Emek, eylem ve kadın panelinden sonra bu ikinci panelimiz. Toplumsal mücadele ve kadın panelimizi 23 Ekim pazar günü saat 14.00'da gerçekleştirdik.
Gerçekleştireceğimiz panel için her yana toplumsal mücadelede öne çıkan kadınların resimleri ve kısaca öz geçmişlerini anlatan çıktılar asarak Ayışığı Sanat Merkezi'ni hazırladık.
Panelimizde devrimler ve kadın konusunu Songül Yücel, Kürt kadınının özgürleşme mücadelesini Sabahat Tuncel, zindanlar ve kadın bölümünü ise Serpin Kablan sunacaktı. Panelimiz başladığında son yaşanan gelişmelerden kaynaklı ulusal harekete ve BDP'ye dönük baskı ve saldırıların arttığını; bu nedenle BDP'nın çalışmalarının yoğunlaşması ve olağanüstü toplantılarının gündeme geldiğini, dolayısıyla BDP İstanbul milletvekili Sabahat Tuncel'in üzülerek panelimize katılamayacağının bilgilendirmesiyle başladık. Ancak elimizden geldiğince bu açığı kapatmaya çalışacağımızı söyledik.
Panelimize devrimler ve kadın konusunu sunan Songül Yücel'le başladık. Songül Yücel konuşmasına farklı ülkelerden kadınları küçümseyen, aşağlayan atasözlerinden örneklerle başladı. Ve kendi adının hikayesini aktararak (ailesi artık kız çocukları olmasın diye bu adı vermiş) yani daha doğuştan istenmediğimiz hissettiriliyor; diyerek çarpıcı bir giriş yaptı. Arap devrimleri güncel olduğu için oradan Mısır, Tunus, Yemen vb Arap ülkelerinden, o ülkelerdeki devrim dalgası ve öncü kadınlardan onların “bu defa devrim bizi geride bırakamayacak” diyerek nasıl bu büyük değişimin içinde, toplumsal mücadelenin önünde olduklarını anlattı. Yemenli 3 çocuk annesi bir kadının değişim meydanının simgesi durumunda olduğunu, Kahire'li Esma Mahfuz'u, Tunus'lu Hatice Salih'i, ilk kez Tahrir Meydanı'nda kadınla erkeğin bu kadar eşit olduğunu hissettiklerini...ve daha bilmediğimiz, ama hepsinde kendimizden bir yan hissettiğimiz birçok kadını öğrendik.
Ardından Songül Yücel Paris Komünü'nden, kibritçi kızlara, Filistin'li kadınlardan, Yunan'lı kadınlara, Alman kadınlardan Latin devrimlerindeki kadınlara, Türkiye'deki tekel işçisi kadınlardan Kürt kadınlarına ve Sovyet devrimindeki kadınlara kadar geniş bir yelpazede devrimlerde kadınları anlattı. Ayrıca devrimci kadınlardan öne çıkanlardan da birçok örnek verdi. Rosa'nın baş eğmezliğinden, Clara'nın 75 yaşında sağlığının çok kötü olmasına rağmen bir toplantıda “kenara çekilmeye hakkımız yok” demesine, Kollontai'ın Sovyetlerin atadığı ilk kadın elçi olduğunu ancak görev yeri olan Norveç'in 1920'lerde kadın olduğu için onu başta tanımadıklarını sonra kabul etmek zorunda kaldıklarını, İspanya'da bir maden işçisinin kızı olan Ibaruri Dolares'in sonra nasıl komünist bir kadın olduğunu, anarşist bir kadın olan Emma Goldman'ı, hayatıyla büyülendiğimiz Alman komünist Olga Benario'yu, Filistin'li Sena'dan, Ölüm Oruçlarında hiç tereddütsüz eylemlerini yapan onlarca kadınımıza ve bedenini newroz ateşi yapan Zekiye Alkan'a, Sema Yüce'ye... Bu kadar geniş ve derin konular ancak bu kadar toparlanıp bu kadar güzel verilebilirdi diyebiliriz.
Bu arada panel boyunca dışarıda İstiklal Caddesi'nde yürüyen faşist gürühün “ya allah bismillah allahüekber, şehitler ölmez vatan bölünmez...” naralarının can sıkıcı gerilimi içinde panelistlerin konuşmaya ve katılımcıların dinlemeye çalıştığını belirtmeliyiz. Yani emekçi kadınlar olarak karşı devrimin buram buram “intikam” kokan yürüyüşüne ve ölüm nidalarına karşın panelimizi 70 kişilik bir katılımla ve olağanüstü bir dikkatı, ilgiyi toplama, odaklama çabasıyla bu koşullar altında dahi çalışmalarımızı başarıyla yapabileceğimizi gösterdik.
Panelimize ara vermeksizin zindanlar ve kadın bölümüne geçtik. Serpin Kablan Bakırköy Zindanı'ndan yeni tahliye olmuş devrimci bir kadın tutsak olarak zindanlardaki uygulamaları, zindanların nasıl “ceza”nın kendisine dönüştüğünü tüm çıplaklığı ve canlılığıyla anlattı. Devrimci kadınların ilk sınavlarını gözaltılarda yaşadığını belirtti. Fatma Tokmak'ın kocası nedeniyle gözaltına alınıp işkence gördüğünü hatta kadına karşı çocuğununda bir işkence aracına dönüştüğünü ve Fatma Tokmak'ın 5 yaşındaki oğlu Azad'ında işkence gördüğünü, anneliğin karşı devrim tarafından kadına karşı bir silah olarak kullanıldığı çarpıcı bir örnek olarak anlattı. Zindanlarda kadınların sağlık sorunlarını ve bırakın tedaviyi teşhis için bile ne mücadeleler verildiğini, işte en son Güler Zere'yi kaybettiğimizi hatırlattı. Yine Hediye Aksoy'un hastalığının 4. aşamasında olduğunu durumunu ve uygulamaları anlatan Serpin Kablan bunun bir öldürme yolu olduğunu dile getirdi. Yine sürecin gelişimine göre içeride tutsaklara yapılan saldırılardan en son özerklik ilanı ve asker ölümlerinin ardından çeşitli bahanelerle içerde tutsaklara saldırıldığını anlattı... Herşeye rağmen zindanların kadın tutsakları birincisi okuma, aydınlanma açısından geliştirdiğini, ikincisi sürekli faşizmle karşı karşıya olmanın, tetikte olmanın kadınların bilincini ve pratiğini geliştirdiğini de dolayısıyla hiç bir şeyin tek yönlü etkilemediğini söyledi.
Panelimiz verilen aranın sonrasında soru cevap kısmıyla sürdü. Kadın kotasına bakıştan, kadın cinayetlerine, Batman'da ki kadın intiharlarından, feminizme birçok soru cevaplandı. Ancak sürenin aşılmasına rağmen meraklı parmaklar hala havadaydı. Ancak saatler 17.30'u gösterirken Kasım ayında Emekçi Kadınların Kadın ve Şiddet konulu panelinde görüşmek üzere panelimizi sonlandırdık.
EMEKÇİ KADINLAR (EKA)





















