Emek ve Şiir konulu söyleşi şairlerimiz Ruhan Mavruk, Berrin Taş, Atila Oğuz ve Nazım Akarsu'nun katılımı ile gerçekleşti. Toplantı Nazım Hikmet'in doğum günü olan 15 Ocak'ta gerçekleştiği için, şairin 109. yaşı kutlanarak söyleşiye geçildi.
Emek ve Şiir konulu panelin Nazım Hikmet'in doğum gününde olması elbette konunun sık sık Nazım Hikmet'e dönmesine neden oldu. Şair Berrin Taş, “Nazım'la ilgili konuşmayı seviyorum. Çok sevdiğim bir şairdir. Emek ve şiir konusunda ilk aklıma gelen şiiri Yapıcılar'dır” diyerek başladı konuşmasına. “Nazım bilgi ile eğilir şiirine. Herkesin sustuğu bir dönemde, o yalan söylemeden gerçeklerin üzerine gitmiştir. Onun açtığı yoldan birçok şair yürümüştür” diyen şair Nazım'ın, emeksiz yaratıcılık olmaza bir örnek olduğunu, onun şiirlerinde yoğun bir şair emeği olduğunu belirtti. Değersiz şairlerin, okurdan, kendi bitkisel yaşamlarını yaşamamızı istediklerini oysa Nazım gibi şairlerin insanı eyleme, değişime çağırdığını sözlerine ekledi. Nazımla ilgili tematik çalışmaların yapılması gerektiğinin altını çizen şair Berrin Taş Nazım'dan seçtiği “Asya Afrika Yazarlarına, Faust'un Evi, Ben Bir Yolculuk Yaptım” şiirlerini bizimle paylaştı.
Ardından şair Nazım Akarsu sözü aldı. “Nazım Hikmet benim isim babamdır. Soyadım ise 'iyimserim dostlar akarsu gibi' dizelerinden gelir. Akarsuda hareketi, değişimi görürüz genelde ama Akarsu'da iyimserliği görmek ancak bir şairin işidir” diye başlayan şairimiz Nazım Akarsu, “Burjuvazinin bakmayın bugün ondan sık bahsetmesine, o Nazım'dan çok korkar. Çünkü onu ne kadar ehlileştirmeye, vatan ve hasret şairi yapmaya çalışsa da onun komünist kimliği her dizesinden bize el sallar. Nazım örgütlü bir şairdir ve bundun gurur duyar” diyen şair, bize Nazım'ın Anadolu'ya doğru Vala Nurettin ile başlayan yolculuğu ve ardından gelen yaşam serüveninden kesitler sundu. Onun şiir evreninin ne kadar geniş olduğunu, tarihin akışını kavrayan bir şair olduğunu, evrenin, umudun, kavganın türkücüsü olduğunu arı gibi çalışkan ve üretken bir insan olduğunu sözlerine ekledi. Nazım'dan seçtiği şiirleri bizimle paylaşan şair aynı zamanda şimdiye dek hiç bilinmeyen iki şiirini okudu.
Verilen kısa bir aranın ardından başlayan panelimiz şair Ruhan Mavruk ile devam etti. Sözlerine “Sanatı üretebilmek için kitlelerin içinde olmak gerekir. O motivasyonu yaşamın içinden almak lazım. Sanat emeği bulunmayan hiçbir şeyi sanat eseri saymamak gerekir” diye başladı. Emeğin örgütlenmesinde sanatın yerine gelince, diyen şair şöyle devam etti: “Sanat akıp giden yaşamın bizzat içindedir. Bu onun üretim aşamalarının bir gerçekliğidir. Somuttan yola çıkan soyutta biçimlenen ve tekrar somuta dökülen bir macerası vardır şiirin. Şiirin hammaddesini yani içeriğini yakalamaya çalıştığı birinci aşamada emeğin örgütlenmesinde halkın dinamiklerinin içindedir. İkinci aşamada soyutlanır, estetik gerçeklik olarak yeniden üretir, yaşaman gerçekliğini. Üçüncü aşamada ürettiğini yine emekçi halk kitlelerine sunar. Tıpkı Tekel, UPS, İSKİ, Akmercan, 19 Aralık katliamının protestosu gibi eylemliliklerde şiirlerimiz halka okuduğumuz gibi. Emeği örgütlemek görüyoruz ki, şiirin salt vazife ve sorumlulukları içinde değildir, keyfi bir seçim de değildir. Şiirin kendi üretim aşamaları içinde mevcuttur”. Ruhan Mavruk konuşmasını “Çöp Toplayan Kadının Elleri” adlı yeni şirini okuyarak sonlandırdı.
Şair Atila Oğuz ise “Emek insanlık tarihi varolduğundan beri çeşitli çekişmelerle kendini geliştirdi ve günümüze geldi. Bundan önceki toplumsal devirleri bir kenara bırakarak günümüz koşullarını ve gelecekteki emeğin yeri üzerine sanatın ne gibi bir katkısı olabilir onun üzerine kısaca değinmeye çalışacağım” diyerek başladı. Şöyle devam etti, “Emeğin örgütlenmesinde elbette sanatın büyük katkıları olabilir ve olduğu da yadsınamaz bir gerçektir. Buna kısa bir örnek verirsek, Nazım'ın şiirleri ve birçok şairimizin şiirleri ve tabii ki emeğin örgütlenmesinde sadece şiir değil roman, öykü, sinema, tiyatro ve müziğin de katkılarını unutmamalıyız, bunlar bilinen gerçeklerdir. Ancak biz bugün sanatın emeğin üzerinde etkisinin ve birleştirici gücünün nasıl yaratılacağı üzerine yeni düşüncelerimizi ortaya koymak için neler yapıyoruz ve nelerin yapılması gerektiğini düşünüyoruz.” Sözlerini “Esasen burada en önemli sorun sanatın emekçi kitlelerle güçlü bir şekilde ulaştırılmasıdır. Aksi takdirde kısa vadede sanatın etkisi beklenen kadar olmayabilir” diyerek sonlandırdı.
Konu emek ve şiir olunca işçiler ve emekçiler de kendini ifade etme imkanı bulur. Söyleşiyi izleyen PTT işçisi Cafer Kavağ da söz alarak kısa bir konuşma yaptı. İşten atılan tüm taşeron PTT işçileri adına konuşma yapan Cafer Kavağ, işten atılma ve eylem sürecini kısaca anlattıktan sonra, 20 Ocak Perşembe günü saat 12.00'de Sirkeci Büyük Postane önünde yapacakları eyleme davet etti.
Ardından yapılan soru cevap bölümünde ise dinleyicilerin katkıları ile zenginleşen panelimizde ard arda Nazım şiirleri de okundu ve O'ndan alıntılar yapıldı. Yaklaşık 3,5 saat süren panel, konu üzerinde daha uzun ve ayrıntılı konuşabileceğimiz daha geniş bir panelde buluşmak dileğiyle sona erdi.






