Soruşturmalarla okuldan uzaklaştırma cezasına uğrayan öğrencilere üniversite önlerinde, yani sokakta dersler veren akademisyenler, aynı şekilde zindanlarda tutuklu bulunan öğrencileri için de cezaevi kapıları önünde dersler vermekteler.
15 Nisan 2012 tarihinde, “Öğrencime Dokunma” etkinlikleri kapsamında Tekirdağ F Tipi Cezaevi önünde akademisyen, öğrenciler ve eğitimcilerin bulunduğu bir grup, tutuklu öğrenciler için cezaevi önünde, öğrenci kürsüleriyle, yazı tahtalarıyla temsili ders yaptı.
DERS: Ekoloji
KONU: Suyun Tutukluluğu
KATILIMCILAR: Tutuklu Öğrenciler
Aynı gün Başbakan'ın da Tekirdağ'a gelmesi nedeniyle, İstanbul'dan gelenler kapatılan yollar yüzünden biraz gecikmeli geldiler. Bazı akademisyenlerin cezaevindeki tutuklu öğrencilerle görüşme talebi ise nöbetçi savcı tarafından reddedildi.
İstanbul'dan gelenler ile beraber Tekirdağ Eğitimsen üyelerinin katıldığı eylem, jandarma barikatının önünde, ''Öğrencime Dokunma'' pankartları ve dövizlerinin asılmasıyla birlikte yoklama alındı. Tutuklu ve hükümlü bulunan öğrencilerin adının okunarak yapıldığı yoklama, eyleme katılanların ''burada'' demesiyle derse başlanıldı.
Suyun tutukluluğu konulu ekoloji dersine Yıldız Teknik Üniversitesi akademisyenlerinden Prof. Dr. Beyza ÜSTÜN başladı. Tekirdağ'da Ergene vadisindeki suyun, fabrikalar tarafından kirletilmesi nedeniyle gündeme sık sık gelen ve daha önceden birçok eylemin yapılması nedeniyle de bölgedeki sorunları çok iyi bilen Beyza hoca, 'suyun tutuklanması' kavramıyla söze başladı. Uludağ'daki suların şişelenerek sözüm ona sağlıklı su diyerek cebimizden paraların ödenerek alınmasıyla beraber, HES (Hidroelektrik Santral) olarak bilinen ve kilometrelerce uzunlukta borularla taşınan suyun, toprakla olan temasının kesilmesiyle beraber birçok canlı türünün ve hayatın katledildiğine vurgu yaptı. Ancak bütün bunları İstanbul'daki su sıkıntısı döneminde Istranca'dan su getirilmesi yöntemiyle meşrulaştırdığını söyledi. Öte yandan Ankara'daki su sıkıntısı için Yeşilırmak'tan su taşınması için yapılan yatırımlar olmasına rağmen, kilometrelerce borular döşenmesine rağmen buradan su taşıma işlemi yapılmadı. Bunun nedeni; ihtiyaç olduğu için kabul edilmesini sağlamak ve sonrasında günümüze suyun şişelere, demir ve beton borulara girerek tutuklanmasına ses çıkarılmasının engellenmesi olduğunu söyledi.
Suyun tutuklanmasıyla beraber hayatın yok olmaya başladığını en iyi anlayan köylülerin HES'lere karşı eylemler yaptığını söyleyen Beyza ÜSTÜN, suyu metalaştırarak kar elde etmeye çalışan sermayedarların aslında kendilerinin de sonunu hazırladığını söyledi. Tutuklu ve hükümlü öğrencilerinini yerinin Ünüversiteler olduğunu belirtti ve sözü Doçent Dr.Ali Kerem SAYSEL'e bıraktı.
Doç. Dr. Ali Kerem SAYSEL, suyun tutukluluğun nedeninin bireysel mülkiyet olduğuna, toplum tarafından kullanıldığı ve toplumsal olduğu zaman bu sorunların önüne geçilebileceğine, ayrıca, Anayasal ekolojinin, Anayasaya eklenmesiyle sorunun aşılabileceğine vurgu yaptı. Daha sonra Tekirdağ Eğitimsen Mali Sekreteri Aytekin ÇELEBİ bir konuşma yaptı.
ÇELEBİ, Doç. Dr. Ali Kerem SAYSEL'in toplumsal mülkiyet çözüm önerisine katıldığını, aslında Ali hocanın dili varmasa da sosyalizme işaret ettiğini belirtti. Anayasal ekolojinin ise bu problemi bu sistem içerisinde çözemeyeceğini, çünkü; var olan Anayasada bile bir çok hakların, Anayasaya rağmen pratikte gasp edildiğini, kapitalizmin ekolojik sorunu çözemeyeceğini söyledi ve çözümün ancak ve ancak emeğin iktidarı ile yani sosyalizm ile çözülebileceğini söyledi.
Eylem tutuklu ve hükümlü bulunan öğrenciler, eyleme katılanlar tarafından kartlar doldurularak gönderilmesi ile sonlandırıldı.
Geçtiğimiz günlerde Ankara Mimar Sinan Lisesi bir eyleme şahit oldu.
bilmek ve okul harçlarını biriktirmek için geçen yıl İstanbul’da çalıştığı bir inşaatta çalışırken 10’uncu kattan düşmesi sonucu hayatını kaybeden Ağrı Tutak nüfusuna kayıtlı Ömer Çetin’in büstünü okula dikmek istemeleri ve paralı eğitimi protesto ettikleri için sol ve demokrat öğrencilere rektörlük tarafından soruşturma açıldı.


















