Hiç kimsenin istemediği seçimlere mecburen gidildi. Sonuç, ayıkla pirincin taşını… Parlamento aritmetiği ile hayatın gerçekleri o kadar alakasız olabiliyor ki! Öyle ya, şu teknokrat Papadimos hükümeti hem PASOK’un hem Yeni Demokrasi’nin hem de faşist Karacaferis’in desteğine sahipti. Yani 300’lük meclisin 250’si. Ama dışarıda kıyamet kopuyor, iki haftada bir genel grev yapılıyordu. Malum, burjuva demokrasilerde halkı sakinleştirip sistem aşısı yapmanın en iyi yolu seçime gitmektir. Ağlaya zırlaya seçime gittiler.
Sonuçlar normal, sürpriz yok. Gözlerden kaçırılan bir nokta, seçimlere katılım oranı: %65. Bu oyların da %2’si geçersiz oy. Kalıyor geriye %63. Seçimden birinci parti olarak çıkan Yeni Demokrasi’nin oyu %19. Seçmenlerin %63’unun %19’u. Bu arada, 15 milyonluk memleketin 3 milyonunun yabancı olduğunu ve oy kullanamadığını da hatırlatalım. Yani Yeni Demokrasi partisi aldığı 1.150 bin oyla 15 milyonluk memleketin birinci partisi oluyor ve 300’lük mecliste 108 koltuk alıyor. Şahane bir sistem ! Birinci parti bir milyon küsür, boykot 3.5 milyon !
Bir başka dikkat çekici sonuca gelelim. % 5-10 arasında oyu olan Komünist Parti’yi kenarda tutarsak, Yunan burjuva parlamentarizminde iki parti vardi; PASOK ve Yeni Demokrasi. Burjuva söylemle “merkez sol” ve “merkez sağ”. 1974’de askeri faşist cuntanın alaşağı edilmesinden bugüne kadar yaklaşık 40 yıldır tüm seçimlerde bu iki partinin oy toplamı %75-85 arasında oynamıştı. Bu seçimlerde aldıkları toplam oy ise %32 oldu. 40 yıldır kayıkçı dövüşü ile demokrasiyi idare eden, sırayla hükümet olup çatlayıncaya kadar yiyen bu iki parti, en nihayet Avrupalı ve IMF’li efendilerin kulaklarından tutup çekiştirmesiyle, başbakanlık koltuğunda bir teknotratın (Derviş’in Yunan versiyonu) oturduğu hükümeti desteklemek üzere birleşmişlerdi. Ancak bu tarihi kardeşleşme bile onları kurtaramadı. Yunanistan’da bir dönem kapandı.
“Merkez” partilerin döküldüğü yerde sahneye “radikal”lerin çıkması normal. Radikal Solun İttifakı isimli parti böylece %17 ile ikinci parti oldu. İsimdeki “radikal”e takılmayın, ayıptır söylemesi, bizim ODP çizgisinde bir parti. Geçen yıl bunlarda bir de bölünme oldu; bizim 80 öncesi Ecevit’i andıran bir tip “Demokratik Sol” adıyla (ne tesadüf) ayrı bir parti kurdu. % 6 oy da onlar aldı. Yani bu ayrılma olmasaydı, Radikal Solun İttifakı birinci parti olacaktı. 2.5 yıl önceki seçimlerde %5 oy alan bu gruplar nasıl oldu da toplamda %23’e çıktılar? Açık ki, Kızgınlar Hareketi diye süregelen sokaktaki öfkenin bir kısmı oy olup bunlara aktı. Daha küçük bir kısmı daha radikal, “anti-kapitalist”, “marksist-leninist” parti ve gruplara oy olarak gitti (anarşistlerden başka seçimleri boykot eden yok). Ama çoğunluğu, kendiliğinden de olsa seçimleri boykot etti. Yine de Radikal Sol İttifakı, Şimdiden, geniş bir kesim kızgın Yunanlıyı etkilemiş görünüyor. Ama bu etkinin uzun süreli olması zor. Çünkü Radikal Solun İttifakı Avrupa Birliği karşısında pek de radikal sayılmaz. Mevcut borç anlaşmasını biraz daha yenilir yutulur yeni bir borç anlaşmasıyla değiştirmekten öte bir istemleri yok. Ama bu masum istek bile Avrupalı ve IMF’li efendileri çileden çıkartmaya yetti. Vakit geçirmeden kükrediler: “Ya mevcut anlaşmayı onaylar ve tıkır tıkır borcunuzu ödemeye devam edersiniz ya da eurodan dışarı!”
