayatımda ilk defa doğrudan ABD Başkanı Barack Obama’ya doğrudan hitap edeceğim:

İnsanoğluna tek gerçek barış olanağını vermenin gücün dahilinde olduğunu biliyorsun. Ateş etme emrini verme hakkını sadece bir kez kullanabilirsin.

Muhtemelen bu acı deneyimden sonra bulunacak çareler bizi benzer kıyamet senaryosu durumlarına getirmeyecektir. Ülkendeki her vatandaşın, en büyük düşmanın solcular veya sağcı muhaliflerin dahil olmak üzere tüm masum ABD halkı da bunu anlayacaktır.

Küba halkı adına yaptığım bu çağrıya kulak vermeni istiyorum.

Acil bir cevap vermeni bekliyorum, aslında cevap vereceğini de sanmıyorum. Bunu bir düşün, danışmanlarına sor, konuyla ilgili müttefiklerine ve rakiplerine danış.

Şan ve şeref peşinde değilim. Sadece yap!

Dünya hem nükleer hem de konvansiyonel silahlardan gerçek anlamda kurtulabilir.

En kötüsü nükleer bir savaşın çıkması olur, şimdiden geri dönülmez bir şekilde buna doğru ilerliyoruz.

BUNU ÖNLE!

Fidel Castro Ruz

3 Ağustos 2010

18:00