Saturday, May 19th

Güncelleme:05:44:50 PM GMT

Başlıklar:
Buradasınız: Anasayfa Emek Postası SOL’SUZ 21. YÜZYILIN SÖVALYELERİ

SOL’SUZ 21. YÜZYILIN SÖVALYELERİ

e-Posta Yazdır PDF

 

Tüm gezegenimizde ve ülkemizde artık sol sözcüğünün hiçbir gerçeği yansıtmadığını vurguladıktan sonra yine de kendini solcu olarak nitelendiren ve tanımlayan gruplar, bireyler elbette var. Bu gruplar hatta politik örgütlenmeler kendilerinin hala solcu olduklarını kanıtlamak için çırpınıp duruyorlar.

1980 darbesinden sonra faşist uygulamaların hapishanelerden, işkencelerden, ölümlerden, idamlardan artakalanlar dışarıya çıktıklarında koskoca ülkede yalnızca sendikaların, sivil toplum kuruluşlarının, derneklerin varlığı ile karşı karşıya kalıverdiler. Oysa sendikalizmin Türkiye’de Generaller Yönetimi ile hiçbir zaman başı derde girmedi ve faşist uygulamaların içinde yaşamını sürdürdü. Örgütleri parçalanmış, en önde gelen militanları öldürülmüş, bir bölümü sığınmacı olarak dışarıya kaçmış olanların yeniden derlenip toparlanması için geride kalanlar sendikalara, derneklere, sivil toplum kuruluşlarına koşuştular. Orada yeniden örgütlenmek ve mücadeleyi kaldıkları yerden devam ettirmek isteyenler sendikaların ve sendikacıların tuzaklarına düşmekte gecikmediler. Buralarda yerleşebilmek için ve bir yönüyle maddi hayatlarının devamını sağlayabilmek için sendikacıların kendilerine dayattığı inkarcı politikaları benimsemekte doğrusu ya çok da güçlük çekmediler. Önce kendilerini adadıkları idealleri ve mücadele biçimini yadsıyarak işe başladılar. Uvriyerizmin kalıpları dışına taşmaları, mücadeleyi çok geniş ölçekte gündeme getirmeleri artık mümkün değildi. Böylece düzene uymakta ve bir zamanki tam karşıtlarının kimliğine dönüşmekte hiç de zorluk çekmediler. Bir bölümü dergilerini çıkardı ama bu dergilerin içeriği boşaltılmış, bir çeşit magazinleşmiş, edebiyatı, sanatı sulandıran dergiler durumunda kaldılar. Toplumla toplumun ilerici taleplerine sırtlarını dönmekte olduklarının zaman zaman ayırdına varsalar da bundan artık dönüşleri olmadığını biliyorlardı. Hatta içlerinden en önde gelenlerinden biri yeni anayasa tartışmalarında, Türkiye Cumhuriyeti devletinin Müslüman bir devlet olması gerektiğini söylemekten kaçınmadı bile. Pespaye televizyon dizilerine, içi boşatılmış filimlere danışmanlık yaptılar, 1980 öncesi mücadeleyi çürüten, yozlaştıran, melodrama dönüştüren senaryolar yazdılar.

1980 darbesinden sonra sivil toplum kuruluşlarına odaklanmış olanlarsa değişen dünya koşullarında demokrasinin, parlamentarizmin özgürlükçü niteliklerinden söz etmeyi büyük bir coşkuyla üstlendiler. Dünün en keskin mücadele bireyleri liberalizmin de hiper-kapitalizmin de övücüsü, sözcüsü durumuna bilerek geldiler. Bilerek geldiler diyorum: Bu şövalyelerin yaşamlarını, ekmeklerini kazanmaları gerekiyordu. Ve bunun için de önceki erdemli amaçlarına Don Kişot gibi saldırmayı geleceklerinin güvencesi olarak görmekte gecikmediler. Bazıları her ne kadar Marks’tan, Engels’ten söz etseler de Lenin’den söz etmemekte ustaca bir beceri gösterdiler. Bunun yerine, Leninizm’den uzaklaşmış, bir çeşit Menşevikleşmiş kadroların övgüsünü, sosyalizm için mücadelelerini öne çıkardılar.

Ama şimdi 21. yüzyılda bir köşeye sıkışıp kalmış, teslim olmuş, halkların gerçek mücadelesinden ve eğilimlerinden uzak düşmüş bu şövalyelerin yanında yeniden insanlığın ikinci büyük devrimi olan 1917’nin ilkelerini canlandırmak, yeniden tüm dünya halklarının önüne koymak için çabalayan, özveriyle bu yolu açmak isteyenlerin varlığı 21. yüzyılın böylesine çökmüş, çürümüş sistemini ortadan kaldıracak tek güç olarak kendini gittikçe daha çok belirliyor. Dünyayı, tüm gezegenimizi yeniden özgürlük, barış, kardeşlik, eşitlik ve ekmek projesi üzerinde inşa edecek olanlar 21. yüzyılın Sol’suz Şövalyeleri’ni gün geçtikçe nesnel koşulların gereksinimi ile de daha çok etkisizleştiriyorlar.

Orhan İyiler

14 Ocak 2011

Kaynak: www.orhaniyiler.com