Emperyalist-kapitalist sistemin bu kadar sıkışıp radikalleştiği bir zamanda Avrupalı yumuşak radikallerin işi zor. Avrupa Birliğinde cisimleşen emperyalist-kapitalist sistemi isteyip bunun sonucu olan borç (tam teslimiyet okuyun) anlaşmasını istememek çelişkili bir durum tabii.
Öte yandan, bu konuda çelişkili olmayan Yunanistan Komünist Partisi (KKE) var. Avrupa Birliğine de Avrupa parasına da karşı, bu konuda baştan beri ısrarlı ve tutarlı bir parti. Ama onun sıkıntısı da başka yerde. Son 2,5 yılda Yunanistan’da değişmeden ayni yerde duran tek şey KKE. Parlamentarizm ve sendikalizmin her şey, isyan ve ayaklanmanın ise provokasyon olarak değerlendirildiği bir parti için secim sonuçları hiç parlak değil; oyları ayni (% 8) kaldı.
Bu arada “seçim sürprizi” diye sunulan neo nazilerin % 7 ile meclise girmesi olayına da değinelim… Pek sürpriz değil. Krizin faturasının yabancılara çıkarılması Tv’lerden yapılan sürekli kampanyalar; Atina merkezin gettolaşması, yabancıların suça bulaştığı olayların ballandıra ballandıra sürekli yinelenmesi vb uzun süredir pişiriliyordu. Ote yandan Papadimos hükümetinde kaptığı birkaç bakanlık karşılığında faşist ruhunu satmakta tereddüt etmeyen Karacaferis’in partisi %5.5’luk oyunun yarısını kaybedip meclis dışı kaldı (baraj % 3); biraz oradan gelen oylar, biraz Yeni Demokrasi’nin parçalanan oyları yapılan yabancı düşmanı kampanyalarla birleşti ve bu yeni tosuncuklar meclise girdi. Dikkat çeken unsur, tamamen anti-kapitalist şöylem ve burjuva sisteme karşı öfkeyi kullanıyor olmaları. Düne kadar gizli güç idiler, şimdi açığa çıktılar. Bundan sonra bunları sokaklarda, eylemcilerin karşısında, polisle omuz omuza daha net göreceğimiz kesin.
Seçimlerden sonra sıra geldi hükümeti kurmaya…Bizans oyunları dönüyor ama işin aslı, kimse hükümet olmak istemiyor. Kim bir saatli bombanın üstüne oturmak ister…Yeniden seçimlerin gündeme gelmesi muhtemel. Ama Avrupalı ve IMF’li efendilerin başka numaralar da bulmaları lazım; zira seçimler istenilen sonucu vermedi; “Ya borç anlaşmasını destekleyin ya da mahvolun !” tehdidine pabuç bırakılmadı. Borç anlaşmasını sürdürmekten başka yolun olmadığını söyleyenler darmadağın oldu. Yunan halkı resti gördü. Tsipras bu eğilime uygun davranırsa, kabaran devrimci dalganın üzerinde yükselmeye devam eder ya da Avrupa solunun ruhuna uygun davranıp uzlaşmaya kalkar ve kızgın halk dalgası kendine daha “radikal sol ittifak”lar yaratır.
9 Mayıs 2012